Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Bitkilerin Gücüyle Sağlıklı Yaşamanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bitkilerin Gücüyle Sağlıklı Yaşamanın Yolları

Sağlıklı yaşlanmanın ilk koşulu sağlıklı yaşamdan geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli spor yapma, iyi ve kaliteli uyku düzeni sağlıklı bir yaşlanmayı getiriyor. Ancak bu standartların ömür boyu korunması gerektiğini altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, kişinin yaşına, aile geçmişine ve çevresel faktörleri bağlı olarak bazı bitkisel desteklerin de yarar sağlayabileceğini söyledi. Bitkilerin gücünden yararlanarak sağlıklı yaşlanmanın mümkün olduğunu belirterek bazılarını bildiğimiz, bazılarını ise ilk kez duyacağımız önerilerini sıraladı… İşte bitkilerin gücüyle sağlıklı yaşamanın yolları…

GEREKİYORSA ANTİOKSİDAN VE VİTAMİN DESTEĞİ ALIN

Yaşlanmanın da ötesinde birçok kronik hastalığın önlenmesinde ve yavaşlatılmasında antioksidanların desteğine başvurulduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci, “ A vitamini, C vitamini, E vitamini, Selenyum gibi bazı vitamin ve mineraller ciddi antioksidan etkiye sahiptir. Ancak vitamin, mineral ve besin desteklerinin mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kendi kendine kullanılacak bir takviyenin başka bir ilaç veya başka bir hastalık ile etkileşerek önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği unutulmamalıdır.” diye konuştu.

GİNGKO BLOBA İLE YAŞLANMAYI GECİKTİRİN

Doğu tıbbında binlerce yıldır kullanılan Gingko Bloba ağaçlarının 200 milyon yıldan uzun zamandır var olduğu biliniyor. Ömrü 3000 yıla kadar ulaşan bu bitki sağlıklı yaşlanma için doğal bir alternatif olarak değerlendiriliyor. E vitamini açısından da zengin olduğu bilinen Gingko Bloba üzerinde yapılan literatür çalışmaları, düşünme, algılama ve öğrenme ile ilgili problemlerin azaltılmasına ciddi katkıları bulunduğunu gösteriyor. Çay olarak tüketilebileceği gibi hekim kontrolünde olmak üzere ekstre kapsülleri olarak da kullanılabiliyor.

ZERDEÇALLA BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN

Özellikle son yıllarda değeri giderek artan zerdeçalın, hafızayı kuvvetlendirerek öğrenme becerisini artırmasının yanısıra unutkanlık, öğrenme güçlüğü gibi sorunların da hafifletilmesinde etkili olduğu belirtiliyor.Güçlü antioksidan özelliği ile birlikte bağışıklık sistemini güçlendirdiği için hastalıklara karşı korunma da yardımcı oluyor. Kilo vermeye ve ödem atmaya da yardımcı olan zerdeçal diyabetin olumsuz etkilerine karşı da savaşmada güçlü bir silah olduğunu anlatan Doç. Dr. Terekeci, “Zerdeçalı ekstre olarak değil de baharat olarak kullanmayı tercih edenler yemeklerin içine koyabilir. Zerdeçal karabiberle kullanıldığında emilimi arttırarak bu etkilerin açığa çıkmasını da kolaylaştırıyor.” dedi

GİNSENGLE ENERJİNİZİ ARTIRIN

Ginsengin antistres özelliğinin yanı sıra sakinleştirici etkiye de sahip olduğunu anlatan Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Salisikasit, kafeik asit, A, B1, B2, B12, C ve E vitaminleri içeren ginsengin tansiyonu, şekeri ve kişinin ruh halini düzenleyici etkisi olduğu biliniyor. Bunların yanında son dönemde yapılan çalışmalarda yaşam süresini artırdığı gösterilmiştir. Ginsengin en önemlisi Kırmızı Kore Ginsengi (Panax Ginseng)’nin lokal uygulamalarında UV ışınlarına bağlı yaşlanmada koruyucu etki yaptığı tespit edilmiştir. Yaşlanmayı geciktirmek için uzun süreli olmayan kürler halinde kullanılabilir” diye konuştu.

ADAÇAYI VE BİBERİYE İLE HAFIZANIZI GÜÇLENDİRİN

Ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız ve tükettiğimiz adaçayı bitkisinin de hafızanın güçlenmesine, hatırlama yeteneğinin artmasına yardımcı olduğunu belirten Doç. Dr. Hakan Terekeci, şu bilgileri verdi: “Alzheimer ve demans hastalıklarının gelişiminin önlenmesinde büyük etkisi vardır. İçerdiği luteolin ve apigenin gibi antioksidanlar sayesinde de yaşlanmayı geciktirici özelliği bulunur. Hekim kontrolünde olmak kaydıyla piyasa da var olan adaçayı kapsülleri kullanılabileceği gibi yağı da kıymetlidir. Günde 2 bardak çayının tüketilmesi de oldukça faydalıdır.”

Yapılan birçok araştırmaya göre, Türk mutfağında önemli bir yeri olan biberiyenin de hafıza güçlendirici etkisi bulunduğunu belirten Doç. Dr. Terekeci, “Alzheimer ve demans hastalığında bilişsel işlevi artırmaya yardımcı olduğu gözlenmektedir. Tıbbi nane yağının da benzer etkileye yol açtığı bilinmektedir. Nane yağı hafızayı geliştirir ve uyanıklık durumunu artırır” diye konuştu.

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİNİ NOHUT İLE YENİN

En sağlıklı ve en yüksek magnezyum kaynaklarından biri olan nohut, magnezyum eksikliğiyle ortaya çıkan sinirsel iletilerin bozulması, kas kramplarının artması halsizlik gibi sorunların ortadan kaldırılmasında önemli bir kaynak olarak gösteriliyor. Magnezyum eksikliği yaşayan bir kişinin magnezyum ilaçları kullanmasındansa haftada 2 kez nohut tüketmesi öneriliyor. Bununla birlikte demansın önlenmesinde orta yaşlardan itibaren haftada 1 kez nohut tüketilmesinin yararlı olduğu biliniyor.

CEVİZ VE KETEN TOHUMUNU MUTFAKTAN EKSİK ETMEYİN

İçerdikleri yüksek Omega 3 yağ asitleri nedeniyle hafızayı güçlendirici etkisiyle de değeri daha da artan ceviz, aynı zamanda kalp-damar sağlığını koruyarak, beynin kanlanmasında da önemli rol oynuyor. Cevizin içerdiği piridoksin (B6) ile de hafıza koruyucu etkisi de bulunuyor. Yine keten tohumu Omega 3 yağ asitleri açısından zengin içeriğe sahiptir. Öğütülüp başta yoğurt olmak üzere yiyeceklerle karıştırılıp tüketilmesi özellikle kan yağları yüksek kişilerde oldukça faydalıdır.

BALIK VE HAYVANSAL GIDALARI MUTLAKA TÜKETİN

Özellikle soğuk deniz balıkları, somon, diğer deniz ürünleri gibi B12’den zengin ürünlerin sağlıklı yaşam ve yaşlanma için mutlaka tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Hakan Terekeci, şu bilgileri verdi: “B12 vitaminini hayvansal gıdalardan başka bir gıdadan temin etme imkanımız yoktur. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketimi önemlidir. B12 vitamini Nöropatik ağrıların ve Nörodejenerif hastalıkların önlenmesinde önemli bir yere sahiptir.

ANTİOKSİDAN KAYNAĞI OLARAK YABAN MERSİNİNİ UNUTMAYIN

Hızlı öğrenme, daha keskin düşünme ve daha iyi hafıza ile ilgili yapılan çalışmalarda yabanmersini tüketiminin öneminin ortaya konduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Ancak piyasada satılan yabanmersini ile karıştırılan ürünlere dikkat etmek gerekir. Kurutulmuş kırmızı meyvelere zaman zaman yabanmersini dendiğini görüyoruz. Gerçek yabanmersini mor renkte, kurutulmuşu ise siyaha yakın bir renkte olmalıdır. Hatta mümkünse taze haliyle tüketilmelidir” diyor.

PAÇA VE İŞKEMBE İLE GÜZELLEŞİN

Sağlıklı beslenme, düzenli bir uyku, yaşlanma karşıtı besin desteklerinin yanı sıra en önemli konulardan biri de cilt ve iskelet bütünlüğünü korumaktan geçiyor. Kollojenden zengin gıdaların alınmasının cilt güzelliğine ciddi oranda katkı sağladığı biliniyor. Kollojenin en yüksek oranda var olduğu hayvansal besin ise paça ve işkembe. Kişinin herhangi bir sağlık problemi yoksa haftada birkaç kez bu ürünleri tüketmesi faydalı bulunuyor. Yüksek kollojen oranı cildin sıkılaşmasını ve eklemlerin esnekliğinin artmasına yardımcı oluyor. Bu tarz sakatatların hazmı zor olduğundan yüksek tansiyon, kalp yetmezliği gibi hastalarda olumsuz etkiler yaratabileceği unutulmamalı ve mutlaka dikkatli tüketilmesi gerekiyor.

BESLENME YÖNTEMLERİNE DİKKAT EDİN

Dengeli beslenme şekli ile vücut için gerekli birçok vitamin ve minerali dengelemenin mümkün olabildiğini hatırlatan İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Kişinin herhangi bir sağlık problemi yoksa sebze ve et tüketim dengesini koruyarak, kırmızı ve mor meyveleri tüketmek sağlıklı yaşam için önemlidir. Çilek, yabanmersini, kızılcık, ahududu, böğürtlen gibi kırmızı-mor içerikli meyveler ciddi oranda antioksidan içermektedir. Mevsiminde tüketilecek domateste yüksek oranda, A, C vitamini ve folik asit bulunmaktadır. Ayrıca pişirildiğinde miktarı daha çok artan Likopen ise çok güçlü bir antioksidan olarak kabul edilir.” diye konuştu.

Beslenmede, son günlerde sıklıkla gündeme gelen glutenden de sakınmanın doğru olacağını söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci şu bilgileri verdi:“Gluten intoleransınız tespit edilmese bile, bu gıdaları tükettikten sonra kendinizi rahatsız hissediyorsanız hayatınızdan gluteni çıkarın. Günümüzde Genetiği ile oynanmış tohumlar yüzünden Glutenin de yapısı değişmiş durumdadır. Bu nedenle, Karabuğday, siyez, karakılçık buğdayı gibi genetiğiyle oynanmamış ülkemize özgü tahılları ve unlarını kullanmak sizi sağlıklı beslenmeye bir adım daha yaklaştıracaktır.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Kolesterolle İlgili Merak Edilenler

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kolesterolle İlgili Merak Edilenler

Kolesterolle ilgili merak edilenler, vücut tarafından üretilen aynı zamanda da hayvansal gıdalardan alınan önemli bir madde olan kolesterol normal seviyelerde vücut için önemli yağ benzeri mumsu bir maddedir. Vücudun her hücresinde bulunan ve karaciğer tarafından yapılan kolesterol gıdaların sindirilmesinde, vücutta belirli hormonların ve D vitamini üretilmesinde önemli bir rol oynar.

Kolesterol seviyesini düşürmek ve vücutta olması gereken kolesterol düzeyini yakalamak tahmin edildiği kadar da zor değil. İşte dikkat etmeniz gereken öneriler…

Yüksek kolesterolün tedavisinde dikkat edeceğiniz ilk şey sağlıklı yaşamdır. Sağlıklı bir yaşam için de atacağınız ilk adım ideal kilonuzu bulup o kiloyu korumaktır. İdeal kilonuzun üzerinde bir kiloya sahipseniz doğru beslenme programı ile az fakat sağlığınız için önemli olan kilo kayıplarınız doğrudan kötü kolesterolü azaltmasa bile iyi kolesterolü arttırıp oranı dengede tutar.
Karbonhidratlı ve nişastalı gıdalar kolesterol ve kolesterole bağlı kalp rahatsızlıkları riskinin artmasına neden olur. Genel olarak ketojenik diyet %5 oranında düşük karbonhidratlı, %15 oranında orta düzeyde proteinli ve %80 oranında yağlı bir diyet olduğundan dolayı kolesterolü düşürebilir.
Sigara her konuda insan sağlığını tehdit eder ve kolesterol de bunlardan biri olarak kabul edilir. Bilinen bir gerçek şu ki sigara dahil bütün tütün ürünleri iyi kolesterolü düşürür, kötü kolesterolü yükseltir. Bu da kalp hastalıkları riskini ciddi boyutta arttırır.
Kalp hastalıklarının temel nedenlerin de biri de hareketsiz yaşam tarzıdır. Siz de kolesterolünüzü kontrol altında tutmak istiyorsanız, sağlıklı yaşam programınıza egzersizleri de dahil etmelisiniz. Orta veya yüksek yoğunluklu bir egzersiz programının uygulanması veya haftada en az 3 defa yapacağınız 30-35 dakikalık yürüyüşler iyi kolesterolünüzün artmasını sağlayabilmektedir.

Peki kolesterolü düşürmek için hangi dengeleyici besinleri alışveriş listemize eklemeliyiz?

Patlıcan

Lif (Posa) yalnızca meyvelerde, sebzelerde ve tahıllarda bulunan, yeterli miktarda alınan sıvı ile besinlerin kolayca sindirilmesinde yardımcıdır ve bağırsaklarımızın daha mutlu olmasını sağlar. Patlıcan lif açısından oldukça zengin bir besindir. Patlıcanlar az miktarda yağ veya kolesterol içerdiğinden, kilo vermeye çalışan veya obezite sorunları yaşayan insanlar için çok sağlıklı bir seçenek olacaktır.

Bitter Çikolata

Bitter çikolata, yüksek yoğunlukta kakao polifenolleri içerir. Kakao polifenolü iyi kolesterol olan HDL’yi yükseltmeye yardımcı olur. Çikolatadaki yağ asitleri kötü kolesterol olan LDL moleküllerinin yapısında değişimler meydana getirerek zararlarını azaltır.

Yeşil Yapraklı Sebzeler

Yeşil yapraklı sebzeler de damar sertliğini engelleyerek kolesterol seviyesini dengede tutar. Semizotu, pazı, Akdeniz yeşillikleri, dereotu, roka gibi yeşil yapraklı sebzelere rengini veren klorofil pigmenti aynı zamanda ödem sorunu da çözer.

Yağlı Balıklar

Haftada iki ya da üç kez yağlı balık tüketmek LDL’yi azaltabilir. Omega-3’ler kan dolaşımındaki trigliseridleri azaltır. Yapılan bir araştırmaya göre, doymuş yağları omega-3 ile değiştirmek (somon, sardalya vb.) iyi kolesterolü % 4 gibi bir oranda artırabilir.

Yulaf

Tahıllar içinde yulaf, en iyi çözülebilir lif kaynağı olduğu için güne bir kase yulafla başlayarak kolesterolünüzü dengeleyebilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

 

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bu Eksikliklere Dikkat!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Bu Eksikliklere Dikkat!

Bu eksikliklere dikkat; yorgunluk hemen hemen hepimizi mutsuz eden, hayat kalitemizi negatif etkileyen yaygın bir sorun. Psikolojik nedenli olabileceği gibi fiziksel kaynaklı yorgunluklar da var. Özellikle, uzun süreler dinlendiğiniz halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedenini mutlaka araştırın…
Günümüzde kişiler arasında artan en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk… Özellikle mevsim geçişlerinde herkes biranda kendini yorgun, bitkin hissediyor. Yoğun fiziksel aktiviteler sonrası yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkması normal ancak böyle bir durum yaşamadığınız halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedeni aşağıdaki eksiklikler olabilir!

B12 Eksikliği

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.
Demir Eksikliği
Demir eksikliğinin en çok görülen belirtileri arasında kişinin kendisini sürekli olarak güçsüz ve yorgun hissetmesi yer almaktadır. Bu durumun nedeni, vücutta yeterli hemoglobinin bulunmamasıdır. Çünkü hemoglobin, kandaki oksijenin dokulara ve kaslara taşınmasına yardımcı olur. Hemoglobin yetersizliği ise enerji seviyesinin düşmesine neden olmaktadır.

Magnezyum Eksikliği

Magnezyum hücrelerinizin içindeki diğer enzimler ile takım halinde enerji üretmek için çalışarak sizin uyanık ve daha dinç hissetmenize yardımcı olmaktadır. Eksiklikler ve yetersiz alımlar genellikle fark edilmemektedir. Bu durum, aşırı yorgunluktan şikayet eden kişilerin aslında hücrelerindeki magnezyum yoğunluğunun yeterli miktarda olmamasından kaynaklı olabilir.

D Vitamini Eksikliği

Son yıllarda popüler olan D vitamini eksikliği halsizlik ve yorgunluk duygusunun sorumlularındandır. D vitamini eksikliğinde görülen yorgunluk hissi özellikle kas yorgunluğu şeklinde ortaya çıkar. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 60 yaşındaki yetişkinlere D vitamini takviyesi yapıldığında kas yorgunluğunda %20 oranında düşüş olduğu görülmüştür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Fazla Kafein Tüketimi Yorgunluğa Neden Olabilir…

Kahve ve çayın ne kadar sağlıklı içecekler olduğuna dair görüşümü her fırsatta belirtiyorum. Ancak aşırı kafein tüketimi yorgunluğa sebep olur. Sinirlilik, uykusuzluk, kalp atım hızının artması da cabası…

Karbonhidrat Tüketimi Enerjinizi Düşürmesin

Karbonhidratların hızlı enerji kaynağı olduğu bir gerçek. Yalnız araştırmalar öğünlerinizde işlenmiş karbonhidratı azaltarak, enerji seviyelerini yükseltebileceğinizi söylüyor. Peki bu durumun sebebi nedir? İşlenmiş karbonhidrat tüketimi kan şekerinde hızlı bir yükselmeye neden olduğundan olur. Bu yükselme de yorgunluğu beraberinde getirir. Karbonhidrat yerine lifli gıdaları tüketerek yorgunluğunuzun önüne geçebilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Genel

Balık Yağı Yerine, Balığın Kendisini Tüketin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Balık Yağı Yerine, Balığın Kendisini Tüketin

Balık yağı yerine, balığın kendisini tüketin; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) haftada 1-2 porsiyon balık tüketilmesini öneriyor. Bunun en önemli nedeni, balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin, çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyor olması… Diğer yandan sık sık balık yeme imkanı bulamayanlar ya da balık tüketmeyi sevmeyen kişiler, omega-3 depolamak için çareyi balık yağından yana kullanıyor. Peki bu durum ne kadar doğru?
Her fırsatta söylediğim gibi benim için vazgeçilmez bir besin kaynağı olan balık, yağ oranı düşük, protein oranı yüksek, çok iyi bir D vitamini ve selenyum kaynağı mucize besinlerden birisidir. Özellikle yağlı balıkların çok güçlü bir omega-3 deposu olduğunu neredeyse artık hepimiz biliyoruz. Küçük ya da büyük fark etmez tüm balıkların sağlığımıza oldukça faydası var. Benim tercihim olan; Omega-3 zengini Karadeniz balıklarından özellikle lüfer, istavrit, palamut ve hamsiyi hazır mevsimi geliyorken sofralarınızdan eksik etmemenizi öneririm. Amerikan Kalp Derneği’nin, deniz ürünlerinin sağlığa yararlarıyla ilgili yakın tarihli yaptığı bilimsel bir çalışmada, haftada en az bir kez yağlı balıkların tüketilmesinin kalp krizi ve diğer ciddi kardiyovasküler problemleri önlemeye yardımcı olabildiğini ortaya çıkardı.

Araştırmalar Başka Ne Diyor?

Journal of Internal Medicine’ın yaptığı bir çalışmaya göre araştırmacılar, 16 yıl boyunca 240 bin erkek ve 180 bin kadının beslenmesini izledi. Deneye katılan kişilerden her gün az miktarda balık tüketilmesi istendi. Düzenli olarak balık tüketen katılımcı erkeklerde % 10 oranında daha az vasküler ve % 37 oranında da karaciğer hastalıklarına kapıldığı görüldü. Araştırmanın bir diğer sonucu da düzenli olarak balık tüketen katılımcı kadınların Alzheimer hastalığına kapılma riskinin % 38 oranında azalmış olmasıydı. Araştırmacılar, düzenli olarak balık tüketilmesinin kanser ve akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklanan ölüm riskini de azalttığını ortaya çıkardı.

Omega-3 Neden Bu Kadar Önemli?

Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığına yakalanma riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur. Omega 3 aynı zamanda göz sağlığına olumlu etkide bulunarak göz sinirlerinin gelişimini sağlar. Araştırmalar, omega 3 yağ asitlerinin göz kuruluğunu azalttığını ortaya koymuştur. Omega-3 yağlarına bir başka sağlık yararı da eklenebilir: Kolesterolü düşürme. Loma Linda Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, doymuş yağları omega-3 ile değiştirmek (somon, sardalya ve ringa balığı) iyi kolesterolü % 4 gibi bir oranda artırabilir.

Balık Yağı Sanıldığı Gibi Kalp Hastalığını Önlemiyor

Araştırmacılar, omega 3 takviyesi alan 77 bin kişi üzerinde yürütülen 10 farklı araştırmayı analiz etti. Sonuç oldukça şaşırtıcı! Kandaki omega-3 seviyeleri açısından balık yağı takviyesi alan kişilerde almayanlar arasında ciddi bir fark bulunmadığı…
Balığın Kendisini Tüketin
Son olarak şunu bilmenizde yarar var. Düzenli olarak haftada iki kez 100-200 gram yağlı balık tüketirseniz omega 3 depolarınız hızlıca dolacaktır. Ayrıca balık tüketen bireylerin bağışıklık sistemi daha güçlü olur. Mevsimlik balık çinko, iyot ve iyi oranda esansiyal amino asit içerir. Bu özelliği ile grip, nezle, kalp ve diyabet hastalığına yakalanma riskini azaltır. Balık yağı almak yerine balığın kendisini tüketin.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar