Sosyal Medya

Kanser

Dil Kanserinin Erken Belirtileri

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
Dil Kanserinin Erken Belirtileri

Pek çok kanser türü erken tanı ile tedavi edilebilirken, dil kanseri de bu kanser türlerinden birisidir. Eğer dilinizin üzerinde yaralar çıkmışsa ve uzun süre geçmiyor, aksine daha da çoğalıyorsa mutlaka bir doktora başvurmalısınız. Dil kanserinin erken belirtileri, sinsi ilerleyen bir tümörün habercisi olabilir!

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Melih Güven Güvenç “Dil kanserinde en önemli risk faktörleri tütün ve alkol kullanımı. Sigaranın yanı sıra tütün çiğneme alışkanlığı olanlar ve pipo içenler de yüksek risk altında. HPV virüsü de dil kanserine yol açabilir” diyor. Dilde iyileşmeyen yaraların mutlaka önemsenmesi gerektiğini, dil kanserinin akla gelmemesi sonucu tanıda gecikmeler yaşanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Melih Güven Güvenç, “Dil kanserinin kesin tanısı dil üzerindeki yaradan biyopsi yapılarak yani parça alınarak söz konusu parçanın patolojik incelemesi ile koyulur. Kanserin yaygınlığının tespit edilmesinde ise manyetik rezonans görüntüleme, bilgisayarlı tomografi ve PET tetkiklerinden yararlanılabilir” diyor. Prof. Dr. Melih Güven Güvenç, dil kanserinde 5 önemli belirtiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dil Üzerinde Çıkan Yaralar

Dil üzerinde çıkan yaralar, dil kanserinin en önemli belirtisi. Dil kanserleri en çok dilin serbest kenarlarından kaynaklansa da dilin her yerinde ortaya çıkabilir. Basit aftlar, genelde günler içerisinde gerileyip iyileşirken, uzun süreli aftlara çok dikkat edilmeli. Eğer dilinizin üzerinde kenarları düzensiz, ülserleşmiş bir yara çıkmışsa ve söz konusu yara haftalar hatta aylar boyunca gerilemiyor, aksine daha da büyüyorsa mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurun. Tümör mukozanın altından ilerleyerek dilde anormal bir sertlik de yapabilir. Bu nedenle dilinizdeki olası bir sertliği de önemseyin.

Boyunda Şişlik

Tümör, boyundaki lenf bezlerine sıçradığında bir şişliğe sebep olabilir. Boynun aynı bölgesinde, haftalar, aylar içinde giderek büyüyen, küçülme göstermeyen, sert, çevre dokulara yapıştığı için hareket kabiliyetini yitirmiş şişliklere dikkat edin; çünkü kanser açısından şüphe oluşturur.

Konuşmada Değişiklik

Dil kanseri dilde hareket bozukluğuna yol açabilir. Dilini ağzında rahatça döndürememeye başlayan hastanın konuşmasında değişiklikler ortaya çıkabilir.

Dilde Ağrı ve Kanama

Dil kanserleri dilde ağrıya yol açabilirken, daha da ilerlediğinde dildeki yaradan kanamalara sebep olabiliyor. İlerlemiş tümörlerde şiddetli ağrı kulaklara kadar vurabilir.

Ağız Kokusu

Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Melih Güven Güvenç “Tümörün ilerlemesiyle birlikte ‘nekrotik doku’ olarak adlandırılan ölü dokular ve ağız hijyeninin bozulmasıyla ağızda kötü bir koku ortaya çıkabilmektedir” diyor.

Erken Tanı Çok Önemli!

KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Melih Güven Güvenç tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: “Tüm kanserlerde olduğu gibi dil kanserinde de erken tanı çok önemli. Tümörün yaygınlığına göre cerrahi, ışın tedavisi ve kemoterapi kullanılan yöntemlerdir. Erken evre tümörlerde cerrahi olarak tümör sağlam sınırlarla çıkarılır. Geri kalan dil, işlevsel açıdan genellikle yeterli olur. Dil kanseri boyundaki lenf bezlerine hızla yayılabildiğinden boyundaki lenf bezlerinin de tedavi planına eklenmesi gerekir. Daha ileri evre tümörlerde ise tümör çıktıktan sonra geri kalan dil küçük olduğunda kişinin kendi vücudundan alınan kas-deri dokusunun mikro cerrahi ile boyna transfer edilmesiyle geride kalan dil desteklenebilir. Çok ileri evre tümörlerde ise dilin tamamı ağız tabanı ile çıkarılır ve ağız tabanını oluşturmak üzere kas-deri dokusu transferi yapılır. Tümör çeneye yayıldıysa çenenin tutulan kısmı da çıkarılıp bu bölgeye kemik transferi de tedavi planına eklenebilir. Dil kanserinin güncel tanı ve tedavisi Kulak Burun Boğaz, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Radyasyon Onkolojisi, Medikal Onkoloji, Radyoloji, Patoloji, Nükleer Tıp, Konuşma-Yutma Terapisi, Beslenme Uzmanı ve Hemşirelik Hizmetleri gibi farklı disiplinlerin uyum içinde çalıştığı bir ekip çalışmasını gerekli kılmaktadır.”

Kanserle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kanser

Diyabet ile Kanser İlişkisi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Diyabet ile Kanser İlişkisi

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığı farklı hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Güncel araştırmalara göre diyabet hastalarının kansere yakalanma riskinin olmayanlara göre daha fazla olduğunu ortaya çıktı. Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Serhat Işık, diyabet ile kanser ilişkisi hakkında bilgi verdi.

Diyabet ile kanser birlikteliği uzun zamandan beri ilgi çeken bir konudur. Yapılan çalışmalar sonucunda diyabetik hastalarda kanser oranının diyabetik olmayanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Günümüzde diyabetli hasta sayısı 424 milyonken bu rakamın 2030 yılında 552 milyon olacağı öngörülmektedir. Kanser ise bir yıldaki ölümlerin yüzde 13’ünden sorumludur. Özellikle kolon, karaciğer, pankreas, böbrek, prostat ve rahim kanserlerinin diyabet ile ilişkisi daha net bilinmektedir. Örneğin diyabetik olan bir hastada karaciğer kanseri görülme olasılığı diğer insanlara göre 2.5 kat; rahim kanseri görülme olasılığı ise 2.2 kat daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 verilerine göre yılda 14.1 milyon kişi yeni kanser teşhisi alırken; 8.2 milyon kişi kanserden hayatını kaybetmektedir. 2025 yılında yıllık yeni kanser teşhisi alan kişi sayısının 20 milyona yaklaşacağı öngörülmektedir.

Diyabet Tümör Hücrelerini Çoğaltıyor

Tip 2 diyabette toplam vücut ağırlığı normal olsa bile vücutta yağ dokusu fazlalığı ile orantılı olarak ortaya çıkan ve yıllarca kan şekerini normal tutmaya çalışan insülin fazlalığı görülmektedir. Ancak birey yaşam tarzı değişikliği ile vücuduna yardımcı olmadığı takdirde yıllar içerisinde bu insülin artışı kan şekerini normal seviyelerde tutmakta yetersiz kalmakta ve kan şekerini yükseltmektedir. Diyabette hem insülin fazlalığı hem de kan şekeri yüksekliği tümör hücrelerinin çoğalmasına uygun bir ortam oluşturmaktadır.

Kanser Gençleri de Tehdit Ediyor

Günümüzde beslenme ve yaşam tarzının değişmesiyle artan obezite ve diyabet beraberinde pek çok kanser türünün görülme sıklığını artırmış ve kanserler daha erken yaşlarda görülmeye başlanmıştır. Örneğin geçmişte kolon kanseri daha çok 50 yaş üzerinde görülürken, kolon kanserinin 20-40 yaş arasında görülme oranı yılda yüzde 1.5 oranında artmıştır. Karaciğer, meme, böbrek ve tiroit kanserlerinin de gençlerde görülme oranı yükselmektedir. Bunun yanında diyabetli kişilerde kanser gelişim riski artarken; diyabet kanser hastalarına pek çok açıdan olumsuz etkide bulunmaktadır. Araştırmalara göre prostat kanserinde ise diyabet olmak koruyucudur. Diyabet hastası erkeklerde testosteron düzeyi düşük olduğundan prostat kanseri riski azalmaktadır.

Diyabette Kanser Gözden Kaçabiliyor

Diyabette kan şekeri, insülin, büyüme faktörleri, kronik iltihap gibi pek çok etken kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırırken; tedavi yanıtını olumsuz etkilemektedir. Diyabetik kişilerde kanser erken teşhisi amacıyla oluşturulmuş toplum taramaları, hastaların diyabet ve ilişkili problemlerine yoğunlaşıldığından dolayı gerek hasta gerekse doktor tarafından dikkatten kaçmaktadır. Bu taramaların daha az yapılması diyabetik bireylerde erken teşhis şansını azaltmakta ve tanıda daha ileri evre kanser ile karşılaşılmasına neden olabilmektedir. Ayrıca hem diyabet hem kanser olan kişilerde kullanılan kemoterapi ilaçlarının etkileri diyabetli olmayanlara göre daha az görülmektedir.

İdeal Kilonun Korunması Önemli

Diyabetli hastada kanser tedavisi sürecinde metabolik kontrolün iyi olması, bağışıklık sisteminin kanser ile mücadelesinde güçlü kalmasını sağlamaktadır. Kanser hastalığı tedavisinde hastaların yaşayacakları iştah sorunu diyabet tedavisini oldukça etkilemektedir. Kanser tedavisinde temel hedef ideal kilonun korunması olmalıdır.

Hasta veya sağlıklı herkesin meyve, sebze ve tam tahıldan zengin, sağlıklı olduğu kanıtlanmış gıdalara sofrasında daha çok yer vermesi gerekmektedir. Kanser riskini artırdığı kanıtlanmış işlenmiş kırmızı et, yüksek kalorili ve şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Diyabetik ve kanser tedavisi gören bir hastanın bu süreçte bir diyetisyen desteğine başvurması gerekmektedir.

Kanserle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kanser

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Kanserle ilgili kulaktan dolma pek çok bilgi var. Peki bu bilgilerden hangileri gerçekten doğru, hangileri yanlış? Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden, kanserle ilgili doğru bilinen 6 yanlış nedir açıkladı.

“Kanser, insanlığın en eski hastalıklarından biridir. Bir hücrenin kontrolsüz çoğalması ile başlar. Büyüdükçe tarlaya saçılan tohum gibi başka organlarda sıçrar, buralarda yeni koloniler oluşturarak doku ve organ fonksiyonunu bozar. Bu büyüme durdurulamazsa canlının ölümüne sebep olur. 200’ün üzerinde çeşidi vardır. Her bir canlı doku, kanser olabilir. Kanserin oluşması için, hücrenin beyni sayılan DNA’sındaki bazı özel bölgelerinin hasarlanması gerekir. Hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa, hücrenin istenmeyen kanserleşme süreci başlamış demektir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden kanser ile ilgili merak edilenleri anlattı.

“İnsanlar Sigara İçmemiş Olsaydı, Kanser Görülme Oranı Yüzde 70 Azalacaktı”

Kanserleşme sürecinde sistem, kendiliğinden bozulabildiği gibi çoğu zaman dış faktörlerden de etkilenir. Bunların başında sigara gelir. Günümüzde yüz kanserin yetmişinden sigara sorumludur. İnsanlar sigara içmemiş olsaydı, kanser görülme oranı yüzde 70 azalacaktı. Kansere etki eden diğer faktörler ise; iyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, enfeksiyonlar, kimyasallar, beslenme, kilo, hormonal yapılardır.

Kanser Görülme Sıklığı, Sanılanın Aksine Artmamaktadır

Kanserin yaygınlığı ve görülme oranındaki değişkenliği ortaya koyan en doğru bilgiler Amerika tarafından verilmektedir. 1975’ten beri düzenli olarak kayıtlar tutulmaktadır. 1975 yılında her yüz bin kişiden 400’ü kanser olurken, 2014 yılında bu oran 442,7 ye çıkmıştır. 1975’te her yüz bin kişiden 220’si kanserden ölürken 2014 yılında bu oran 166,1’e düşmüştür.

Bu bilgiler ışığında 40 yılda yaklaşık kanser görülme oranı yüzde 10 artmıştır. Yani bu son kırk yıl içerisinde çok ciddi sanayileşme olmasına ve kimyasalların insanların yaşamına girmesine rağmen aynı oranda kanser görülmesinde artma olmamıştır. Ancak medikal teknolojinin ve bilgi birikiminin az olduğu ülkelerde kanser hastalarının tedavi başarı oranları düşük olduğundan, hastalar erken ölmektedir. Türkiye’de ise tanı ve tedavide başarı oranı arttığından farkındalık da artmıştır ama sanki kanser hastalığı artıyormuş gibi bir algı oluşmaktadır.

Cep Telefonları, Mikrodalga Fırınlar, Radyo ve TV Sinyalleri Kanser Yapmaz!

İyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, atomun çekirdeğinden veya iç elektron halkalarından parça koparabilirler. Bu durumda atomun yapısını bozarak molekülü değiştirir. Eğer bu işlem hücrenin DNA’sında olursa DNA’ya zarar verir. DNA zarar görürse, hücre onu tamir etmeye çalışır. Tamir edemez ise o bölümün fonksiyonlarını durdurur veya kendi kendisinin ölümüne karar verir ve hücre ölür. Eğer hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa hücre istemsiz çoğalarak kanser hücresine dönüşür. Bu moleküler yapıyı değiştirecek kadar enerjisi olmayan ışınımların bu yolla kanser yapma yetenekleri yoktur.

Bu ışınımları saçanlara; MR cihazları, enerji hatları, radar dalgaları, radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları, ısıtıcı lambalar, görünen ışık örnek gösterilebilir.

Bu düşük enerjili iyonize olmayan ışınımlar, dokuları ısıtabilirler. Ancak bu ısı lokal ise bölgedeki kan akımı ısıyı düşürerek dokuları korur. Normal hücreler 42 dereceye kadar dayanır. Isı 42 derecenin üstüne çıkarsa protein hasarı olur ve hücre ölür. Isının; sadece hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalara zarar verip hücrenin diğer hayati yapı taşlarına zarar vermemesi nerdeyse imkansızdır. Bu yüzden ısıtılan hücrelerin birçok hayati yapı taşları eş zamanlı zarar göreceğinden hücre kanserleşemez ve ölür.

Bu bilgiler ışığında günümüzde düşük enerjili iyonize olmayan ışınımların kanser yaptığını iddia eden ciddi bilimsel kanıt yoktur. Diğer bir deyişle MR cihazları, Enerji hatları, radar dalgaları, AM, FM radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları ve ısıtıcı lambaların kanser yaptığına dair ciddi bilimsel kanıt yoktur.

‘Tuz’ Kansere Neden Olmaz

Tuz tek başına kanserojen bir molekül değildir. Turşu ve salamuralarda kullanıldığında bazı kimyasal tepkimeler sonucu nitrit asit ve oksidatif moleküller oluşur. Bu moleküller ısıtıldığında veya mide içinde mide asidi ile birlikte güçlü kanser yapıcı maddelere dönüşürler. Bu yiyecekler çok tuzlu olduğu için mide kanserinin sorumlusunun tuz olduğu sanılmaktadır. Olumsuz şartlarda saklanan ve bayatlayan gıdalarda oluşan bakteri ve küf mantarları bu kanser yapıcıları oluşturabilir.

Kaynağı Belli Olmayanlar Hariç, Raf Ömrünü Uzatan Kimyasallar Kanser Yapmaz

İnsanlar, besin maddelerini koruyabilmek için yüzyıllardır gayret içinde olmuşlardır. Günümüzde de gıda sanayisi ile ilgilenen şirketler insan sağlığına zarar vermeden gıdaların raf ömrünü uzatmanın yollarını aramaktadır. Pastörizasyon başta olmak üzere birçok yöntem insan sağlığına zararlı değildir. İmalat edildikleri ülkelerin kontrolündeki firmaların ürünleri insan sağlığına zararı gösterilememiş raf ömrünü uzatan kimyasallar kullanabilmektedirler. Kaynağı belli olmayan gıda ürünleri, birçok sebepten tehlikeli olabilir.

‘Kanserin Çaresi Bulundu, Fakat Açıklanmıyor’ Diye Bir Şey Yok!

Kanserin çaresinin bulunduğu ve bilim dünyasının büyük çıkarlar peşinde olduğu için bunu açıklamadığı söylenmektedir. Böyle bir tezin doğru olma olasılığı hemen hemen hiç yoktur. Tüm dünyada yüzbinlerce kanser araştırması yapan ve kanser hastası tedavi eden araştırmacıların bu ahlaksız durumun sorumluluğunu alması mümkün değildir. Bunun aksini savunarak toplumun bilim adamlarına güvenini sarsarak halkı kendi amaçlarına inandırmak en büyük ihanettir.

Kanserle ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kanser

Uyku Kalitenizi Arttırın

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Uyku Kalitenizi Arttırın

Çocukların sağlıklı gelişimi ve büyümesi için şüphesiz en önemli faktörlerden birisi uyku kalitesi. Gece salgılanan melatonin hormonu ise uykunun sağlıklı olmasını sağlar. Eğer bu hormon eksik salgılanırsa pek çok hastalığın ortaya çıkması söz konusu olabilir. Bu hastalıklardan birisi de kanser. Kansere yakalanmamak için öncelikle uyku kalitenizi arttırın. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, bu nedenle çocukların erken uyutulmasını ve cep telefonları, tablet ya da bilgisayar kullanımına sınırlandırma getirilmesi gerektiğini söylüyor.

Çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 30’unu oluşturan löseminin nedenleri ve risk faktörlerine yönelik çalışmalar devam ediyor. Hastalığın çeşitli sebeplerle vücuttaki tümör baskılayıcı genlerin işlevlerini kaybetmesi ve/veya vücutta onkojenik genlerin aşırı aktivite kazanması sonucu ortaya çıktığı biliniyor. Özellikle son yıllarda çocukların teknolojik aletlere yatkınlığının artması nedeniyle konuyla ilgili hız kazanan çalışmalar ilginç verileri de ortaya çıkarıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, bu doğrultuda, elektromanyetik alan maruziyeti ve melatonin hormonu eksikliği ile kanser artışı arasında ilişki olabileceğini belirtiyor. “Elektromanyetik uyarılar çocukların büyüme ve gelişmesinde önemli olan ve uykuda, karanlıkta salgılanan melatonin hormonu eksikliğine de neden olarak, DNA tamir mekanizmasına zarar veriyor. Bu durum da kanser gelişmesi için önemli bir risk oluşturuyor” diyor. Bu nedenle çocukların erken uyutulması ve elektromanyetik dalga saçan cep telefonları, tablet ya da bilgisayarlardan sınırlı ölçüde yararlanmaları tavsiye ediliyor.

Pek Çok Nedeni Var

Her ne kadar çocuklarda lösemi tedavisinde yüz güldüren sonuçlara ulaşmak mümkün olabilse de asıl önemlisi bu ortamı yaratan ve kanser için zemin hazırlayan risk faktörlerine maruziyeti mümkün olduğu kadar en aza indirmek. Zira istatistiklere göre son 10 yılda tüm çocuk kanserlerinde yüzde 11,5 artış saptandığı görülüyor. Üstelik bu artışın devamlılık gösterdiği ve her yılda ortalama yüzde 0,7 arttığı bildiriliyor. İstatistiklere göre, en çok beyin tümörleri, akut lösemiler ve kemik tümörlerinde artış görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. İnci Ayan, artışta radyasyon, nükleer atıklar, elektromanyetik kirlenme, sanayi atıkları ile hava su ve toprağın kirlenmesi, besinlerde ürün artırıcı kullanımının artışı, tarım ilaçlarının bilinçsiz ve denetimsiz kullanımıyla bazı virüs hastalıklarının sorumlu tutulduğunu söylüyor.

İlk 5 Yaşta Görülme Sıklığı Artıyor

Lösemi her yaşta ortaya çıkmakla birlikte sıklıkla ilk beş yaşta görülüyor. Birçok kanserde olduğu gibi lösemide de erken teşhis tedavi başarısını etkilediği için ebeveynler ve çocuklarla yakın ilişkide olan kişilerin belirtiler konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. Ancak özellikle daha hareketli bir yapısı olan çocuklarda ortaya çıkabilecek belirtiler ‘çocukluk ya da yaramazlığına’ bağlanarak atlanabiliyor. Löseminin en tipik belirtileri olan vücutta morluklar, kol ya da bacak ağrıları da çok hareket etmeye bağlanarak atlanabiliyor. Prof. Dr. İnci Ayan, çocuklarda; solukluk, kol bacak veya vücudun diğer kemik kısımlarında giderek artan ağrılar, vücudun farklı bölgelerinde morluklar, sık ateşlenme, boyun ve başka bölge lenf bezlerinde şişlikler, karında şişlik, dalak bölgesinde ağrı, halsizlik gibi belirti ve şikayetler karşılaşıldığında zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerektiğinin altını çiziyor.

Erken Tanıyla Tedavi Edilebilen Bir Hastalık

Lösemiyle ilgili araştırmalar yoğun şekilde devam ederken, risk kategori ve tedaviye yanıtın belirlenmesi konusunda bazı önemli parametrelerin tanımlandığını söyleyen Prof. Dr. İnci Ayan, doğru tanı, risk gruplarının doğru belirlenmesi ve riske göre hızla tedaviye başlamanın sonuçta elde edilen başarıyı etkilediğine işaret ediyor. Bu doğrultuda günümüzde lösemi hastalığında risk gruplarına göre yüzde 30-80 oranında başarı sağlanabildiğini anlatan Prof. Dr. İnci Ayan, “Çocuklarda löseminin başlıca tedavisi kemoterapi olup ihtiyaca göre de kan ve kan ürünleri desteği, koruyucu ve gerektiğinde tedavi edici antimikrobiyal tedaviler de kullanılabiliyor. Hücre tipi ve risk grubuna göre ilk tedavinin sonunda veya hastalık tekrarında kötü hücreler temizlendikten (remisyon sağlanmasının ardından) sonra kök hücre nakli yapılabiliyor. Bununla birlikte yaklaşık 2-3 yıl devam eden tedavi süresince beslenmeye dikkat etmek, moral desteği sağlamak, enfeksiyonlardan korunmak ve oluştuğunda tedavi etmek ve belirli ölçüde izolasyon da tedavi başarısını etkileyen diğer faktörler arasında yer alıyor” diyor.

Uykuyla ilgili bir diğer yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.