Sosyal Medya

Çocuk Sağlığı

Çocuklarda Kalp Hastalıklarının 6 Sinyali

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin, çocuğunuzda kalp hastalığı olabilir!

Doğumsal kalp hastalıkları canlı doğan her bin çocuktan 5-8’inde görülüyor. Çocuklarda kalp hastalıkları yüzde 20 oranında yenidoğan döneminde ağır tablolarla ortaya çıkıyor ve acil tedavi gerektiriyor. Çocuk hekimleri rutin muayenelerinde kalpte ek ses “üfürüm” ile kasık nabzı eksikliği gibi durumları saptayabiliyor ve kalp uzmanının kontrolünü istiyor. Ancak çocukların bir kısmında hastalık bulgu vermiyor ve sessiz sedasız seyir edebiliyor. Bu nedenle kalp tarama testlerinin yapılması yaşamsal önem taşıyor. Kalp hastalıklarının erken müdahalesinde bir başka önemli nokta daha var, o da bazı belirtilerde zaman kaybetmeden doktora başvurmak. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı çocuklarda en sık görülen kalp hastalıkları belirtilerini sıraladı, yaşamsal öneme sahip önerilerde bulundu.

Çocuklarda kalp hastalıklarının sinyalleri

Morarma

Özellikle yenidoğan döneminde kalp hastalığı şüphesi uyandıracak en önemli bulgu, morarmadır. Morarma çocuklarda özellikle eforla, yenidoğanda ise ağlama ve beslenme anlarında artıyorsa, bu durum kalp anomalisinde çok önemli bir belirtiyi oluşturuyor. Bu nedenle morarması olan her yenidoğanda ve çocukta mutlaka kardiyolojik muayene ve bunu tamamlayan oksijen satürasyonlarının ölçümü, ekokardiyografi, EKG (elektrokardiyografi) gibi kalp testlerin yapılması gerekiyor.

Büyüme ve gelişme geriliği

Kalbin metabolizmanın ihtiyacını karşılayamadığı durumlarda çocukta büyüme gelişme tablosu normal ilerlemeyebiliyor. Ancak çocuklarda kalp yetmezliği bulguları net bulgu vermeyebiliyor. Bu nedenle büyüme ve gelişme sorunu olan çocuklarda özellikle kalp kası hastalığı olup olmadığının saptanması hayati önem taşıyor. Çünkü kalp kası hastalıkları ani yaşamsal sorunlar yaratabiliyor.

Göğüs ağrısı

Göğüs ağrısının en sık nedenini kalp hastalıkları oluşturmasa da, tarama testi niteliğinde kardiyolojik kontrol yapılması gerekiyor. Çocukta özellikle spor yaparken eforla birlikte göğüs ağrısı varsa mutlaka kardiyolojik testler yapılmalı, kalp kası hastalığı, doğuştan koroner arter anomalisi olup olmadığı kanıta dayalı olarak netleştirilmeli.

Bayılma

Bayılma, nörolojik ve metabolik nedenler dışında kalp kası hastalıkları ve ritim anormallikleri nedenleriyle de oluşabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı bu durumda kalbin yapısının ekokardiyografi, ritim düzeninin de EKG (elektrokardiyografi) ile incelenmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Çarpıntı

Kalpte gerek dinlenme anında gerekse efor sonrasında oluşan çarpıntılar çok önemli. EKG ile kalp ritim anormalliği olup olmadığı kalp doktoru tarafından araştırılmalı. Çok yavaş veya çok hızlı kalp atımları mutlaka EKG ile kontrol edilmeli.

Aşırı terleme, çabuk yorulma

Metabolizmanın artmış iş gücünü karşılayamayan kalpte zamanla kalp yetmezliği gelişebiliyor. Hipertiroidi, anemi, demir eksikliği gibi durumlar kontrol edildiğinde açıklanamayan terleme veya çabuk yorulma mutlaka kalp kontrolünü gerektiriyor. Çocuklarda kalp yetmezliği kendisini aşırı terleme ve çabuk yorulma olarak da ifade ediyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı özellikle uykuda yastığı bile ıslatan terlemelere dikkat edilmesi ve zaman kaybetmeden doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

 

Erken müdahale hayat kurtarıyor!

  • Hamilelikte doğumsal kalp hastalıklarının tanısı da mümkün oluyor ve erken müdahale hayat kurtarıyor. Bu nedenle hamilelikte düzenli muayenenin asla atlanmaması gerekiyor.
  • Doğumsal kalp hastalıkları her zaman bulgu vermediği için hayatı aniden tehdit eden durumlar oluşturabiliyor. Dolayısıyla her çocukta mutlaka bir kez de olsa kardiyolojik testler yapılmalı, kanıta dayalı olarak doğumsal hastalık olmadığı netleştirilmeli.
  • Sportif aktivite çağına gelen her çocukta, EKG ve Ekokardiyografi gibi kalp testleri mutlaka yapılmalı.
  • Erişkin yaşta oluşabilecek kalp ve damar hastalıkları çocukluk çağında başlıyor. Çocuğunuzu kalp hastalıklarına karşı korumak için erken yaşta spor yapmasına teşvik edin ve doğal gıdalarla beslenmesine dikkat edin. Unutulmayın ki “spor kalbin dostu, şeker ise düşmanı”dır.

Kalp sağlığı ile ilgili tüm yazılarıma ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku
2 Yorum

2 Yorum

  1. Nuray Fatma

    27 Aralık 2017 at 15:45

    HOCAM Harika bilgiler öğreniyoruz. Allah razı olsun. Her bilgi ve paylaşımlarınız için teşekkürler

    • Halit Yerebakan

      28 Aralık 2017 at 08:19

      Güzel düşünceleriniz için teşekkürler Nuray Hanım. Sağlıkla kalın.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Sağlığı

Doğumsal Bir Hastalık: Çarpık Ayak

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Doğumsal Bir Hastalık: Çarpık Ayak

Doğumsal bir hastalık olan çarpık ayak, yaklaşık her bin çocuktan birinde görülen bir durumdur. Bazı bebeklerin sadece tek ayağından çarpık ayak hastalığı görülürken, bazı bebeklerde ise çift ayakta da görülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla iki kat daha sık görülüyor, ancak bunun nedeni bilinmiyor. Çarpık ayak sorununa erken dönemde müdahale edildiğinde fonksiyonel olarak normale çok yakın ayaklar elde edilebiliyor. Geç kalındığında ise alçıyla düzeltme daha uzun ve zahmetli oluyor, bazı bebeklerde ilave ameliyatlar gerekebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kemiklerde şekil bozukluğu gelişebiliyor, ameliyatlar daha zorlaşabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz erken tedaviye başlamak için en ideal zamanın doğum sonrasındaki 7. gün – 15.gün arası olduğunu belirtiyor.

Kesin Nedeni Bilinmiyor

Çarpık ayağın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, çok farklı ihtimaller öne sürülüyor. Eskiden anne karnı içerisinde sıkışma nedeniyle geliştiği sanılıyordu, ancak artık öyle olmadığı biliniyor. Olası nedenler arasında nörolojik, damarsal ya da bağ dokusunu ilgilendiren sorunlar belirtiliyor. Çarpık ayağın yüzde 25’i ise kalıtımsal nedenlerden kaynaklanıyor. Çoğu bebekte kalıtımsal olmayan bir genetik durumun söz konusu olduğuna işaret eden araştırmalar da mevcut.

Anne Karnında Yakalanabiliyor

Çarpık ayak günümüzde genellikle bebek anne karnındayken 16. haftadan itibaren yapılan ayrıntılı ultrasonda tespit edilebiliyor. Problemin anne karnındayken anlaşılması, doğum sonrasında yapılacak olan tedaviler hakkında önceden araştırma yapılabilmesine imkân sağlıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz çarpık ayakların ultrason muayenesinde çok nadiren gözden kaçabildiğini söyleyerek, “Böyle bir durumda doğum sonrasında sağlık personeli veya aile tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyor. Çarpık ayağı normal bir ayaktan veya ayağın hafif içe dönük olduğu durumlardan ayırt eden en temel özelliği ise ayağın gaza basma yönünün tersi yöndeki esnekliğinde azalma görülmesi veya ayağın yukarı doğru hiç esnetilememesi” diye vurguluyor.

Erken Dönemde Alçıyla Tedavi Edilebiliyor

Özellikle yenidoğan döneminde çarpık ayak probleminin güncel tedavisi Ponseti tekniğine uygun yapılan alçı tedavisidir. Doğuştan çarpık ayak sorununun tedavisi için en ideal zaman doğum sonrasındaki ortalama 10. gün civarı oluyor. Ayağı esneten haftalık düzeltici alçı tedavisiyle ayağa şekil veriliyor. Ardından bu şeklin korunması için diz bükük bir şekilde, özel bir teknikle, kasıklara kadar alçı uygulanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz alçı tedavisine çocuğun ayağında gözle görülür bir şekilde düzelme olana kadar devam edildiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu tedavi de ortalama 4 – 6 hafta arasında tamamlanıyor. Alçı tedavisinin bitiminde ayağın arka kısmından topuk gevşetme olarak da bilinen aşil tendonunun kesilerek uzatılması işlemini (aşilotomi) yapmak da gerekebiliyor. Bu işlem göreceli olarak kolay atlatılan ve tedavinin bir sonraki aşamasına geçmeyi sağlayan bir basamak. İşlem sonrasında 3 hafta süreyle alçı tedavisi yapılıyor. Ardından, ayakları düzeltilmiş ve omuz hizasında açık pozisyonda tutan, arası demirli ayakkabı olarak da bilinen ortez kullanılıyor”.

Ortez Tedavisinde Sabır Önemli

Ortez tedavisine geçildikten sonra, ortezin ideal olarak 3 ay süreyle, günde 23 saat takılması gerekiyor. Doç. Dr. Salih Marangoz bu süreyi tamamladıktan sonra günlük ortez giyme saatinin azaltıldığını belirterek, şöyle devam etti: “Bu, hem çocuğun emekleme ve gündüz yaptığı diğer aktivitelerini kısıtlamamak, hem de ayağı serbest bırakarak gelişimini iyi yönde etkilemesi için gerekli bir durum. Sonrasında ortalama 4 yaşına kadar geceleri ve eğer uyuyorsa gündüz uykularında ortez kullanılıyor. Çarpık ayaklarda nüksün en önemli nedeni ortezlerin düzenli olarak kullanılamaması olmasına rağmen, tedavi harfiyen yerine getirilse bile çocukların az bir kısmında nüks yaşanabiliyor.”

Bebeklerde görülen farklı bir hastalıkla ilgili yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Ramazan Bayramı’nda Çocukların Beslenmesi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Ramazan Bayramı’nda Çocukların Beslenmesi

Bayram özellikle çocukların dört gözle beklediği ve tüm aile bireylerinin bir arada olduğu en özel anlardan biridir.… Akraba ziyaretleri yapılır, birbirinden güzel ve lezzetli sofralar kurulur, baklavalar, börekler ikram edilir. Ancak bayram süresince kontrol edilmeden tüketilen tatlılar sonucu çocukların şeker bağımlılıklarına negatif etkide bulunabilir. Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sinem Ece Çaparoğlu, anne ve babalara Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesi konusunda önemli uyarılarda bulundu.

Bayram Sabahı Çocuklarınıza Hafif Kahvaltılar Hazırlayın

Gün içerisinde sürekli bir ikram halinde olunacağı için, sabah kahvaltısında hafif beslenmede fayda var. Kahvaltıda doğal besinleri tüketmek hafif beslenmenin en kolay yoludur. Yani; bir yumurta ya da peynir yanında mevsimine uygun yeşillikler domates, salatalık ve tam buğday ekmeği tüm bireyler için yeterli ve doyurucu olacaktır. Kısacası kızartma, börek ve poğaça gibi glisemik indeksi yüksek beyaz un ve yağ içeren besinlerden uzak durmamız doğal beslenme için yeterlidir.

Hazır Tatlı ve Paketli Şekerlemelere Dikkat!

Diğer dikkat etmemiz gereken en önemli nokta; nasıl ve ne zaman tatlı tüketeceğimizdir. Hazır tatlılar, tabaklarda gördüğümüz anda elememiz gereken ilk lezzetimiz olmalıdır. Çünkü çocuk beslenmesinde kesinlikle glikoz-fruktoz şurubunun yeri yoktur.  Aynı zamanda paketli şekerlerde içerisinde bulunan renklendiriciler ve lezzetini arttırmak amacıyla eklenen katkı maddeleri yüzünden tüketilmemesi gereken bir diğer tatlı türüdür. Ayrıca öğün aralarında sürekli çocukların şeker tüketmesi, ana öğünlerde iştahsızlığa neden olacağı için tüketmeleri gereken besleyiciliği yüksek besinleri tüketmemelerine sebep olur. Bu yüzden gün içindeki beslenme planında bu önemli noktaya dikkat edilmesi gerekir.

Dondurma Kurtarıcınız Olabilir

Tatlı tercihi olarak ev yapımı sütlü tatlılar ve dondurmalar porsiyon ve adet kontrolüyle ebeveynlerin işini kolaylaştırabilir. Çocukların dondurmalara düşkünlüğü hepimizce malumdur. İşte bu düşkünlük bayramlarda şerbetli tatlılar yerine bizim için sığınabileceğimiz daha sağlıklı bir liman sunmaktadır, tabii arkasından bir bardak ılık su içmek şartıyla.

Çocuğunuza Yemeğin Yanında Yoğurt Yedirin

Gün batımıyla beraber hamur işlerine ve tatlılara son vermek günü kurtarmamızın en önemli anahtarı olacaktır hepimiz için. Tüm gün çocuklarımızın tükettiği şekerli gıdalarla mücadele etmek zorunda kalan mide bağırsaklarına yardımcı olması için akşam yemeğinde lif açısından zengin olan sebze yemeklerinin yanında bir kase yoğurt tüketilmesi doğru seçenek olacaktır. Gün içerisinde de elimizden geldiğince çocuğumuzun fiziksel aktivitesine destek olmayı başarabilirsek, sağlık açısından doğru yönetilmiş bir bayram geçirmiş oluruz.

Ramazan Bayramı’nda tatlı tüketimi ile ilgili bir diğer yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Bebeklerde Glokom Tehlikesi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

bebeklerde glokom

Glokom, genellikle göz içi basıncının yüksekliğinin artmasıyla sinsi bir şekilde ilerleyen, erken müdahale edilmediğinde ise kalıcı görme kaybına, hatta körlüğe bile yol açabilecek kadar ciddi bir rahatsızlıktır. Tüm glokom tipleri göz önüne alındığında, 40 yaş sonrası popülasyonda her 100 kişiden 3’ünde glokom olduğu belirtiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman toplumdaki yaygın inanışın aksine, bu hastalığın ender de olsa, bebeklerde glokom görülebildiğine işaret ediyor. Erişkinlerde çoğunlukla sessiz ilerleyen glokomun bebeklerde ise genellikle belirti verdiğine dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman, “Bebeklerde glokomun klasik üçlü bulgusu; göz yaşarması, ışık hassasiyeti ve göz kısmadır. Bu belirtilerin olduğu bebeklerin hızlıca göz muayenesinden geçmeleri çok önemli. Ayrıca hiçbir sorun olmasa bile her bebek 6. aydan itibaren okul çağına kadar 2 yıl aralıklarla detaylı göz muayenesinden geçmeli” diyor.

BEBEKLERDE GENELLİKLE BELİRTİ VERİYOR

Günümüzde yenidoğan her 10 bin  bebekten 1’inde doğumsal glokom tespit ediliyor. Bu olguların yüzde 80’i ilk yaş içinde ortaya çıkıyor ve infantil glokom olarak adlandırılıyor. 3 yaşından sonra başlayan formu da juvenil glokom olarak ifade ediliyor. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman erişkinlerdeki glokomun aksine bebeklerde gelişen glokomun genellikle belirtiği verdiğine dikkat çekerek, “Bebeklerde glokomun klasik üçlü bulgusu göz yaşarması, ışık hassasiyeti ve göz kısmadır. Bazı bebeklerde iri göz, yani göz küresinin ve önündeki saydam kornea dokusunun büyük olması ve yine bazı bebeklerde dışarıdan fark edilebilecek derecede gelişen kornea bulanıklığı, doğumsal glokoma eşlik edebiliyor. Bu bulguların olduğu bebeklerin hızlıca göz muayenesinden geçmeleri gerekiyor” diyor. Çünkü tedavide geç kalındığında bu tablo kalıcı görme kaybıyla sonuçlanıyor. Doğumsal glokoma sıklıkla açı anomalileri de eşlik ettiği için ilaç tedavisine genellikle direnç gelişiyor. Bu nedenle ilk tedavi basamağı cerrahi yöntem oluyor. Cerrahi sonrasında göz içi basınç durumuna göre ilaçla devam etmek gerekebiliyor. 

ERİŞKİNLERDE ÇOĞUNLUKLA SİNSİ İLERLİYOR

Glokom hastalığının çok sayıda tipleri var: Bunlar açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere 2 ana sınıfta toplanabilir. Göz içinde üretilen sıvının göz dışına çıkış yeri olan drenaj açısının (trabeküker ağ)  açık veya kapalı olma durumu, sınıflandırmanın temelini oluşturuyor. Ülkemizde ve dünya toplumlarının çoğunda açık açılı glokom, görülme sıklığı açısından yüzde 90 gibi bir oranla birinci sırada yer alıyor.

Kalıcı görme kaybına yol açıyor

Açık açılı glokom çoğunlukla sessiz ve yavaş bir seyir izliyor ve genellikle  iki gözü birden etkiliyor. “Glokom hastada kalıcı görme kaybına yol açıyor, ancak bunu son aşamalara kadar hastaya hissettirmiyor” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman sözlerine şöyle devam ediyor:

“Optik sinir hasarıyla birlikte önce çevre görüşü etkileniyor. Aylar, yıllar içinde çevre görüşü iyice daralarak, hastada tünel görüşü ortaya çıkıyor ve hasta genelde durumu bu aşamada fark ediyor. Fark ettiğinde de glokom genellikle son aşamada, yani dönüşsüz bir noktada oluyor. Daha sonra var olan tünel görüşü de kaybolarak körlük gelişebiliyor” Açık açılı glokom çok az bir oranda belirti veriyor. Bu durumda hastanın özellikle sabahları hafif görme bulanıklığı ve ışık kaynaklarının etrafında hale görme şikayeti olabiliyor. Ülkemizde az görülen dar açılı glokom ise genellikle akut ve semptomatik özelliğe sahip oluyor. Atağın şiddetli ağrı, görme bulanıklığı ve göz kızarmasıyla başladığına işaret eden Dr. Erbil Ulus Duman şikayetlerin hastayı acile yönlendirecek kadar dramatik geliştiğini ve hızlı görme kaybıyla sonuçlandığı için acil müdahale gerektirdiğini sözlerine ekliyor.

Tedavide amaç ilerlemesini yavaşlatmak

Glokom hastalığında günümüzde etkili tanı ve tedavi yöntemleri mevcut ve bu yöntemler giderek gelişiyor. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman  “primer açık açılı” glokomda genellikle ilk tedavi basamağını göz içi basıncını düşüren ve veya optik sinir koruyucu etki yapan ilaçlar oluşturduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Glokom tedavisinde amaç tanı konulduğu andaki durumu korumak ve daha kötüye gidişi durdurmak. İlaçlara rağmen göz içi basıncının yeterince düşürülemediği veya ilaçları tolere edemeyen hastalarda cerrahi yöntemlere başvurmak gerekiyor.

Hiçbir yakınma olmasa da muayene şart!

Hastalığın genellikle sessiz ve yavaş seyretmesi, tünel görüşü oluşana kadar hastanın görmesinin iyi olduğunu sanması, glokomda doktora başvuruyu geciktiriyor.  Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman erken tanının kalıcı görme kaybını önlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile herkesin rutin göz muayenesinden geçmeyi ihmal etmemeleri gerekiyor” diyor. Aile öyküsü olan kişilerin 20-30 yaş aralığında en az 3 yılda bir, 30-40 yaş aralığında en az 2 yılda bir, glokom açısından göz muayenesi olmaları çok önemli. Risk faktörü olmasa da 40-60 yaş arasındaki  kişilerin de en az 2 yılda bir, 60 yaş üstünde de en az yılda bir, glokom açısından muayene olmaları büyük önem taşıyor.

Konuyla ilgili diğer yazılarımız için buraya veya buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.