Sosyal Medya

Çocuk Sağlığı

“Neden Çocuğum Çok Ağlıyor?” mu Diyorsunuz?

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Çocuğum çok ağlıyor” diyorsanız dikkat!

“Çocuğum çok ağlıyor” diyenlerdenseniz çocuğunuzda demir eksikliği olma ihtimali var.Demir eksikliği; son yıllarda hemen hemen herkesin dilinde olan bir konu. İlk bakışta çok ciddiye alınmasa da aslında sonuçları son derece hayati olan önemli bir sağlık sorunu. Özellikle kadınlarda oldukça yüksek oranda görülen demir eksikliği, çocuklar için de önemli bir tehdit oluşturuyor. İştahsızlıktan büyüme geriliğine, çarpıntıdan öğrenme güçlüğüne kadar birçok sağlık sorunun altından demir eksikliği çıkıyor. Hatta ve hatta çocukların huysuzlaşıp, ağlama krizlerine bile girmesine neden olabiliyor. Bu nedenle de anne babaların demir eksikliği belirtilerini erken evrede fark edip, mutlaka doktor kontrolüne girmeleri ve gerekli önlemleri almaları şart. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Eroğlu Kayacık, demir eksikliğinin belirtileri ve alınması gereken önlemleri şu şekilde sıralıyor.

Yaşıtlarına göre daha küçük duruyorsa

Çocuklarda çok sık rastlanan bir sorun olan demir eksikliği önemsiz gibi görülse de aslında oldukça önemli bir sağlık problemi. Öyle ki çocuğun tüm vücut mekanizması demir eksikliğinden etkileniyor. Demir eksikliği yaşayan çocuğun büyümesi yavaşlıyor, hareketsizleşiyor, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetleri her geçen gün artıyor.

Cilt rengi soluklaşıp, tırnaklarında şekil değişikliği oluşuyorsa

Çocuklarda demir eksikliğinin gözle görülür ilk belirtilerinden biri renklerinin soluklaşması. Ağız kenarındaki çatlaklar, tırnaklarda şekil değişiklikleri ve kırılma, gözün beyaz kısmında mavi renk değişiklikleri de çocuğun yaşadığı bu sorunun dışarıdan anlaşılmasını sağlayan göstergeler olabiliyor.

İştahsızlıktan nefes alma bozukluklarına sağlık sorunları varsa

Demir eksikliğinin neden olduğu sorunlar bunlarla da bitmiyor. Baş dönmesi, kulak çınlaması, dil yapı bozuklukları, ağrılı yutma, iştahsızlık, kabızlık, çarpıntı ve nefes almada güçlük çocukların yaşayabileceği diğer önemli sorunlar arasında yer alıyor.

Öğrenme güçlüğü yaşıyorsa

Demir eksikliği bazı çocukların öğrenmelerinde de sıkıntılara neden olabiliyor. Oturma, yürüme, konuşma gibi gelişim basamakları gecikebiliyor, öğrenme güçlüğü yaşanabiliyor. Özellikle okul dönemindeki çocuklarda dikkat dağınıklığı olup dil ve matematik derslerinde başarı oranı düşüyor.

Durduk yere huysuzlaşıp, ağlama krizlerine giriyorsa

Demir eksikliği birçok yapısal etkinin yanında huy ve davranış değişiklikleri de yapabiliyor. Çocuklar özellikle anneye daha bağımlı, çekingen veya tam tersi huzursuz ve hırçın olup anlamsız ağlama krizlerine girebiliyorlar. Bu durumun nedeni tam olarak ortaya koyulmamakla birlikte, vücut eksikliğini hissettiği şeylerde bu şekilde farklı tepkiler verebiliyor.

Yemek olmayan maddeleri ağzına götürüyorsa

Çocuklar zaman zaman toprak, kireç, kalem ucu, duvar boyası buz gibi şeyleri yemeye çalışabiliyor. Bu durum, gıda olmayan maddeleri ağza götürme alışkanlığının yaşandığı pika sendromu. Pika sendromunun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte demir, kalsiyum, çinko, B1 ve B6 vitamin eksiklikleri ile psikososyal gelişim bozuklukları sonucu yaşanabiliyor. Ancak bu noktada kesin olmayan bir detay var. O da çocuk demir eksikliği nedeniyle mi toprak yiyor, yoksa toprak yediği için mi demir eksikliği görülüyor.

Demir Eksikliğinin Önüne Geçebilmek İçin Bilgiler

Sebzenin yanında c vitaminli içecek içirin

Bazı çalışmalarda kalsiyumdan zengin besinlerin özellikle hem olmayan demirin emilimini azaltabileceği belirtilse de bazı çalışmalar da etkilemediği yönünde. Yani et, yumurta gibi hayvansal ürünler süt ürünleri ile alındığında demir emilimi çok etkilenmiyor. Örneğin et ve yoğurt birlikte tüketilebiliyor. Ama yeşil sebzeler ile yoğurt beraber alındığında emilimi azaltabiliyor. Bu yüzden dengelemek için yoğurt ve sebze birlikte tüketildiğinde yanında C vitamini içeren içecekler içilmeli veya domates yenmeli.

Ispanak yüksek demir içerir” lafı bir efsanedir

Okzalat içeren gıdalar özellikle hem olmayan demir alımını azaltıyor. Ispanakta yüksek oranda okzalat olup içeriğindeki demirin emilimini engelliyor. “Yoğurtla karıştırıldığında ıspanağın demiri düşer.” Diye bir düşünce oldukça yanlıştır. Çünkü zaten ıspanak çok iyi bir demir kaynağı değildir.

Ek gıdaya başlamakta geç kalmayın

Demir eksikliğinin önüne geçebilmek için bebeğinize ek gıda vermeye 6 aylıkken başlamalısınız. Beslenme düzeninde anne sütünün yanı sıra mutlaka demir içeriği yüksek gıdalar olmalı. Büyümenin hızlandığı dönemde demir alımı da artırılmalı. Ek gıdalara meyve, yoğurt ile başlayıp sonrasında sebze çorbalarına geçebilirsiniz. Sebze çeşitlerini artırdıktan sonra çorbalara demir deposu olan inek veya koyun eti ekleyebilirsiniz. Demir oranı yüksek olan ciğeri haftada bir çocuğunuza pişirebilirsiniz. Beslenmeye dokuz aydan sonra kuru baklagilleri katabilir ve yeşil mercimeğe öncelik verebilirsiniz.

Demir eksikliğiyle mücadele edebilmek için gerekli bilgiye buradan ulaştınız. Demir eksikliği kadar fazlasının da zararlı olduğunu anlatan bir başka yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Sağlığı

Doğumsal Bir Hastalık: Çarpık Ayak

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Doğumsal Bir Hastalık: Çarpık Ayak

Doğumsal bir hastalık olan çarpık ayak, yaklaşık her bin çocuktan birinde görülen bir durumdur. Bazı bebeklerin sadece tek ayağından çarpık ayak hastalığı görülürken, bazı bebeklerde ise çift ayakta da görülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla iki kat daha sık görülüyor, ancak bunun nedeni bilinmiyor. Çarpık ayak sorununa erken dönemde müdahale edildiğinde fonksiyonel olarak normale çok yakın ayaklar elde edilebiliyor. Geç kalındığında ise alçıyla düzeltme daha uzun ve zahmetli oluyor, bazı bebeklerde ilave ameliyatlar gerekebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kemiklerde şekil bozukluğu gelişebiliyor, ameliyatlar daha zorlaşabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz erken tedaviye başlamak için en ideal zamanın doğum sonrasındaki 7. gün – 15.gün arası olduğunu belirtiyor.

Kesin Nedeni Bilinmiyor

Çarpık ayağın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, çok farklı ihtimaller öne sürülüyor. Eskiden anne karnı içerisinde sıkışma nedeniyle geliştiği sanılıyordu, ancak artık öyle olmadığı biliniyor. Olası nedenler arasında nörolojik, damarsal ya da bağ dokusunu ilgilendiren sorunlar belirtiliyor. Çarpık ayağın yüzde 25’i ise kalıtımsal nedenlerden kaynaklanıyor. Çoğu bebekte kalıtımsal olmayan bir genetik durumun söz konusu olduğuna işaret eden araştırmalar da mevcut.

Anne Karnında Yakalanabiliyor

Çarpık ayak günümüzde genellikle bebek anne karnındayken 16. haftadan itibaren yapılan ayrıntılı ultrasonda tespit edilebiliyor. Problemin anne karnındayken anlaşılması, doğum sonrasında yapılacak olan tedaviler hakkında önceden araştırma yapılabilmesine imkân sağlıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz çarpık ayakların ultrason muayenesinde çok nadiren gözden kaçabildiğini söyleyerek, “Böyle bir durumda doğum sonrasında sağlık personeli veya aile tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyor. Çarpık ayağı normal bir ayaktan veya ayağın hafif içe dönük olduğu durumlardan ayırt eden en temel özelliği ise ayağın gaza basma yönünün tersi yöndeki esnekliğinde azalma görülmesi veya ayağın yukarı doğru hiç esnetilememesi” diye vurguluyor.

Erken Dönemde Alçıyla Tedavi Edilebiliyor

Özellikle yenidoğan döneminde çarpık ayak probleminin güncel tedavisi Ponseti tekniğine uygun yapılan alçı tedavisidir. Doğuştan çarpık ayak sorununun tedavisi için en ideal zaman doğum sonrasındaki ortalama 10. gün civarı oluyor. Ayağı esneten haftalık düzeltici alçı tedavisiyle ayağa şekil veriliyor. Ardından bu şeklin korunması için diz bükük bir şekilde, özel bir teknikle, kasıklara kadar alçı uygulanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Marangoz alçı tedavisine çocuğun ayağında gözle görülür bir şekilde düzelme olana kadar devam edildiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu tedavi de ortalama 4 – 6 hafta arasında tamamlanıyor. Alçı tedavisinin bitiminde ayağın arka kısmından topuk gevşetme olarak da bilinen aşil tendonunun kesilerek uzatılması işlemini (aşilotomi) yapmak da gerekebiliyor. Bu işlem göreceli olarak kolay atlatılan ve tedavinin bir sonraki aşamasına geçmeyi sağlayan bir basamak. İşlem sonrasında 3 hafta süreyle alçı tedavisi yapılıyor. Ardından, ayakları düzeltilmiş ve omuz hizasında açık pozisyonda tutan, arası demirli ayakkabı olarak da bilinen ortez kullanılıyor”.

Ortez Tedavisinde Sabır Önemli

Ortez tedavisine geçildikten sonra, ortezin ideal olarak 3 ay süreyle, günde 23 saat takılması gerekiyor. Doç. Dr. Salih Marangoz bu süreyi tamamladıktan sonra günlük ortez giyme saatinin azaltıldığını belirterek, şöyle devam etti: “Bu, hem çocuğun emekleme ve gündüz yaptığı diğer aktivitelerini kısıtlamamak, hem de ayağı serbest bırakarak gelişimini iyi yönde etkilemesi için gerekli bir durum. Sonrasında ortalama 4 yaşına kadar geceleri ve eğer uyuyorsa gündüz uykularında ortez kullanılıyor. Çarpık ayaklarda nüksün en önemli nedeni ortezlerin düzenli olarak kullanılamaması olmasına rağmen, tedavi harfiyen yerine getirilse bile çocukların az bir kısmında nüks yaşanabiliyor.”

Bebeklerde görülen farklı bir hastalıkla ilgili yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Ramazan Bayramı’nda Çocukların Beslenmesi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Ramazan Bayramı’nda Çocukların Beslenmesi

Bayram özellikle çocukların dört gözle beklediği ve tüm aile bireylerinin bir arada olduğu en özel anlardan biridir.… Akraba ziyaretleri yapılır, birbirinden güzel ve lezzetli sofralar kurulur, baklavalar, börekler ikram edilir. Ancak bayram süresince kontrol edilmeden tüketilen tatlılar sonucu çocukların şeker bağımlılıklarına negatif etkide bulunabilir. Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sinem Ece Çaparoğlu, anne ve babalara Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesi konusunda önemli uyarılarda bulundu.

Bayram Sabahı Çocuklarınıza Hafif Kahvaltılar Hazırlayın

Gün içerisinde sürekli bir ikram halinde olunacağı için, sabah kahvaltısında hafif beslenmede fayda var. Kahvaltıda doğal besinleri tüketmek hafif beslenmenin en kolay yoludur. Yani; bir yumurta ya da peynir yanında mevsimine uygun yeşillikler domates, salatalık ve tam buğday ekmeği tüm bireyler için yeterli ve doyurucu olacaktır. Kısacası kızartma, börek ve poğaça gibi glisemik indeksi yüksek beyaz un ve yağ içeren besinlerden uzak durmamız doğal beslenme için yeterlidir.

Hazır Tatlı ve Paketli Şekerlemelere Dikkat!

Diğer dikkat etmemiz gereken en önemli nokta; nasıl ve ne zaman tatlı tüketeceğimizdir. Hazır tatlılar, tabaklarda gördüğümüz anda elememiz gereken ilk lezzetimiz olmalıdır. Çünkü çocuk beslenmesinde kesinlikle glikoz-fruktoz şurubunun yeri yoktur.  Aynı zamanda paketli şekerlerde içerisinde bulunan renklendiriciler ve lezzetini arttırmak amacıyla eklenen katkı maddeleri yüzünden tüketilmemesi gereken bir diğer tatlı türüdür. Ayrıca öğün aralarında sürekli çocukların şeker tüketmesi, ana öğünlerde iştahsızlığa neden olacağı için tüketmeleri gereken besleyiciliği yüksek besinleri tüketmemelerine sebep olur. Bu yüzden gün içindeki beslenme planında bu önemli noktaya dikkat edilmesi gerekir.

Dondurma Kurtarıcınız Olabilir

Tatlı tercihi olarak ev yapımı sütlü tatlılar ve dondurmalar porsiyon ve adet kontrolüyle ebeveynlerin işini kolaylaştırabilir. Çocukların dondurmalara düşkünlüğü hepimizce malumdur. İşte bu düşkünlük bayramlarda şerbetli tatlılar yerine bizim için sığınabileceğimiz daha sağlıklı bir liman sunmaktadır, tabii arkasından bir bardak ılık su içmek şartıyla.

Çocuğunuza Yemeğin Yanında Yoğurt Yedirin

Gün batımıyla beraber hamur işlerine ve tatlılara son vermek günü kurtarmamızın en önemli anahtarı olacaktır hepimiz için. Tüm gün çocuklarımızın tükettiği şekerli gıdalarla mücadele etmek zorunda kalan mide bağırsaklarına yardımcı olması için akşam yemeğinde lif açısından zengin olan sebze yemeklerinin yanında bir kase yoğurt tüketilmesi doğru seçenek olacaktır. Gün içerisinde de elimizden geldiğince çocuğumuzun fiziksel aktivitesine destek olmayı başarabilirsek, sağlık açısından doğru yönetilmiş bir bayram geçirmiş oluruz.

Ramazan Bayramı’nda tatlı tüketimi ile ilgili bir diğer yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Bebeklerde Glokom Tehlikesi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

bebeklerde glokom

Glokom, genellikle göz içi basıncının yüksekliğinin artmasıyla sinsi bir şekilde ilerleyen, erken müdahale edilmediğinde ise kalıcı görme kaybına, hatta körlüğe bile yol açabilecek kadar ciddi bir rahatsızlıktır. Tüm glokom tipleri göz önüne alındığında, 40 yaş sonrası popülasyonda her 100 kişiden 3’ünde glokom olduğu belirtiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman toplumdaki yaygın inanışın aksine, bu hastalığın ender de olsa, bebeklerde glokom görülebildiğine işaret ediyor. Erişkinlerde çoğunlukla sessiz ilerleyen glokomun bebeklerde ise genellikle belirti verdiğine dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman, “Bebeklerde glokomun klasik üçlü bulgusu; göz yaşarması, ışık hassasiyeti ve göz kısmadır. Bu belirtilerin olduğu bebeklerin hızlıca göz muayenesinden geçmeleri çok önemli. Ayrıca hiçbir sorun olmasa bile her bebek 6. aydan itibaren okul çağına kadar 2 yıl aralıklarla detaylı göz muayenesinden geçmeli” diyor.

BEBEKLERDE GENELLİKLE BELİRTİ VERİYOR

Günümüzde yenidoğan her 10 bin  bebekten 1’inde doğumsal glokom tespit ediliyor. Bu olguların yüzde 80’i ilk yaş içinde ortaya çıkıyor ve infantil glokom olarak adlandırılıyor. 3 yaşından sonra başlayan formu da juvenil glokom olarak ifade ediliyor. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman erişkinlerdeki glokomun aksine bebeklerde gelişen glokomun genellikle belirtiği verdiğine dikkat çekerek, “Bebeklerde glokomun klasik üçlü bulgusu göz yaşarması, ışık hassasiyeti ve göz kısmadır. Bazı bebeklerde iri göz, yani göz küresinin ve önündeki saydam kornea dokusunun büyük olması ve yine bazı bebeklerde dışarıdan fark edilebilecek derecede gelişen kornea bulanıklığı, doğumsal glokoma eşlik edebiliyor. Bu bulguların olduğu bebeklerin hızlıca göz muayenesinden geçmeleri gerekiyor” diyor. Çünkü tedavide geç kalındığında bu tablo kalıcı görme kaybıyla sonuçlanıyor. Doğumsal glokoma sıklıkla açı anomalileri de eşlik ettiği için ilaç tedavisine genellikle direnç gelişiyor. Bu nedenle ilk tedavi basamağı cerrahi yöntem oluyor. Cerrahi sonrasında göz içi basınç durumuna göre ilaçla devam etmek gerekebiliyor. 

ERİŞKİNLERDE ÇOĞUNLUKLA SİNSİ İLERLİYOR

Glokom hastalığının çok sayıda tipleri var: Bunlar açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere 2 ana sınıfta toplanabilir. Göz içinde üretilen sıvının göz dışına çıkış yeri olan drenaj açısının (trabeküker ağ)  açık veya kapalı olma durumu, sınıflandırmanın temelini oluşturuyor. Ülkemizde ve dünya toplumlarının çoğunda açık açılı glokom, görülme sıklığı açısından yüzde 90 gibi bir oranla birinci sırada yer alıyor.

Kalıcı görme kaybına yol açıyor

Açık açılı glokom çoğunlukla sessiz ve yavaş bir seyir izliyor ve genellikle  iki gözü birden etkiliyor. “Glokom hastada kalıcı görme kaybına yol açıyor, ancak bunu son aşamalara kadar hastaya hissettirmiyor” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman sözlerine şöyle devam ediyor:

“Optik sinir hasarıyla birlikte önce çevre görüşü etkileniyor. Aylar, yıllar içinde çevre görüşü iyice daralarak, hastada tünel görüşü ortaya çıkıyor ve hasta genelde durumu bu aşamada fark ediyor. Fark ettiğinde de glokom genellikle son aşamada, yani dönüşsüz bir noktada oluyor. Daha sonra var olan tünel görüşü de kaybolarak körlük gelişebiliyor” Açık açılı glokom çok az bir oranda belirti veriyor. Bu durumda hastanın özellikle sabahları hafif görme bulanıklığı ve ışık kaynaklarının etrafında hale görme şikayeti olabiliyor. Ülkemizde az görülen dar açılı glokom ise genellikle akut ve semptomatik özelliğe sahip oluyor. Atağın şiddetli ağrı, görme bulanıklığı ve göz kızarmasıyla başladığına işaret eden Dr. Erbil Ulus Duman şikayetlerin hastayı acile yönlendirecek kadar dramatik geliştiğini ve hızlı görme kaybıyla sonuçlandığı için acil müdahale gerektirdiğini sözlerine ekliyor.

Tedavide amaç ilerlemesini yavaşlatmak

Glokom hastalığında günümüzde etkili tanı ve tedavi yöntemleri mevcut ve bu yöntemler giderek gelişiyor. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman  “primer açık açılı” glokomda genellikle ilk tedavi basamağını göz içi basıncını düşüren ve veya optik sinir koruyucu etki yapan ilaçlar oluşturduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Glokom tedavisinde amaç tanı konulduğu andaki durumu korumak ve daha kötüye gidişi durdurmak. İlaçlara rağmen göz içi basıncının yeterince düşürülemediği veya ilaçları tolere edemeyen hastalarda cerrahi yöntemlere başvurmak gerekiyor.

Hiçbir yakınma olmasa da muayene şart!

Hastalığın genellikle sessiz ve yavaş seyretmesi, tünel görüşü oluşana kadar hastanın görmesinin iyi olduğunu sanması, glokomda doktora başvuruyu geciktiriyor.  Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erbil Ulus Duman erken tanının kalıcı görme kaybını önlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile herkesin rutin göz muayenesinden geçmeyi ihmal etmemeleri gerekiyor” diyor. Aile öyküsü olan kişilerin 20-30 yaş aralığında en az 3 yılda bir, 30-40 yaş aralığında en az 2 yılda bir, glokom açısından göz muayenesi olmaları çok önemli. Risk faktörü olmasa da 40-60 yaş arasındaki  kişilerin de en az 2 yılda bir, 60 yaş üstünde de en az yılda bir, glokom açısından muayene olmaları büyük önem taşıyor.

Konuyla ilgili diğer yazılarımız için buraya veya buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.