Bizimle iletişime geçin

Kanser

Diyabet ile Kanser İlişkisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Diyabet ile Kanser İlişkisi

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığı farklı hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Güncel araştırmalara göre diyabet hastalarının kansere yakalanma riskinin olmayanlara göre daha fazla olduğunu ortaya çıktı. Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Serhat Işık, diyabet ile kanser ilişkisi hakkında bilgi verdi.

Diyabet ile kanser birlikteliği uzun zamandan beri ilgi çeken bir konudur. Yapılan çalışmalar sonucunda diyabetik hastalarda kanser oranının diyabetik olmayanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Günümüzde diyabetli hasta sayısı 424 milyonken bu rakamın 2030 yılında 552 milyon olacağı öngörülmektedir. Kanser ise bir yıldaki ölümlerin yüzde 13’ünden sorumludur. Özellikle kolon, karaciğer, pankreas, böbrek, prostat ve rahim kanserlerinin diyabet ile ilişkisi daha net bilinmektedir. Örneğin diyabetik olan bir hastada karaciğer kanseri görülme olasılığı diğer insanlara göre 2.5 kat; rahim kanseri görülme olasılığı ise 2.2 kat daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 verilerine göre yılda 14.1 milyon kişi yeni kanser teşhisi alırken; 8.2 milyon kişi kanserden hayatını kaybetmektedir. 2025 yılında yıllık yeni kanser teşhisi alan kişi sayısının 20 milyona yaklaşacağı öngörülmektedir.

Diyabet Tümör Hücrelerini Çoğaltıyor

Tip 2 diyabette toplam vücut ağırlığı normal olsa bile vücutta yağ dokusu fazlalığı ile orantılı olarak ortaya çıkan ve yıllarca kan şekerini normal tutmaya çalışan insülin fazlalığı görülmektedir. Ancak birey yaşam tarzı değişikliği ile vücuduna yardımcı olmadığı takdirde yıllar içerisinde bu insülin artışı kan şekerini normal seviyelerde tutmakta yetersiz kalmakta ve kan şekerini yükseltmektedir. Diyabette hem insülin fazlalığı hem de kan şekeri yüksekliği tümör hücrelerinin çoğalmasına uygun bir ortam oluşturmaktadır.

Kanser Gençleri de Tehdit Ediyor

Günümüzde beslenme ve yaşam tarzının değişmesiyle artan obezite ve diyabet beraberinde pek çok kanser türünün görülme sıklığını artırmış ve kanserler daha erken yaşlarda görülmeye başlanmıştır. Örneğin geçmişte kolon kanseri daha çok 50 yaş üzerinde görülürken, kolon kanserinin 20-40 yaş arasında görülme oranı yılda yüzde 1.5 oranında artmıştır. Karaciğer, meme, böbrek ve tiroit kanserlerinin de gençlerde görülme oranı yükselmektedir. Bunun yanında diyabetli kişilerde kanser gelişim riski artarken; diyabet kanser hastalarına pek çok açıdan olumsuz etkide bulunmaktadır. Araştırmalara göre prostat kanserinde ise diyabet olmak koruyucudur. Diyabet hastası erkeklerde testosteron düzeyi düşük olduğundan prostat kanseri riski azalmaktadır.

Diyabette Kanser Gözden Kaçabiliyor

Diyabette kan şekeri, insülin, büyüme faktörleri, kronik iltihap gibi pek çok etken kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırırken; tedavi yanıtını olumsuz etkilemektedir. Diyabetik kişilerde kanser erken teşhisi amacıyla oluşturulmuş toplum taramaları, hastaların diyabet ve ilişkili problemlerine yoğunlaşıldığından dolayı gerek hasta gerekse doktor tarafından dikkatten kaçmaktadır. Bu taramaların daha az yapılması diyabetik bireylerde erken teşhis şansını azaltmakta ve tanıda daha ileri evre kanser ile karşılaşılmasına neden olabilmektedir. Ayrıca hem diyabet hem kanser olan kişilerde kullanılan kemoterapi ilaçlarının etkileri diyabetli olmayanlara göre daha az görülmektedir.

İdeal Kilonun Korunması Önemli

Diyabetli hastada kanser tedavisi sürecinde metabolik kontrolün iyi olması, bağışıklık sisteminin kanser ile mücadelesinde güçlü kalmasını sağlamaktadır. Kanser hastalığı tedavisinde hastaların yaşayacakları iştah sorunu diyabet tedavisini oldukça etkilemektedir. Kanser tedavisinde temel hedef ideal kilonun korunması olmalıdır.

Hasta veya sağlıklı herkesin meyve, sebze ve tam tahıldan zengin, sağlıklı olduğu kanıtlanmış gıdalara sofrasında daha çok yer vermesi gerekmektedir. Kanser riskini artırdığı kanıtlanmış işlenmiş kırmızı et, yüksek kalorili ve şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Diyabetik ve kanser tedavisi gören bir hastanın bu süreçte bir diyetisyen desteğine başvurması gerekmektedir.

Kanserle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kanser

Tükürük Bezi Tümörlerine Dikkat

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tükürük Bezi Tümörlerine Dikkat

Vücudumuzun tüm dokularında olduğu gibi tükürük bezinde de iyi ya da kötü huylu tümörlere rastlanabiliyor. İyi haber, tükürük bezinde gelişen tümörlerin yaklaşık yüzde 70’inin iyi huylu olması. Ülkemizde her yıl 4 bin iyi huylu, 800’e yakın da kötü huylu tükürük bezi tümörü tanısı konuluyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, ancak iyi huylu tümörlerin karakter değiştirerek kötü huylu olma riski barındırdığı için tümörlerin uzun süre tedavisiz bırakılmaması gerektiğine işaret etti ve tükürük bezi tümörlerine dikkat dedi.

Sindirime yardım etmesinin dışında ağız, burun, yutak gibi boşluklarımızı örten mukoza tabakasını nemlendirmek görevi tükürük bezine ait. Yüz ve baş bölgemizin sağ ve sol tarafında ağız boşluğuna 3’er adet (toplam 6) büyük olmak üzere, ağız, burun, yutak bölgelerimizi kaplayan mukoza tabakasına dağılmış halde 1000’e yakın sayıda mikroskobik tükürük bezi bulunuyor. Sigara tüketiminden yanlış beslenmeye, kimyasallara maruziyetten cep telefonlarını uzun yıllar yoğun olarak kullanmaya kadar birçok nedenle bu dokularda tümör oluşabiliyor. Nispeten nadir görülen bu tümörlerin yüzde 60-70’ini iyi huylu tümörler oluştururken, yüzde 20-30’unu da kötü huylu tümörler oluşturuyor. Bu verilere göre, ülkemizde her yıl 4 bin iyi huylu, 800’e yakın da kötü huylu tükürük bezi tümörü tanısı konuluyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, iyi huylu tümörlerin de zaman içinde huy değiştirebildiğini hatırlatarak erken tedavinin önemine işaret ediyor. Bu nedenle tükürük bezi tümörlerinin uzun süre tedavisiz bırakılması doğru değil.

Yağ ya da Lenf Bezesi Zannediliyor

Kulak önü, kulak memesi altı, çene altı bazen de ağız, boğaz, yutak bölgelerinde şişlik, kitle olarak kendilerini gösteren iyi huylu tükürük bezi tümörleri genellikle yavaş büyüyor. Bu özelliği nedeniyle başlangıç aşamasında kitlenin yağ veya lenf bezesi olduğu düşünülebiliyor. Çevre dokulara zarar vermeden kendine yer açtıklarından daha çok görünümle ilgili sorun yaratıyor. Ancak kötü huylu tümörler zaman içinde etraf dokuları işgal edip, kemirerek yüz felci, şiddetli ağrı gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Aynı zamanda lenf bezleri veya uzak organlara metastaz yaparak hayati tehlike yaratabiliyor. Ağız, boğaz ve yutak bölgesindeki mikroskobik tükürük bezlerinden kaynaklanan tümörler de o bölgelerde yavaş büyüyen kitleler olarak görünüyor. Bu kitlelerle birlikte yüzeyindeki ciltte renk değişikliği, yara, ağrı, yüz felci gibi belirtiler de varsa acilen hekime başvurmak gerekiyor. Bu durumda kötü huylu bir tümör olasılığı artıyor.

Riskleri Azaltmak Mümkün

Tetikleyici nedenlere bağlı olarak sigara ve diğer tütün ürünlerini tüketenler, geçmişte radyoterapi gibi nedenlerle radyasyona maruz kalanlar, mesleki nedenle metaller, kimyasal maddelere maruz kalanlar ve cep telefonlarını uzun yıllardır yoğun olarak kullananların daha fazla risk altında olduğu düşünülüyor. Prof. Dr. Çetin Vural, “Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, alkolü ölçülü kullanmak ve cep telefonlarının kullanımını azaltıp, kablolu kulaklıklarla konuşmak riskleri azaltmak için akıllıca olacaktır” diyor.

Temel Tedavi Cerrahi

Yerleştiği yere bakılmaksızın iyi veya kötü huylu tüm tükürük bezi tümörlerinin temel tedavisinin cerrahi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin Vural, “Tümör büyüdüğünde çıkartılması daha güç olduğu için ameliyat sırasında yüz siniri gibi önemli yapıların zarar görme olasılığı artıyor. Tümör ne kadar küçükse cerrahi de o kadar kolay oluyor. Bu nedenle tümör kötü huylu ise hastalık erken evredeyken, yayılıp etraf dokuları işgal etmeden veya uzak bölgelere sıçramadan çıkartılması daha da önem kazanıyor. Bir de iyi huylu tümörlerin zaman içinde huy değiştirebildiği de hatırlandığında erken tedavinin önemi daha iyi anlaşılıyor” diyor.

Yaşam Boyu Tümör Yükünden Kurtulmak Mümkün

Tümör iyi huylu ise iyi planlanmış ve uygulanmış bir ameliyatla hasta büyük olasılıkla tümöründen yaşam boyu kurtulma şansı buluyor. Bu durumun çoğu kötü huylu tükürük bezi tümörü için de geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Çetin Vural, “Ancak bazı kötü huylu tümörlerin varlığında ameliyat sonrası radyoterapi veya boyun lenf bezelerinin ameliyatla çıkartılması gibi bazı ilave tedaviler de gerebiliyor. Hastaların en çok merak ettiği konulardan biri olan ameliyat izi de, kesiler genellikle az dikkat çekecek yüz bölgelerinde ve estetik prensiplere uygun olacak şekilde yapıldığı için, kalmıyor.”

Sinir Monitörü İle Risk Minimuma İniyor

Kulak önü ve çene altı tükürük bezi tümörlerinin ameliyatlarında hastaların çok korktukları bir durumun yüz sinirinin zarar görme riski olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Çetin Vural, “Bu riski azaltmanın yolu ameliyatın bölge anatomisine hakim deneyimli cerrahlar tarafından uygulanması ve bunun yanı sıra son yıllarda sinir monitörü adı verilen cihazın yaygın kullanımı. Bu cihaz yüz siniri ve dallarının tanınmasını ve korunmasını daha da kolaylaştırdığından sinirin zarar görme riskini de azaltıyor.” diye konuşuyor.

Kanserle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kanser

Meme Kanseriyle Mücadele Eden Besinler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Meme Kanseriyle Mücadele Eden Besinler

Meme kanseri, günümüzde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü. Aslında yaşam tarzında yapılacak olan bazı değişikliklerle ve meme kanseriyle mücadele eden besinler tüketerek büyük ölçüde korunmak mümkün.

Doğru beslenmek meme kanseri riskini düşürmek için en önemli yollardan biri. Amerikan Kanser Derneği, meme kanserinden korunmak için daha çok sebze, meyve ve tam tahıllı besinlerin tüketildiği, buna kıyasla kırmızı etin, işlenmiş et ürünlerinin ve şekerin daha az tüketildiği bir beslenme modelini benimsemek gerektiğini vurguluyor. Ayrıca içerdikleri antioksidanlar, vitamin ve mineraller sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren bazı besinlere de sofrada düzenli olarak yer açmak gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçalmeme kanserine mücadelede ayrı bir önem taşıyan besinleri anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Ceviz

Ceviz, kanserli hücrelerin hayatta kalmalarını sağlayan enzimlerin aktivasyonunu engelleyen “gama tokoferol” adında bir bileşen içeriyor. Ayrıca içerdiği fitoöstroller sayesinde, kadınlarda ve erkeklerde östrojen seviyelerini düzenleyerek, meme kanseri hücrelerinin büyümelerine neden olan östrojen reseptörlerinin de bloke edilmesini sağlıyor. Nutrition and Cancer Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada; 1 ay boyunca her gün ceviz tüketen farelerde, tüketmeyenlere göre kanserli hücrelerin büyüme oranının yarı yarıya azaldığı görülmüş. Meme kanserinden korunmak için her gün mutlaka 2-3 tam ceviz tüketmeye çalışın.

Domates

Yemeklere sos olmanın dışında, pişmiş domates meme kanseri riskini azaltmaya da yardımcı oluyor! Ulusal Kanser Enstitüsü’nün yayınladığı bir çalışmada, domateste bulunan likopenin, özellikle meme kanserinin önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğu bildirilmiş. Domateste ayrıca piştikçe etkinliği artan antikanserojen özelliğe sahip karotenoidler mevcut. Yapılan çalışmalarda yüksek karotenoid düzeyine sahip olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 19-22 oranında daha düşük olduğu saptanmış. Özellikle hafta sonu kahvaltılarında menemen tüketmek ya da makarna soslarını pişmiş domatesle yapmak hem sağlıklı hem de lezzetli birer alternatif olabilir.

Yağlı Balıklar

Yağlı balıklar, özellikle omega 3 yağ asitleri bakımından oldukça zenginler. Uluslararası çalışmaların geniş çaplı bir analizi yapıldığında, yeterli omega 3 yağ asidi tüketen kadınların yüzde 14 oranında daha az meme kanseri riski taşıdığı bulunmuş. Omega 3 yağ asitleri, hem antioksidan kapasitesi, hem de kalp koruyucu özellikleri sayesinde diyetimizde mutlaka bulundurmamız gereken yağlar arasında yer alıyorlar. Sadece somon değil, uskumru ve hamsi gibi balıklar da omega 3 yönünden zenginler. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal meme kanserine karşı haftada 2 gün balık tüketmeyi ihmal etmemiz gerektiğini söylüyor.

Yeşil çay

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal yeşil çayın sağlık açısından pek çok yararı bulunan polifenoller bakımından oldukça zengin olduğunu belirterek şunları söylüyor: “İçerdiği bu antioksidan bileşenler sayesinde hücreleri oksidatif hasara karşı koruyarak kanserli hücre oluşumunu dolaylı olarak azaltıyor. Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yürütülen küçük bir çalışmada, günde en az 1 fincan yeşil çay içen kadınların çay içmeyenlere göre daha az oranda kanser tanısı aldığı tespit edilmiş. Eğer tansiyon probleminiz yoksa günde 2 fincan yeşil çay içmenizde fayda var.”

Zerdeçal

Zerdeçalın etken maddesi olan curcumin, anti inflamatuar özelliği sayesinde kronik inflamasyon ve kanser gelişimin önlenmesinde önemli bir yere sahip. Bu kök baharatı tüketirken etkinliğinin artması için karabiber ve zeytinyağıyla karıştırarak salata sosu veya kahvaltılık sos olarak tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Günde 1 tatlı kaşığından fazlasını tüketmek tansiyon ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir.

Kurufasulye

Kurubaklagiller içerdikleri bitkisel protein ve lif sayesinde kilo vermek isteyenlere başlıca önerilen besinlerin başında geliyor. Ancak tek faydaları sadece bu değil. Nutrition and Cancer Dergisi’nde yayınlanan bir çalışma, baklagillerin proteaz inhibitörleri olarak adlandırılan ve anti-kanser olan ajanlar sayesinde meme kanserini önleyebileceği gösterilmiş. Meme kanserine karşı haftada en az 2 gün kurubaklagil tüketimine özen gösterin.

Keten Tohumu

Keten tohumu, kan basıncını düzenlenme, kolesterol seviyesini düşürme gibi pek çok açıdan sağlık için oldukça faydalı. Ayrıca keten tohumu antioksidanlardan da oldukça zengin. Yapılan çalışmalar, meme kanserini önleme ve tümör büyümesini azaltmada keten tohumunun etkili olduğunu gösteriyor. Günde 1 çay kaşığı keten tohumunu yulafa veya yoğurda ekleyerek ya da salatalarınıza ekleyerek tüketebilirsiniz. Ancak bazı meme kanseri türlerinde tüketilmesi önerilmez. Bu yüzden eğer meme kanseri tedavisi görüyorsanız doktorunuza sormadan tüketmeyin.

Ispanak

Ispanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, lutein, zeaksantin gibi antioksidanlardan oldukça zenginler. Bu antioksidanlardan zengin bir beslenme düzenine sahip olanlarda meme kanseri görülme sıklığı yüzde 16 oranında daha düşük. Lahana ve kuşkonmaz da yine ıspanak gibi bu antioksidan bileşenlerden oldukça zengindir.

Zeytinyağı

Yapılan bir çalışmada, zeytinyağında bulunan antiinflamatuar özellikteki fenolik bileşenler ve oleik asitin kanserli hücrelerin büyümesini bastırdığı belirtilmiş. Buna bağlı olarak da, beslenmelerini sızma zeytinyağıyla destekleyen kadınlarda meme kanseri görülme riskinin yüzde 68 daha düşük olduğu belirlenmiş. Beslenmenizde tereyağ veya kuyruk yağı gibi doymuş / trans yağlar yerine, tekli doymamış yağ asitlerinden zengin olan zeytinyağına ağırlık verin.

Yaban Mersini

Yaban mersini, böğürtlen, çilek ve ahududu gibi meyveler, antikanser özellikleri olan polifenolden yüksek miktarda içeriyorlar. Ayrıca, C vitamini gibi antioksidanlarda da yüksektir. Berry cinsi meyvelerin meme kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabileceğine dair bazı kanıtlar da var.

Bu Besinlere Dikkat!

Şeker: Texas Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, diyetinde şeker olan farelerin insanlarda meme kanserine benzer şekilde meme bezi tümörlerinde büyüme ve metastaz yapma riski saptanmış. Günlük şeker tüketiminizin toplam enerjinin yüzde 5’ini geçmemesine dikkat edin.

Yağ: Tüm yağlar kötü değildir. Ancak hayvansal yağların yanmasıyla oluşan trans yağların meme kanseri riskini arttırabileceği biliniyor. Bu yüzden kızartma, fast food, işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durun.

Kırmızı et: Haftalık 350 – 400 gramdan fazla kırmızı et tüketmemeye çalışın. Özellikle yanmış, tütsülenmiş ve füme gibi et kaynakları hem içerdikleri karsinojenik bileşenler hem de yüksek tuz oranları sebebiyle kanserden kalp hastalıklarına birçok rahatsızlığa yol açabiliyor.

Meme kanseriyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kanser

Kanser Tedavisi ve Ağız Sağlığı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kanser Tedavi ve Ağız Sağlığı

Kanser, zor bir tedavi sürecini de beraberinde getiriyor. Tedavinin yanı sıra hastayı bir dizi tedavinin yan etkileri de bekliyor. Ağız içinde ortaya çıkan sorunlar da bu yan etkilerin arasında. Bu sebeple kanser tedavisi ve ağız sağlığı oldukça önemli…

Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkü Noyan, bu nedenle tedavi başlanmadan diş hekimine gidilerek gerekli kontrolleri yaptırmanın hem kanser tedavisinin genel başarısının etkilendiğini, hem de olası ağız içi komplikasyonlarının önüne geçilerek hastanın hayat kalitesinin ciddi oranda arttığını söylüyor.

Kanser tedavisinde hücresel ya da hedefe yönelik tedavide büyük gelişmeler kaydedilmekle birlikte hem kemoterapi hem de radyoterapi minumum da olsa hastalıklı hücrelerle birlikte sağlıklı dokulara zarar verebiliyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ağızdaki dokular da etkileniyor. Bununla birlikte tükürük akışı azaldığı için tükürüğün koruyucu etkisinin ortadan kalkması nedeniyle savunma daha fazla zayıflıyor ve ağız yaraları ortaya çıkıyor. Ağız yaraları, virüs, mantar ve bakterilerin vücuda giriş kapısı görevini üstlendiği için de hem ağız içi hem de tüm sistem enfeksiyonlara açık hale geliyor. Dolayısıyla kanserin yarattığı sıkıntıların dışında genel beden sağlığını etkileyen problemler ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkü Noyan, tüm bunların kanser tedavisinin yapılmasına engel olabileceğini, kemoterapinin ara verilmesine ya da sonlandırılmasına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle kanser tedavisi öncesinde ağız ve dişlerin kontrol edilmesi önem taşıyor.

Kanser Tedavisiyle Eş Zamanlı Ağız İçine İşlem Yapılamıyor

Ağız diş sağlığı ile ilgili yapılması gerekenlerin tedavi başlamadan uygulanması gerekiyor. Çünkü kanser tedavisine başlandıktan sonra ağız içine yönelik herhangi bir tedavi şansı bulunmuyor. “Burada terazinin her iki kefesine şartların konularak doğru değerlendirme yapılmalı” diyen Prof. Dr. Ülkü Noyan, “Diş ve ağız tedavisi, kanser tedavisiyle eş zamanlı yapılamıyor. Mutlaka öncesinde yapılması gerekiyor. Bununla birlikte, öncesinde yapılan işlemlerle hem kanser tedavisinin genel başarısına katkı sağlanabiliyor, hem de olası ağız içi komplikasyonların önüne geçilerek hastanın hayat kalitesi ciddi oranda artırılabiliyor” diyor.

Kanser Tedavisi Sırasında Ağız Sağlığını Korumak İçin…

Kemoterapi veya radyoterapj sırasında ise ağız boşluğunda mantar ya da uçuklar gibi ortaya çıkabilecek herhangi bir problem, yara örtücü jeller, pomatlar, rahatlatıcı gargaralar ve ağrı kesiciler yardımıyla kontrol altına alabiliyor. Bunun yanı sıra hastaların da bazı uyarıları dikkate alması ve mümkün olduğunca ağız hijyenine dikkat etmesi gerektiği söyleyen Prof. Dr. Ülkü Noyan uyarılarını şöyle sıralıyor…

Doğru diş fırçası seçilmeli: Hastaların mutlaka yumuşak bir diş fırçası tercih etmesi gerekiyor. Hatta bunu da kullanmakta zorlanılıyorsa diş fırçası kaynar suya batırılarak daha da yumuşak olması sağlanmalı.

Mentolsüz macunlar tercih edilmeli: Mentol içeren, keskin ve mukozayı tahriş edebilecek macunlar kullanılmamalı. Özellikle de diş etlerinde, ağız dokularında yanma, hassasiyet gibi durumlar ortaya çıkarsa hemen bırakılmalı. Eğer diş etleri kendiliğinden veya ufak bir uyarı ile kanıyorsa ve hiçbir şekilde fırça ya da macun kullanılamıyorsa gazlı bezle temizlik yapılmalı.

Gargaralardan yararlanılmalı: Özellikle kan değerleri çok düşük olan hastalarda fırçalama sırasında kanama oluşabileceğinden gargaralar uygun bir çözüm oluyor. Bunun için, ağız içi hijyeninin sağlanmasında alkol içermeyen ancak bakterilere etki edebilen gargaralar kullanılmalı. Gerekirse gaz tamponlar gargara ile ıslatılıp dişler ve ağız dokularının silinerek temizliği sağlanmalı.

Ağız ve dudaklar nemli tutulmalı: Ağız kuruluğu daha fazla plak birikimine yol açtığı için ağız hijyenine dikkat edilmesi önem taşıyor. Bununla birlikte sık sık ama yavaş yavaş su içmek ve besinleri su ile birlikte almak, tükürük salgısını artırmak için şekersiz sakız çiğnemek ya da şekersiz limonlu şekerleri emmek de ağızın nemlendirilmesinde yarar sağlıyor. Dudaklarda yara oluşmasını önlemek amacıyla petrol içermeyen bir ürünle sık sık nemlendirilmeli.

Tahrişlere karşı korunmalı: Ağız dokularının tahriş yaratan etkenlerin başında alkol ve sigara geldiği için öncelikle bunlardan uzak durulmalı. Bunun yanı sıra, dokuları etkileyecek sarımsak, soğan, baharatlı, tuzlu, asitli, sıcak yiyecek ve içecekleri tüketmemek gerekiyor. Beyaz kan hücrelerinin sayısı azaldığında galeta gibi sert yiyecekler ağız dokularını yaralayabileceği için bu tarz sert, kuru gıdalar yenilmemeli.

Protezler sadece yemek yerken kullanılmalı: Özellikle yüksek doz kemoterapi ve radyoterapi tedavisinden sonra 3 hafta süreyle protezler yalnızca yemek sırasında kullanılmalı. Sorasında sabunla temizlendikten sonra, temiz su içerisinde muhafaza edilmeli. Yine ağızda yaralar varsa hekim tarafından önerilen yara iyileştirici, örtücü jel veya pomatlar protez içerisine konularak hem yaranın gelişmesi önlenmeli, hem de rahatlık sağlanmalı.

Buz uygulaması yapılmalı: Kan akışını dolayısıyla ilacın ağız dokularına ulaşmasını azaltacağı için kemoterapi ilaçları verilmeden önce ve verildikten 1/2 saat sonra buz kalıpları emilerek ağız dokuları korunmalı.

Tedavi Sonrasında Da Ağız Hijyenine Dikkat

Kanser tedavisi gören hastaların tedavileri sonrasında da ağız diş sağlığına dikkat etmeleri önem taşıyor. Çünkü özellikle baş boyun bölgesine yapılan radyoterapi uygulamaları çok fazla çürük oluşumuna neden oluyor. Ortaya çıkabilen enfeksiyonun genel sağlığı da etkilediğini hatırlatan Prof. Dr. Ülkü Noyan, bu nedenle tedavi sonrası ağız hijyeni sağlanması ve düzenli diş hekimi kontrollerine gidilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Diş çekimi tedaviden 1-1.5 yıl sonra yapılabiliyor. Ortodontik tedaviler ve implant uygulamaları için de yine en az 1-1.5 yılgeçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ülkü Noyan, “Çocuklarda da tedavi sırasında ve sonrasında çene ve diş gelişimi de yakından izlenmeli ve koruma amaçlı flor uygulanmalı” diyor.

Kanserle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar