Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Diyet listenizi yaşınız belirlesin; kesinlikle, 50’li veya 60’lı yaşlara geldiğinizde 20’li yaşlarda olduğunuz gibi bir insan değilsiniz. Yılların size kattığı tecrübeyi kast etmiyorum, unutmayın bedenimizde zamanla değişiyor. Bu süreç içerisinde sağlıklı ve güçlü kalmak istiyorsanız beslenmenizi de sürekli güncellemeniz gerekiyor.
Her bir yeni yaş vücutta çeşitli değişikliklere yol açar. İlerleyen yaşla beraber vücudun dengesini sağlamak için yenilen besinlere dikkat edilmesi gerekmelidir. Peki hangi gıdalar bu dengeyi sağlar? Yaş ilerledikçe vücut hangi besinlere ihtiyaç duyar? Bütün bu soruların cevapları ve belirli bir yaşın üzerindeki bireylerin sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşama yardım olarak tüketilecek besinlere bugün beraber göz atalım.

Yaşa Göre Doğru Besin Tüketimi

Kalori alımını azaltarak başlayın. Yaşla birlikte nasıl ki uyku ihtiyacınız bile azalıyor, beslenme yani rakamsal olarak enerji, ihtiyacınız da azalır. Doğal olarak sahip olduğunuz kas miktarı yaşla birlikte düşer ve bu da metabolizmanızın yavaşlamasına neden olur. Dipnot olarak, yaşam tarzınızı sürdürmek için çok fazla kaloriye ihtiyacınız olmadığı anlamına gelir. 40 yaşından sonra, genel olarak bir kişinin kalori ihtiyacı her on yılda yaklaşık yüzde 10 oranında azalır. Kısaca 40 yaşında 2000 kalorilik enerjiye ihtiyaç duyan birisi 70 yaşına geldiğinde 1400 kalori onun için yeterli olacaktır. En güzel ipucu atıştırmalıkları değiştirmekte, bu sefer fıstık yerine kereviz sağı veya salatalık tercih edebilirsiniz.

Protein tüketimi

Hollanda’da yapılan ve 2018 yılında yayınlanan, yaklaşık 80 bin insanın verisinin değerlendirildiği bir araştırmaya göre toplam protein alımı, hayvansal protein alımı ve özellikle balık / et / yumurta proteini alımının kas kütlesini oluşturmak ve korumak için önemli olabileceğini göstermektedir. 2015 yılında Avustralya’dan gelen bir çalışmanın bulguları, 65 yaş üstü yetişkinlerin yani yaşlı insanların, özellikle direnç egzersizleri gibi fizik kondisyonu için önerileri alırken, fiziksel işlevi optimize etmek ve beden fonksiyonlarını normalde tutabilmek için için günde 1.0 ila 1.3 g / kg / gün diyet proteinine ihtiyaç duyduklarını tespit etmiştir. Protein denince et, kümes hayvanları ve deniz ürünlerinin artık ötesinde düşünün. Protein bitkisel kaynaklarda ve çiğ fındık, kavrulmuş nohut gibi kolay, taşınabilir atıştırmalıklarda da bulunur. Yaşa uygun beslenme işte bu kaynakların bile düzenlenmesi anlamına geliyor.

Sağlığınızı Lifle Kontrol Altında Tutun

Kabızlık sorunuyla yaş ilerledikçe daha yaygın karşılaşmaya başladık. Lif açısından zengin olan besinler meyve sebze baklagiller gibi besinler kabızlık sorununun önüne geçmekle beraber kan şekerinizi dengede tutmaya ve kolesterolünüzü düşürmeye yardımcı olur. Sadece şeker metabolizması veya bağırsak hareketlerinin düzenini korumak değil aynı zamanda sindirim sistemi kanserlerine karşı ve yağ metabolizmanıza karşı bedeninizi lif tüketimini arttırmak koruyacaktır.
B12 Dostu Kepekli Tahıllar: Yaşla birlikte, bazı besin maddelerinin bağırsaklardan emilimi zorlaşır. Aralarında liste başını çeken B12 Vitamini, sinir fonksiyonu, hücre metabolizması ve kırmızı kan hücresi oluşumunda rol oynayan temel bir besindir. Kepekli ve tam tahıllı ekmekler, buğday ve kuskus gibi kepekli tahıllar B12 ve lif bakımından zengin besinlerdir. B-6, B-12 ve folat beyin için önemli vitaminlerdir ve kepekli gıdalarda bulunan bu vitaminler beyini sağlıklı tutmaya yardımcı olmaktadır. Sadece tam tahıllar değil elbette, eş zamanlı olarak diyetinize et, balık, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri gibi şeyler ekleyin.

Kalsiyum ve D vitamini kaynakları:

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitülerine göre yaşlandıkça yaşamımız için mutlak önem arz eden mikro besinler listesinde kalsiyum ve d vitamini yer alıyor. Kemik dostu kalsiyum, kemiklerinizi güçlendirir ve yaşlandıkça görülmesi daha muhtemel olan kolon kanseri ve yüksek tansiyon riskinizi azaltır. Diğer taraftan D vitamini ek olarak bağışıklık sisteminize olumlu katkı sağlayarak sizi koruyacaktır. 50 yaş ve altındaki kadınların günlük 1000 miligram kalsiyum ve 600 ünite D vitamini alması gerekir. 51 yaş ve üstü kadınlarda kalsiyum alımları 1.200 miligrama kadar çıkarılmalıdır. Kemiklerinizi sağlam tutmak için inek sütü gibi kalsiyum bakımından zengin yiyeceklere ve D vitamini kaynağı olan somon ve ton balığı gibi balıkları beslenmenize eklemenizde fayda var.
Yaşlanma Karşıtı Kuruyemişler; Fındık, badem, ceviz, kaju ve daha birçok kuruyemiş yaşlanmaya karşı etkili besinlerden biridir. İlerleyen yaşa bağlı olarak ortaya çıkan kalp sorunları, sinir ve kanser gibi hastalıklarda kuruyemişin bu hastalıkları önlemeye yardımcı olduğunu gözlemlenmiştir.

Günde En az 8 Bardak Su Tüketin!

Yeterli miktarda su içmek, vücudunuzdaki her sistemin işlevini korumanıza yardımcı olur. Yaş ilerledikçe vücut su kaybetmeye başlar. Su sağlık için oldukça önemlidir ve tüketimine dikkat edilmesi gereklidir. Su, aynı zamanda vücut ısınızın kontrolünde, eklemlerinizin yumuşamasında vücudunuza yararlı olacaktır ve yorgunluğunuzu giderebilecektir. Susuzluk herhangi birinin başına gelse de, 2017 yılında yayınlanan Mayo Klinik araştırmasına göre yaşlandıkça böbrekleriniz su tasarrufu daha az yapar ve susuz kalma ihtimaliniz artabilir. 2005 yılında Ulusal Dahili Bilimler Akademisinin kılavuzuna göre günlük su tüketim miktarı 9 bardak olmalıdır.

Alzheimera Balıkla Meydan Okuyun!

Balık eti beyninize iyi gelen bir omega-3 yağ asidi cinsi olan DHA’dan zengindir. Düşük DHA seviyeleri araştırmalara göre Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilmiştir, ancak yine araştırmalara göre yeterince alındığında hafızanızı ve yeni şeyler öğrenme yeteneğinizi arttırabildiğiniz gösterilmiştir. Tekrar edersem, haftada en az iki öğün balık yemenizi tavsiye ediyorum.

Kansere Kırmızı Besinlerle Karşınıza Alın!

Çilek, domates, karpuz ve turuncu biber gibi kırmızı sebze ve meyveler likopen açısından zengin olan besinlerdir. Bu tür kırmızı besinler kansere karşı mücadele de etkilidir ve aynı zamanda inme riskinizi azaltabilir.

Bağışıklığınızı Koyu Yeşil Yapraklı Sebzelerle Güçlendirin!

Yaşınız ilerledikçe vücudun mikroplara karşı savunması güçleşmektedir. Bu savunmayı güçlendirmek için brokoli, karnabahar, brüksel lahanası gibi lahanagiller ailesine ait gıdalar tüketerek hem savunma mekanizmanızı güçlendirip hem de kansere riskinizi azaltabilirsiniz. Bağışıklık hücrelerinizin performansını arttıran ve böylece zamanla hastalıklara neden olan ve hücrelere zarar veren toksinlerle daha iyi savaşmayı sağlayan sulfonopren adında bir kimyasal içerirler.

Uzun Soluklu Bir Sağlık için Baharat Kullanın!

Baharat bulundurduğu antioksidanlar sayesinde yıllar boyunca sağlığınızı güvende tutar. Tarçın kolesterola ve şekere iyi gelirken zerdeçal sizi alzheimerdan ve depresyondan koruyabilir, sarımsak damarlarınızı açık tutarken zencefil enflamasyonu baskılar. Kısaca baharatlar doğru ve taze tüketildiğinde fayda sağlar ancak yaş ilerledikçe düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin baharat kullanırken azami dikkat etmeleri gerekir. Bir çoğunun ilaç etkileşimi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Yüksek Proteinli Bitkisel Besin Kaynakları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Yüksek proteinli bitkisel besin kaynakları ile vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel besin maddeleri söz konusu olduğunda, protein listenin başında gelir. Kasların onarılmasından, bağışıklığı güçlendirmeye kadar sizi güçlü tutan proteinin bitkisel kaynaklarını biliyor musunuz?
Proteinler hücrelerimizin düzgün çalışmasını sağlayan en önemli moleküllerden biridir. Proteinler, amino asitlerden oluşur. Vücudumuzun yapısı ve işlevi proteinlere bağlıdır. Vücudun hücreleri, dokuları ve organlarının düzenlenmesi protein olmadan gerçekleşemez. Proteinler hemen hemen her biyolojik süreçte rol oynar ve işlevleri çok çeşitlidir. Vücuttaki proteinlerin temel işlevleri, dokuları inşa etmek, güçlendirmek, onarmak ve yerine koymaktır. Kas dokusunun kendini yenileyebilmesi ve gelişebilmesi için de vücudun proteine ihtiyacı vardır.
Protein vücudumuzun yapıtaşı ve birçok savunma mekanizmasında yer alan bileşiğin ana malzemesi. Dolayısıyla proteinden eksik beslenmek bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Kaliteli proteinler tüketmek istiyorsanız, yumurta, et, balık, peynir, süt-yoğurt, kuru baklagiller gibi besinleri beslenme programınıza eklemeye özen gösterin.

Yüksek Proteinli Bitkisel Gıdalar

Sadece hayvansal gıdalardan protein alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, bitkisel kaynaklardan da protein alabileceğinizi hemen söyleyelim.
Bitkiler, hücresel yapı bakımından hayvanlar kadar canlıdır, bu nedenle de protein içeriği vardır. Özellikle baklagiller, protein açısından zengin bir bitki kaynağıdır.

Nohut

Nohut, protein ve lif açısından oldukça zengindir. Ayrıca nohutta protein ve lifin yanı sıra demir, çinko, vitamin ve mineraller de bulunur.

Kinoa

İyi ve kaliteli protein, tüm gerekli aminoasitleri içeren, vücutta kullanılabilirliği yüzde 100 olan proteindir. Hayvansal proteinlerin tümü bu gruba girer ve kinoa bu grupta olan birkaç bitkisel gıdadan biridir. Pirinç ve buğday gibi tahıllarla kıyaslandığında daha kaliteli ve yüksek protein içerdiği bilinmektedir.

Badem

Badem, yüksek miktarda protein içermesinin yanında, C vitamini açısından da oldukça zengindir. Bu da cildinizin ve saçlarınızın sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca badem, günlük önerilen magnezyum alımının % 61’ini sağlar; bu da şeker isteğini azaltmaya, Premenstrüal Sendrom – PMS (adet öncesi sendromu) ile ilgili krampları yatıştırmaya, kemik sağlığını iyileştirmeye, kas ağrısını ve spazmlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

Chia Tohumları

Chia tohumu, yüksek miktarda lif ve protein içerir. Karbonhidrat da içerir ama yüksek oranda lif olduğu için kana yavaş karışır. Böylece doygunluk hissi oluşur ve de uzun süre tok kalmanızı sağlar.

Kabak Çekirdeği

Bir avuç kabak çekirdeğinde yaklaşık 5 gram protein bulunur ve bu miktar günlük protein ihtiyacının %10’unu oluşturmaktadır. Kabak çekirdeği diğer protein değeri yüksek besinler gibi sizi uzun süre tok tutabilir. Kabak çekirdeği, lif ve mineral ve magnezyum deposudur. Kasları rahatlatan ve hava dalgalarını açmaya yardımcı olan bir mineraldir.

Patates

Bir başka gizli protein kaynağı da patatestir. Orta büyüklükteki bir patates 4 gr protein içerir ve bunun yanında günlük potasyum alımının yaklaşık % 20’sini karşılar.

Brokoli

Brokoli sadece müthiş bir lif kaynağı değil, aynı zamanda protein içeriği ile de şaşırtıcı bir sebzedir. Porsiyon başına pişirilmiş yarım bardak brokolide yaklaşık 2 gr protein bulunur.

Avokado

Özellikle yağ ve protein açısından zengin olan avokadoyu sporcular ve fitness ile ilgilenen kişiler yakından bilinir. Vücut dokularının ve cildin yenilenmesine yardımcıdır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Iyot Eksikliği Hastalıklara Sebep Olabilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

iyot eksikliği

Karasal iklimde yaşam, deniz ürünleri tüketmemek, iyotsuz tuz kullanmak; iyot eksikliğine yol açabilir. Bu da guatr ve tiroid hastalıklarına sebep olur

İyot eksikliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası’nı geride bıraktığımız şu günlerde, iyotun öneminden ve eksikliği sonucu ortaya çıkabilecek hastalıklardan bahsetmek istedim. İyot, boynun ön tarafında bulunan tiroid bezlerindeki salgının ana maddesidir ve vücudun temel ihtiyaçları arasında sayılabilir. İyot eksikliği sonucu, başta guatr olmak üzere tüm hayatınızı etkileyebilen pek çok hastalık meydana gelebilir. Bu hastalıklardan bir kısmı ise henüz dünyaya gelmeden, anne karnında ortaya çıkar. Wake Forest Baptist Tıp Merkezi’ndeki Kapsamlı Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre, gebe veya emziren kadınlar iyot eksikliği açısından yüksek risk altındadır. Çünkü bebeğin gelişimi için vücut sürekli olarak iyota ihtiyaç duyar. Bu eksikliğin giderilmemesi, bebeğin zihinsel gelişimini tamamlayamamasına neden olur. İyot eksikliğinin başlıca nedenleri şöyledir:

Denizden uzak karasalda yaşam

Yapılan araştırmalara göre denizden uzak kalmış bölgelerde yaşayan insanlarda daha fazla guatr hastalığı gözlenmiştir. Deniz, iyot açısından oldukça zengindir.

Vejeteryan diyeti

Vejeteryanların proteinden eksik beslenmesi, vücudun iyot ihtiyacının giderilememesine sebep olur. Dolayısıyla tiroid hormonları sağlıklı çalışamaz.

Deniz ürünleri tüketmemek

Deniz mahsülleri iyot açısından oldukça zengin kaynaklardır. Haftada en az iki kez balık tüketimi hem omega asitleri, hem de iyot alımınızı destekler.

Karalahana ve kara turp

Ülkemizde bol miktarda yetişen kara lahana ve kara turp, sağlığa pek çok faydasağlamakla beraber; vücudun iyot emilimini engeller. Dolayısıyla sık sık kara lahana ve kara turp tüketimi guatr hastalığına neden olabilir.

İyotsuz tuz kullanımı

İyot eksikliğinin başlıca sebeplerinden biri de iyotsuz tuz kullanımıdır. Ülkemizde 1960’lı yıllardan itibaren iyot, sofra tuzlarına ekleniyor. Dolayısıyla özellikle yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.
İyot eksikliği erken evrede kendini göstermese de ilerleyen evrelerde birtakım semptomlarla karşımıza çıkabilir. Bu semptomlar şöyledir:

  • Saç dökülmeleri, tırnak kırılmaları
  • Sürekli üşüme hali
  • Kilo artışı
  • Ciltte kalınlaşma ve kuruluk
  • Kas ağrıları
  • Depresyon

İYOT EKSİKLİĞİNE BAĞLI HASTALIKLAR

GUATR

İnsan vücudu, kusursuz bir sisteme sahiptir. Sistemde yer alan parçalardan biri gerektiği şekilde çalışmadığında, zamanla diğer parçalarda da bozulmalar başlar. Tiroid bezi gibi vücutta adeta ateşleyici vazife gören bir organın düzenin dışına çıkması, tüm sistemde sıkıntılara sebep olur. Nefes ve yemek borusunu adeta saran iki parçalı bir salgı bezi olan troid bezi; tiroksin, yani tiroid hormonu salgılar. Bu hormon, vücudun çalışma ritmini direkt etiler. Fazla hormon üretilmesi vücudun çalışma hızını artırır, az hormon üretilmesi ise yavaşlatır. Bu salgı bezinin kanser ve iltihaplanma dışı sebeplerle büyümesi, guatr hastalığı olarak adlandırılır. Tiroid bezinin büyümesi, beraberinde nodülleri de getirebilir. Gözlemlenen nodüllerin büyük kısmı iyi huyludur. Sadece yüzde 5’i kötü huyludur. Nodüllerin kesinlikle dikkatli takip edilmesi gerekir. 2 santimin üzerinde büyüyen, kireçlenme görülen ve şekil bozukluğu olan nodüller asla ihmal edilmemeliler.

Ülkemizde guatr hastalığına rastlanma oranı yaklaşık yüzde 40’dır.

Troid bezi, gıdalardan ihtiyacı olan iyotu temin edemezse, hormon sentezleyebilmek için büyümeye başlar. Bu büyüme, neredeyse sarılı vaziyette bulunduğu nefes ve yemek borusu üzerinde ciddi bir baskı yapar. Bu da nefes darlığı ve yutkunma zorluğuna neden olur. Guatr türleri incelendiğinde, belirti ve tedavi yöntemleri değişiklik gösterir. Erken teşhis hayati öneme sahiptir. Guatrın en önemli belirtisi; boynun ön kısmında, adem elması da denilen noktanın hemen altında meydana gelen dikkat çekici şişliktir. Guatr tiplerini incelediğimizde bu şişliğin oluşmadığı durumların da var olduğunu görebiliriz.

HİPOTİROİD

Hipotiroid, tiroid bezlerinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Hipotiroid hastalığının teşhisi için sadece semptomlara dayalı bir tanı koymak zordur. Chicago’daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre hipotiriod tanısını koymanın en iyi yolu kan testi yaptırmaktır. Araştırmaya göre hipotiriod hastalarında da, tiroid ağına bağlı semptomların çoğu olan depresyon, menopoz ve kronik yorgunluk sendromu gibi karakteristik özellikler benzerlik taşır. Belirtiler kişiden kişiye değiştiğinden, birçok insan tiroid sorunlarıyla farkında olmadan yaşıyor. Amerikan Tiroid Birliği araştırmalarına göre, kadınlar erkeklerden beş-sekiz kat daha fazla tiroid hastalığı ile karşı karşıya kalıyor.

HİPERTİROİD

Tiroid bezinin salgıladığı tiroksin hormonunun fazla sentezlenmesi durumunda ortaya çıkan bu tip; iştah artmasına rağmen hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma, kadınlarda seyrek adet görme, sürekli sinirlilik, ellerde titreme, nabız yüksekliği, aşırı terleme ve gözlerde büyüme gibi belirtiler gösterir. Bu tip guatrda da boğazda belirgin şişlik gözlemlenir. Zehirli guatr, bezin tamamının büyüdüğü, fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun olduğu ve çok sayıda yumru ile karşılaşılan birbirinden farklı üç tipi içinde barındırır.

GEBELİK SORUNLARI

İyot yetersizliği; düşük, preterm doğum, ölü doğum ve konjenital anormalliklerle bağlantılı bir durumdur. Dolayısıyla anne adaylarının iyottan zengin beslenmesi gerekir. Anne adayında iyot eksikliğinin bulunması; bebeklerde zeka geriliği, büyümenin yavaşlaması, çocuklarda konuşma ve işitme problemlerine neden olabilir.
Tıp Enstitüsü’nün araştırmalarına göre günlük iyot tüketimi aşağıdaki gibi olmalıdır:

  • Erkek ve kadın yetişkinler için: 150 mikrogram (mcg)
  • Hamileler: 220 mcg
  • Emziren kadınlar: 290 mcg

Fazla iyot tüketimi hipertiroide ve diğer çeşitli hastalıklara sebep olabileceğinden dikkatli olmak gerekir. Aşırı egzersiz ve sağlıksız beslenme dikkat edilmesi gereken diğer konulardır. Aşırı egzersizle birlikte yakılan yağ depoları vücudun aynı zamanda iyot kaybına sebep olur. Ağır egzersizlerden kaçınarak, yürüme, yüzme gibi aktivitelerde bulunabilirsiniz. Sağlıksız beslenmeniz de hem iyot alımınızı engelleyebilir, hem de alınan iyotun emilememesine neden olabilir. Bu nedenle sağlıksız beslenmek yerine avakado, yumurta, et, balık, deniz ürünleri gibi protein değeri yüksek besinlerden tüketmeye özen gösterilmelidir. Tiroide bağlı hastalıkların teşhisinde vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlemek hayati önem taşır. Boğazınızda gözle görülür bir şişkinlik fark ediyorsanız mutlaka doktora görünmeniz gerekir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar