Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Bronzlaşırken Sağlığınızı İhmal Etmeyin

Yayınlanma:

,

Cildinizin güneşe ihtiyacı var elbette ancak her şeyde olduğu gibi güneşlenirken de sağlığınızı ihmal etmemeniz gerekiyor. Seçtiğiniz güneş koruyucuların kimyasal içermemesi sağlığınız açısından son derece önemli

Yaz aylarını neredeyse ortaladık. Sıcakların iyice bastırdığı şu günlerde tatil planları yapanlar, güneşe doyacakları sayılı günlerde maksimum bronzlaşmanın yollarını aramaya başladılar bile. Cildinizin güneşe ihtiyacı var elbette ancak her şeyde olduğu gibi güneşlenirken de sağlığınızı ihmal etmemeniz gerekir. Güneş ışığı, en doğal D vitamini kaynağıdır. İskelet sisteminizin sağlam ve sağlıklı olmasını istiyorsanız mutlaka yeterli D vitaminini alıyor olmanız gerekir. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu D vitamini miktarı, sandığınızdan çok daha kısa sürede alınabilir. Tatiliniz boyunca, günde sadece 20 dakika güneşlenmek, aslında yeterlidir. Bunun için tüm vücudunuzu güneşlendirmek de şart değil. Sadece kol ve bacaklarınızın bir kısmının güneş görmesi ihtiyacınız olan D vitaminini almanıza yeter.

ÖNCE SÜRÜN

Uzun süre güneşe maruz kalındığında, ultraviyole A ve B ışınları, deri hücrelerinizi yakarak cildinizde hasar bırakır. Bu hasarın oluşması için gereken süre ve hasarın derecesi, cilt tipinize göre değişiklik gösterir. Sarışınlar, esmer tenlilere oranla daha hassas olduklarından bu tip durumlarla daha sık karşılaşırlar. Özellikle güneşe çıkıldığı ilk gün kızarıklıkla başlayan ve ilerleyen saatlerde hafif acı veren yanıklar, birinci derece yanıklardır ve cildin epidermis adı verilen en üst tabakasının etkilenmesi sonucu oluşurlar. İkinci derecedeki güneş yanıklarında ise derinin daha alt tabakası ve sinir uçları hasar görmüştür ve iyileşme süreci, birinci derece yanığa göre daha ağrılı ve zaman alıcıdır. İkinci derece yanık sonrasında meydana gelmesi muhtemel su dolu baloncuklar, acının artmasına sebep olurlar. Bu baloncukların patlatılması enfeksiyon riski oluşturacağından son derece sakıncalıdır ve mutlaka bir uzman danışmanlığında tedavi edilmelidir. Ultraviyole A ve B ışınlarından korunmak için dört mevsim en az 30 koruma faktörlü krem kullanmak gerekir. Bu kremlerden maksimum faydayı elde edebilmek için doğru uygulamak çok önemlidir. Güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeleri ve iki saatte bir yenilenmeleri gerekir. Sık aralıklarla denize ya da havuza giriliyorsa iki saatlik bu süre daha kısa tutulmalıdır. Koruyucu kremler eşliğinde dahi olsa güneşe çıkarken şapka kullanmak da en makul tedbirler arasında yer alır. Güneşin zararlarından bahsederken, genelde cilt üzerinde oluşturduğu hasarlardan bahsedilir ancak gözler de güneşin tehdidi altındadır. Güneş ışınları, gözün lensinde katarak oluşmasına sebep olabilir. Bu sebeple güneş gözlüğü kullanılması çok önemlidir. Güneş ışınlarının bilinen bir diğer zararı ise erken yaşlanmaya sebep olmasıdır. Cilde esneklik kazandıran liflerin bulunduğu elastin tabakası, -korumasız- güneşe maruz kaldığında yıpranır ve olması gerekenden çok daha önce cildinizin sarkmasına sebep olur. Gerekli koruyucular kullanılmadığında güneş, cildinizde bir ömür taşıyacağınız çil ve lekelerin oluşmasına da yol açabilir. Bu lekeler, genellikle yüz ve boyun bölgesine yerleşirler ve güzelleşme çabanız, geri dönülmez bir hüsranla sonuçlanabilir.

30 KORUMA YETER

Peki güneş koruyucu krem tercihinizi yaparken nelere dikkat etmeniz gerekir? Piyasa, bir diğerinden çok daha kaliteli olduğunu iddia eden markaların ürünleriyle dolu. Seçiminizi yaparken, çinko oksit ve titanyum dioksit içeren ürünleri almaya özen gösterin. Bu iki madde, zararlı UV ışınlarına karşı adeta set vazifesi görüyor. Seçtiğiniz kremin kimyasal içermemesi de son derece önemli. Yetişkinler için 30 koruma faktörü ideal kabul edilebilirken, çocuklar için bu rakam biraz daha yükseltilmeli. Zararlı UV ışınlarını engelleyen maddeler arasında, padimate O homosalate, octyl methoxycinnamate, benzophenone, oktil salisilat, phenylbenzimidazole sülfonik asit ve octocrylene de sayılabilir. Özellikle alerjik bünyeye sahip olanlar, güneş kremi seçerken muhakkak doktorlarına danışmalılar. Güneşin zararlarından korunayım derken daha büyük hasarlara sebep olmamak gerekir.

SOLARYUM GÖZE ZARAR VERİYOR

Tatile çıkacak vakti olmayanlar, bronzlaşmak için çok daha tehlikeli bir yol olan güzellik salonlarındaki solaryumu tercih ediyorlar. Solaryumun, gelişen teknoloji ve yeni yöntemlerle insan sağlığını koruyarak bronzlaşma sağladığı iddia edilse de, araştırmalar bunun tam aksini söylüyor. Son yıllarda Amerikan Kanser Birliği, Amerikan Dermatoloji Akademisi ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi bir araya gelerek solaryuma karşı bir kampanya başlattılar. Bunun en önemli sebebi, hızlı ve kalıcı bronzlaşma sağlayan bu yöntemde kullanılan ampullerin yaydığı ultraviyole A ve B ışınları. Yapılan araştırmalar; solaryumun, cilt üzerindeki olumsuz etkileri ispatlanan bu ışınların dışında başka zararları da olduğunu gösteriyor. Solaryum, göz ve bağışıklık sistemi üzerinde de hasar bırakıyor!

DOMATES YİYENLER UV IŞINLARINDAN ÇOK DAHA AZ ETKİLENİYOR

Amerikalılar’ın çok beğendiğim bir sözleri var; ‘Ne yiyorsanız o’sunuz!’ diyorlar. Cildinizi güneşten korumak için takviye ürünler kullanmanın yanında cildinizi koruyacak gıdalarla da beslenmeniz gerekir. Tam da bu noktada ‘kırmızılar’ devreye giriyor. Domates gibi kırmızıların faydalarını anlattığım yazımda detaylarıyla bahsettiğim gibi likopen, cildinizin en alt tabakasından en üst tabakasına kadar tüm katmanlarını korumaya yardımcı en önemli maddelerden biridir. İngiltere’de gönüllüler üzerinde yapılan bir araştırma, domates yemenin cilt üzerindeki mucizevi faydalarını ortaya çıkardı. Araştırmaya katılan gönüllüler iki gruba ayrıldı ve birinci gruba 12 hafta boyunca günde beş kaşık domates püresine 10 gr. kadar zeytinyağı ilave edilerek yedirildi. İkinci grup katılımcılara ise sadece zeytinyağı verildi. Araştırma sonunda iki grup incelendiğinde; domates yiyenlerin UV ışınlarından, yemeyenlere oranla yüzde 33 daha az etkilendiği görüldü. Domates yemeyi ihmal etmeyin.

Aile Sağlığı

Beslenmenizi Bebeğinizin İhtiyacına Göre Düzenleyin

Yayınlanma:

,

Anne olmaya karar verdiyseniz ya da hamileyseniz, beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekir. Sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan gıdaları tüketin, folik asit içeren gıda takviyeleri alın

Hamile kalmayı düşünüyorsanız ya da anne olmak için gün sayıyorsanız, muhtemelen kendiniz ve bebeğiniz ile ilgili temel bilgileri biliyorsunuzdur.
Sigara içmemek, alkolden uzak durmak, sağlıklı beslenmek gibi belli başlı gerekliliklerin yanı sıra; sağlıklı bir hamilelik süreci için birkaç ipucunu unutmamak gerek.
Yapılan araştırmalar, gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinin plansız gerçekleştiğini gösteriyor. Hiç beklemediği bir anda hamile kaldığını öğrenen biri için bu dönemi sağlıklı geçirmek; planlı gebelik yaşayan birine göre çok daha zor. Uzmanlar, tedbirli davranmaktan yana. Doğurganlık yaşınızdaysanız ve güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyorsanız, her an hamile kalabilirsiniz demektir. Bu gruptaki kadınlar, hem kendileri, hem de bebekleri için sağlıklı bir yaşam planı oluşturmalı ve buna uymalıdır. Sağlıklı yaşam planı, sandığınız gibi diyet listelerine uymak ya da düzenli egzersiz yapmak demek değildir. Sağlıklı yaşam planı, çevresel etkilerin zararlarından kurtulmak üzere oluşturulmalıdır.

FOLİK ASİT ALIN
Anne olmaya karar verdiyseniz yapmanız gereken ilk şey, folik asit kullanımı olacaktır. Folik asitler, gebelikten yaklaşık üç ay önce kullanılmaya başlanmalı ve gebeliğin ilk aylarına kadar kullanılmaya devam edilmelidir. New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesi ve Montefiore Tıp Merkezi’nde hamile bireyler üzerinde yapılan çalışmalar; gebelik sırasında, bebeğin gelişimi için folik asit kullanımının oldukça önemli bir yeri olduğunu göstermiştir.
Dolayısıyla listenizin en başında; en az 400 mikrogram folik asit içeren günlük bir multivitamin kullanmaya başlamak yer almalıdır. Bebeğinizin beyin ve omurilik sistemi gebeliğin ilk ayında gelişir; bu nedenle folik asit, kalsiyum ve demir gibi temel besin maddelerini en baştan almanız önemlidir. Folik asit almak, bebeğinizin spina bifida gibi nöral tüp defekti geliştirme riskini azaltır.

D VİTAMİNİ TAKVİYESİ ÖNEMLİ
Gebelik süresinde ayrıca günlük 10 mcg. D vitamini takviyesine ihtiyacınız vardır. D vitamini, bebeğinizin iskeletinin gelişimi ve gelecekteki kemik sağlığı için önemlidir. İyi yemek yemediğinizden endişeleniyor ya da sağlıklı beslenemediğinizi düşünüyorsanız, folik asit ve D vitaminini çoklu bir vitaminle almayı deneyebilirsiniz.
Hamilelik dönemi, anne açısından -gelecekte- kemik erimesi riskini de beraberinde getirir. Bu sebeple, gebelik döneminde D vitamini takviyesi de önemlidir.
Ancak bu tür takviyeleri, muhakkak gebeliğinizi takip eden doktorunuza danışarak almalısınız. Gebelik döneminde hekimler tarafından Omega 3’ten zengin beslenilmesi gerektiği ısrarla tavsiye edilir. Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan Omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer. Bu ve benzer takviyeleri, gıdalardan almak en doğru ve doğal olanıdır. Folik asidin koyu yeşil sebzelerde, kalsiyum ve proteinin süt ürünlerinde, D vitamininin doğal kaynağı güneşin yanı sıra yumurta, süt ve balıkta, Omega 3’ün ise somon gibi yağlı balıklar, ceviz ve bademde bulunduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.

KARBONHİDRATTAN UZAK DURUN
Gebelik dönemi, iştahın son derece açık ve kontrolünün zor olduğu bir dönemdir.
Bu yan etkiye bir de anne yedikçe bebeğin de iyi beslendiği inancı eklenince, anneler için durum oldukça zor bir hal alır. Şekerden zengin ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme, annenin gereksiz kilo almasına sebep olur. Bu tip beslenmektense, bebeğe faydası kesin olan ihtiyaçları tamamlamak çok daha elzemdir. Anne adayları, temel kurallar ışığında kendi bedenindeki eksiklere göre beslenmeli ve ihtiyacını tamamlamalıdır.
Bu sebeple; gebelik döneminin başında yapılan kan testleri, rezerv kontrolü için çok önemlidir.
Hamilelik dönemi, annenin sıvı ihtiyacının da arttığı bir dönemdir. Özellikle su, bol miktarda içilmelidir. Asitli gazlı içeceklerden, diyet içeceklerden uzak durulmalıdır.
Annelik, ömür boyu devam eden bir serüvendir. Bebeğinizin ihtiyaçlarını bedeninizden ayrıldıktan sonra da karşılamaya devam etmeniz gerekir. İlk zamanlar bunun en iyi yolu anne sütü vermektir.
Bebeğinizin ihtiyacına göre değişen bu harikulade sıvı, bilim adamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış.
Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır.

AZ PİŞMİŞ ET YEMEYİN
Az pişmiş et ve soğuk şarküteri ürünleri, toksoplazma taşıyıcılığı açısından yüksek risk grubuna giren gıda maddeleridir. Uzmanlar, hiçbir et ve et ürününe yüzde 100 güvenemeyeceğimizi söylüyor. Yapılan araştırmalar; az pişmiş bir dana etindeki toksoplazma barındırma ihtimalinin, pişmiş dana etine oranla 5.5 kat, az pişmiş bir kuzu etinin toksoplazma barındırma ihtimalininse pişmiş kuzu etine oranla üç kat fazla olduğunu belirtiyorlar. Toksoplazma hastalığından korunmanın tek yolu, yediğiniz ete dikkat etmekten ibaret değildir. Son derece kötü sonuçlar doğurabilen bu hastalık, iyi yıkanmamış sebze ve meyveden, evcil hayvan kumundan ve bahçe toprağından da bulaşabilir. Toksoplazma hastalığının en yüksek seviyelerde görüldüğü Fransa’da yapılan bir araştırma, evcil hayvan (genelde kedi) beslemenin hastalığa yakalanma riskini 4.5 kat artırdığını gösterdi. Uzmanlar; iyi yıkanmamış çiğ sebze yemenin de, tıpkı az pişmiş kuzu etindeki gibi hastalığa yakalanma riskini üç kat artırdığını söylüyor.

EV HAYVANLARINA DİKKAT!
Banyo temizleme veya evde beslenen hayvanları temizleme gibi günlük görevler bile hamile kaldığınızda riskli olabilir. Toksik kimyasallara maruz kalma, ağır nesneler kaldırma veya bakterilerle temasa girme size ve bebeğinize zarar verebilir. Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için şu önerilere dikkat edin:
 Ağır kaldırmayın.
 Ev temizliğinde sert kimyasalları kullanmayın. Bunların yerine organik temizleyiciler deneyebilirsiniz.
 Uzun süre ayakta durmayın.
 Evcil dostunuza veda etmeyin ancak bazı noktalara dikkat edin. Evcil hayvanlardan geçmesi muhtemel hastalıklar, onlarla yakın temas kurma oranınıza ve şekline göre tehlike oluşturur. Hayvanların ağızlarında pasteurella adında bir mikroorganizma bulunur. Bu mikroorganizma, insanlar için yabancıdır ve ciddi hastalıklara sebep olabilir. Hali hazırda bir açık yaranız varsa (derin bir çizik bile olabilir) ya da bu mikroorganizmayı taşıyan bir hayvan tarafından ısırıldıysanız ve bu ısırık neticesinde yara açıldıysa, kolaylıkla size bulaşabilir. Bu sebeple, özellikle evinizde beslediğiniz evcil dostlarınızın aşılarını mutlaka zamanında yaptırmanız gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki; sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan hayvanlarda hastalıkların büyük bölümü görülmez.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Yanlış Diyetler Bağışıklık Sisteminizi Zayıflatıyor

Yayınlanma:

,

Sık seyahat etmek, yalnızlık, mide asidini düşürücü ilaçlar ve ağrı kesiciler; bağışıklık sistemimiz üzerinde olumsuz etki yapabiliyor. Sağlıklı beslenmeli, seyahatte olsak bile egzersizden vazgeçmemeliyiz

Uykusuzluk, fazla stres, yoğun çalışma temposu gibi durumların sağlığmız için çok da iyi olmadığını zaten hepimiz biliyoruz. Peki ya yeni başladığın diyetin veya aldığın ilaçların sağlığın için yararlı olduğunu düşünürken bağışıklık sistemin için tam tersi etki yaptığını söylesem… Hemen paniğe kapılmayın, bu olumsuzluğu gidermek adına sizlere iyi bir haberim var. Yaşam tarzınızda yapacağınız değişiklikler veya yeni alışkanlıklar, enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sisteminin yeniden güçlenmesine yardımcı olabilir.
Bağışıklık sisteminizi zayıflatan nedenlere ve bunları nasıl düzelteceğinize bir göz atmaya ne dersiniz?

Anti-asitler (Mide koruyucu asit düşürücü ilaçlar): Boyundaki lenf bezleri dışında bağışıklık sistemimizin yüzde 70’i aslında tüm sindirim sistemi boyunca lenfoid doku biçiminde bağırsakta bulunur. Bu nedenle, Bağışıklık Sistemi Kurtarma Planı’nın yazarı ve Blum Sağlık Merkezi’nin Kurucu-Yöneticisi Susan Blum’a göre, bağışıklık sistemine zarar veren şeylerden kaçınmak önemlidir.
Mide koruyucuların, bağışıklık sistemimiz üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya çıkarılmıştır. Mide asidini emen midenize iyi gelen ilaçların yanında reçeteyle satılan ağır mide koruyucular da vardır. Bunlar midenizin pH seviyesini değiştirebilir. Mideniz yediklerinizi düzgün şekilde mikroplardan arındıramadığında, vücudunuza daha fazla enfeksiyon yayılabilir ve bu da bağırsağınızın bağışıklık sistemine daha fazla stres yüklenmesine sebep olur. Araştırmalar, düzenli olarak mide koruyucu alan kişilerin bağırsak bakterilerinin daha az çeşitlilik gösterdiğini, bu nedenle ishal, bağırsak enfeksiyonu ve zatürre gibi hastalıkların ortaya çıkma riskinin arttığını saptadı.
Bazı besinler düşük asit ortamında düzgün şekilde emilemiyor.
Bu da vücudun ihtiyacı olan bazı vitaminlerin yeteri kadar alınamamasına sebep oluyor. Araştırmalar, uzun süre mide koruyucusu alan kişilerin B12, çinko, C vitamini ve demir gibi besin maddeleri yetersizliği eğiliminde olduğunu ve bu eksikliklerin bağışıklık sistemini zayıflattığını söylüyor.
Peki, ne yapmamız gerekli? Uzmanlar, üç aydan daha uzun süre mide koruyucu kullanmaya karşı kişileri uyarıyor ve bir eleme diyeti öneriyor.
Bu diyetle reflüye sebep olan yiyecekleri belirleyip ortadan kaldırmak amaçlanır.

ELEME DİYETİ NASIL YAPILIR?
Uzmanlar diyetin ilk aşaması için portakal, muz, domates, patates, biber, patlıcan, yumurta, süt, peynir, buğday, mısır, çiğ balık, sığır eti, soya fasulyesi ürünleri, yer fıstığı, tereyağı, işlenmiş yağlar, alkol, kahve, rafine edilmiş şeker, çikolata, ketçap gibi bazı gıdaları kesmenizi önerir. Yeniden yemeye başlama evresi ayrı bir süreç ve eğer bu diyeti kalıcı bir sağlık sorununu çözmek için yapıyorsanız, bir uzmanın gözetimi altında olmanız çok daha akıllıca olacaktır.

Bazı ağrı kesici ilaçlar: Araştırmacılar, anti-asitlere ek olarak, bazı ağrı kesicilerin bağırsak astarına zarar verdiğini ve bu durumun bağırsak geçirgenliğinin artmasıyla birlikte Geçirgen Bağırsak Sendromu’na neden olduğunu saptamıştır.
Sonuç olarak, enfeksiyonlar ve sindirilmemiş yiyecek parçacıkları bağırsak duvarından geçerek vücudunuza girebilir, bu da bağışıklık sistemini zorlayarak düzgün çalışmasına engel olabilir.
Ayrıca devamlı olarak ağrı kesici kullanımının sorunlara neden olabileceği de araştırmalar tarafından söylenmektedir.
Unutmayın, ‘devamlı kullanım’ sadece günlük hap kullanmak değildir. Haftada birkaç kez ya da düzenli periyodlarla ağrı kesici almak da düzenli kullanıma girebilir.

SEYAHATTE EGZERSİZE DEVAM

Yapılan araştırmalar, çok fazla seyahat edenlerin bağışıklık sisteminin daha güçsüz olduğunu ortaya çıkartmıştır. Çünkü otellerde ve uçaklarda vücudun alışık olmadığı virüs ve bakterilerle karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Yeterince dinlenememe, normal beslenme düzeninin dışına çıkma da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Seyahatteyken alışık olduğumuz uyku ve yeme alışkanlığı gibi rutinlerimizin dışına çıkmamaya dikkat etmeliyiz. Bunun yanında her gün en az 15-20 dakika egzersiz yapmak bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca seyahatteyken sağlıklı atıştırmalıklarınızı (portakal, kuruyemiş, bitter çikolata vb.) yanınıza almayı unutmayın. Çocuklarla seyahat ederken göz önünde bulundurulması gereken de birçok husus vardır. Özellikle sık hastalanan ve bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarla tatile çıkmadan birkaç hafta öncesinden hazırlanmak gerekir. Ayrıca çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa evden ayrılmadan önce bir yemek listesi planlamak, seyahatiniz sırasında kolaylık sağlayacaktır.

YALNIZLIK 
Araştırmalar, uzun süreli kronik yalnızlığın bağışıklık sistemine zarar verdiğini ve kişiyi hastalıklara açık hale getirdiğini gösteriyor. Kronik yalnızlık tahmin edilenden çok daha yaygındır. Bu insanlarda bağışıklık sisteminin biyolojisinde değişme ve vücudu viral enfeksiyonlardan koruyan genlerde azalma gözlemlenmiştir. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yalnızlığı tanımlarken çevremizdeki insanların sayısından çok nasıl hissettiğimiz önemlidir. Kendimizi insanlarla plan yapmaya zorlamaktansa meditasyon ya da yoga gibi çalışmalara yönelerek özgüven eksikliği ve korkularımızdan uzaklaşmaya çalışabilirsiniz.

BİLİNÇSİZ YAPILAN DİYETLER
Bazen sağlıklı olduğunu düşünerek yaptığımız diyetler bile daha sık hastalanmamıza sebep olabilir. Bunun nedeni düşük kalori veya düşük karbonhidratlı besin tüketimidir. Çünkü bazı diyetlerde çinko, selenyum, magnezyum gibi vücudumuz için gerekli olan vitamin ve mineraller olması gerekenden daha az seviyede bulunur.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Konforlu ve Sağlıklı Uçuş İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yayınlanma:

,

Konforlu ve sağlıklı bir uçak yolculuğu için bol su içmeli, şişkinliğe neden olabilecek gıdaları tüketmemeli ve her saat başı bir dakika yürümelisiniz

Günümüzde uçak yolculuğu, sağladığı pek çok avantajla diğer taşıma araçlarından daha sık tercih ediliyor. Özellikle zaman tasarrufu sağlaması, yaygın kullanılmasının en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu yolculuklar tüm artılarına rağmen nadir de olsa sağlık sorunlarına neden olabilir. Yeryüzündeki çekim ve basınca vücudumuz uyumludur. Uçuş sırasında yüksek hız ve rakımlarda gökyüzüne çıkmak vücutta deformasyonlara yol açabilir. Uçak havayı dışarıdan pompalar ve 35 bin feetlik hava, alıştığınızdan çok daha kurudur. Özellikle yüksek rakım, cildinizi ve gözlerinizi kurutabilir. Böylece cildiniz kaşıntılı hale gelir. Yağlı bir cilde sahipseniz kuru hava sizi daha yağlı hale getirebilir.

Kuru hava için bol su tüketin: Kuru hava ayrıca mikropların bağışıklık sisteminizi istila etmesine neden olabilir. Havadaki nemle birlikte solunum yolları nemlenir ve mikroplar vücudunuza giriş yapar. Kuru havanın tüm bu olumsuz etkilerinden korunmak için su tüketimine özen göstermek gerekir. Alkol, kahve gibi içecekler dehidrasyona sebep olduğundan bu içeceklerden kaçının. Gözlerinizde kuruluk, bir problem haline gelirse yapay gözyaşı kullanın. Cildinizi nemlendirmeyi unutmayın. Cildinizin su tutmasına yardımcı olan bir nemlendirici tercih edin.

Kabin içi egzersizleri deneyin: Oturduğunuzda, yer çekimi; bacaklarınızda ve ayaklarınızdaki sıvının birikmesine neden olur. Bu genellikle bir problem değildir. Çünkü bacaklardaki kaslar, ayağa kalktığınızda ve dolaşırken vücudunuzdaki aşırı sıvıyı pompalar. Ancak saatlerce uçak koltuğunda oturmak ayak ve bacaklarda sıvı biriktirir. Bu durum da şişmeye neden olur. Aşırı sıvıyı boşaltmak için, uçuş sırasında ayağa kalkın ve saatte bir yaklaşık bir dakika dolaşın. Cam kenarında oturuyor ve sık sık ayağa kalkamıyorsanız kabin içi egzersizler yapın.

Hava basıncı, şişkinlik yapabilir: Hava basıncı sizi şişirir ve gaz yapabilir. Kabindeki hava, basınçlı olmasına rağmen hava basıncı hâlâ zemin seviyesinde kullandığınızdan daha düşüktür. Bu düşük basınç, bağırsaklarınızdaki gazların şişmesine ve şişkinliğe neden olur. Uçak üzerindeki hava basıncını değiştiremezsiniz, ancak uçmadan önce ve uçuş sırasında brokoli veya fasulye gibi şişkinliğe neden olan gıdalardan uzak durursanız, bu problemi en aza indirebilirsiniz.

Jet-lag yorgunluğa neden olabilir: Farklı bir saat dilimine uçtuğunuzda, vücudunuzun biyolojik saati zorlanır. Bu durum, gündüzleri yorgun hissetmenize ya da uyku sorunu yaşamanıza neden olabilir. Ayrıca uyandığınızda baş ağrısı hissedebilirsiniz. Bunu önlemek için yapabileceğiniz en iyi şey, normal uyku zamanlarınızı olabildiğince sıkı tutmaktır. Jet-lag’in olumsuz etkilerinden kurtulmak için gideceğiniz ülkenin saatine göre uçuş öncesinde uyku düzeninizi ayarlayabilirsiniz.

Beslenmenize dikkat edin: Seyahat ettiğiniz gün, yulaf ezmesi gibi yüksek lifli gıdalar (veya sabah uçuşu ise bir gün önce) yiyin ve su içme oranınızı artırın. Uçuş öncesinde mümkün olduğu kadar fastfood’dan uzak durun. Sizi rahatsız edebilecek gıdalardan kaçının. Rutin kahvaltı ve yemeklerinizi yiyin. Şişkinlik ve gaz yapabilecek gıdaları tüketmemeye çalışın. Kabızlık sorunu yaşıyorsanız yeşil yapraklı sebzeler ve çorba gibi sulu yemekler tüketin. Böylelikle uçuş sırasında ya da gideceğiniz yere vardığınızda kabızlık gibi bir sorunla karşılaşmazsınız.

Baş ağrısını önlemek mümkün: Uçağın inişi sırasında başınızda ağrı hissedebilirsiniz. Uçağın kalkışı ve inişi sırasında kulak zarının arkasındaki tüp, hava basıncına uyum sağlamak için çok fazla çalışır. Böylelikle kulak içindeki hava basıncını dengelemede yardımcı olur. Dolayısıyla uçağın kalkışı ve inişi sırasında kulakta basınç ve ağrı hissedilmesi doğaldır. Basıncın neden olduğu bu rahatsızlıklar barotravma adını alır. Barotravma kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin çocukların kulağı daha hassas olduğundan onlar basıncı daha fazla hissedebilir. Barotravmanın etkisini azaltmak için önerilen hareketleri yapabilirsiniz.

Yolculuk Enfeksiyonuna Dikkat!
Yurt dışına çıkmadan önce gideceğiniz ülkenin enfeksiyon riskini göz önünde bulundurarak 20 gün önceden aşılarınızı mutlaka yaptırın. Enfeksiyon riski yüksek ülkelerde önlem almamanız daha büyük hastalıkların habercisi olabilir.
Ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte günümüzde ülkelerarası seyahatler giderek artıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yapılan yolculuklar beraberinde bazı enfeksiyon hastalıkları için risk faktörleri de taşıyor. Her coğrafik bölgenin kendine has iklim yapıları, florası ve coğrafik bölgeye özgü enfeksiyon riskleri bulunuyor. Özellikle Afrika, Güney Amerika, Orta ve Uzakdoğu Asya en riskli bölgeler arasında yer alıyor.

Yolculuktan önce yapılması gerekenler: İklim değişikliklerinin coğrafik bölgeye özgü canlı yapısı, onlarla taşınan enfeksiyonlar için risk oluşturur. Bu enfeksiyonların en tipik örneği; Afrika ve Güney Amerika’da görülen sıtma ve sarıhumma hastalıklarıdır. Bunların dışında Asya’nın birçok ülkesinde tifo, Tanzanya’da kuduz, Mısır’da Hepatit C, sivrisineğin çok yoğun olduğu yerlerde de sarıhumma, malarya, sıtmanın dışında, tripanazoma uyku hastalığı gibi birtakım enfeksiyonlar mevcut. Bu ülkeleri ziyaret edecek kişilerin mutlaka enfeksiyonlar hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor.
Kişilerin seyahat edecekleri ülkeye ait enfeksiyon hastalıkları konusunda oluşacak risk faktörlerine karşı bilgi almaları oldukça önemli. Sağlık Bakanlığı sitesinden seyahat edilecek ülkenin enfeksiyon riskleri ve alınması gereken önlemlerle ilgili bilgilerden faydalanmak mümkün.
1) Gidilecek ülkede hangi hastalığın sık görüldüğü araştırılmalı. Çünkü enfeksiyon nedenleri dönemlere göre değişiklik gösterebiliyor. Bu araştırmalar, Sağlık Bakanlığının internet sitesinden ve Dünya Sağlık Örgütünden yapılabilir.
2) Çocukların rutin aşılarının tamamlanmış olması çok önemli bir faktör. Rutin aşıları tamamlanmamış çocukların, hızlandırılmış bir programla aşılarının tamamlanması gerekiyor. Örneğin; kızamığın yoğun olduğu bir bölgeye gideceklerse 1 yaşından itibaren kızamık aşısı uygulanabiliyor. Fakat kızamığın salgın olduğu bir bölgeye gideceklerde altı aydan itibaren tek doz kızamık aşısı yaptırılabilir.
3) Gidilecek bölgenin zorunlu aşılarının yapılması. Bu aşılardan bir tanesi meningokok (menenjit) bir diğeri de sarıhumma aşısı. Bu aşıların, bazı ülkelere girişlerde yapılması zorunludur.
4) Güney Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Asya gibi bölgelere ziyaretlerde kolera, tifo gibi aşılar yapılmalı.
5) Turist ishaline karşı önlemler alınmalı. Özellikle gidilen yerdeki içme sularının temiz olmaması, hijyenin olmamasından, hava, toprak ve her şeyden enfeksiyon bulaşabilir. Bu enfeksiyonlar ciddi sıvı kayıplarına sebep olabiliyor.

Bu nedenle: 
 Gidilen ülkedeki suları imkan varsa kaynatarak tüketin. Bir dakikalık kaynatma, suyu mikroorganizmalardan arındırır.
 Musluk sularını içmeyin.
 Dişleri bile bu sularla fırçalamayın.
 Çocuklarınız için emzik ve biberonları sterilize edin.
 Buz kullanmayın.
 Özellikle pişmiş gıda tüketmeye özen gösterin.
 Salata gibi gıdaları kısıtlı tüketin ya da hiç tüketmeyin.
 Hijyenik ortam bozuksa, elleri yıkayacak ortam bulunamıyorsa mutlaka yanınızda dezenfektan götürün.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.