Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Çekenler için Tüyolar

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

bel ağrısı

Toplumumuzda bel ağrısı, şikayetler arasında belki de ilk sırada yer alıyor.Bunun en önemli sebebi, bedenimize iyi bakmayı alışkanlık haline getirememiş olmamız.Eğilip kalkarken, yük taşırken, hatta otururken bile pozisyonumuza dikkat etmemiz gerekir.

Bel Ağrısından Korunmanın Yoları

  • Doğru duruşu benimseyin; başınız yukarıda, omuzlar düz, göğsünüz ileride olmalı!
  • Fazla kilolarınızdan kurtulun.
  • Günde iki saatten fazla araba kullanmamaya özen gösterin.
  • Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabınızın topukları normal, ökçeleri yumuşak olmalı.
  • Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
  • Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
  • Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırınız.
  • Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın ve öyle alın. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltin.
  • Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
  • Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın.
  • Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
  • Bir cismi taşırken ayaklarınız yere sağlam basmalıdır. Her iki ayağınız arasındaki mesafe yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalıdır.
  • Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getiriniz.
  • Her gün en az 15 dakika yürüyün.
  • Ani hareketlerden sakının.
  • Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.

Beyaz peynir veya yoğurt yiyin

  • Her gün beyaz peynir veya bir tabak yoğurt yemeyi ya da bir bardak az yağlı süt içmeyi adet haline getirin. Güneş ışığından yeterince istifade edin.
  • Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi sanki düşüyormuş gibi aniden bırakmayın. Yavaş yavaş, kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçin.
  • Sırt üstü yatarken yüksek yastık kullanmayın.
  • Çocuklarınız oturarak ders çalışırken öne veya yana eğik durmamaları konusunda onları sık sık uyarın. Masada uzun süre çalışması gereken kişilerin öne eğilmemeleri için çalışma yüzeyinin bir miktar eğimli olmasında yarar var. Masanızın altına da ayak dinlendirme basamağı koyun.
  • Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alın.
  • Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak belinizi germeyin.
    İpin seviyesini boyunuza göre ayarlayın.
  • Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.
  • Yataktan kalkarken önce tam yan dönünün, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçin ve öyle kalkın.
  • Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk, belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyin.
  • Çocuklarınız okula giderken çantalarında mümkün mertebe az yük taşıtmaya çalışın.
  • Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 santimetre yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin; belinizin rahatladığını göreceksiniz.
    Bir süre sonra basamağın üzerine öbür ayağınızı koyun.

Yerleri temizlerken eğilmeyin

  • Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyin ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret edin. Bu nedenle uzun saplı süpürge kullanmak daha yararlı olacaktır. Bahçede çalışırken de uzun saplı aletleri tercih edin.
  • Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçalarınızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere parelel durumda olmalıdır.

Parmak ucunda yürüyün

Bel ağrısı ile mücadele ediyor ve bir türlü doktora gitmiyorsanız, durumunuzun ciddiyetini anlayabilmeniz için evde yapabileceğiniz basit testler mevcut:
– Topuklarınızın üzerinde yürüyün: Düz bir zeminde topuklarınızın üzerinde yürümeyi deneyin. Eğer yürürken bir ayağınız geride kalıyor, düşüyor ya da diğeri kadar kalkmıyorsa dikkat; ilerlemiş bel fıtığınız olabilir! Hiç vakit kaybetmeden doktorunuza başvurmanız gerekir.
– Parmak ucunda yürüyün: Parmak ucunda yürürken, ayaklarınızdan birinde aksamalar oluyorsa, dikkat! İlerlemiş bel fıtığınız olabilir. Hiç vakit kaybetmeden doktorunuza başvurmanız gerekir.
– Çömelin ve kalkın: Ayaklarınızı omuz hizanızda açın ve dizlerinizi kırarak çömelin. Birkaç saniye bekleyin ve destek almadan ayağa kalkın. Eğer bu hareketi yapamıyorsanız, dikkat; ilerlemiş bel fıtığınız olabilir. Bel ağrısı, yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren ağrılar arasında ilk sıralarda yer alır. Bel, adeta hareketin merkezidir. Bel ağrısının önüne geçmek için karın kaslarınızı güçlendirin. Böylece sırt kaslarınız görevini daha rahat yapar ve omurganızdaki basınç azalır. Mekik çekmeyi veya sırtınız elverdiğince birkaç dakikalığına plank egzersizi yapmayı deneyin.

Bitkisel çözümler

  • Kafur ve mentollü merhemler: Kafur ve mentollü merhemler, soğuk reseptörlerini harekete geçirir ve sıcak reseptörlerini duyarsızlaştırır. Böylece ağrı azalır.
  • Söğüt kabuğu: Söğüt ağacı kabuğu, aspirinle aynı kökenden gelir ancak ağrı kesme konusunda aspirinden çok daha etkilidir. Bel ağrılarını dindirmek için, söğüt ağacı kabuğu özüyle hazırlanan kapsüllerden yararlanabilirsiniz.
  • Tarçın bazlı merhemler: Yapılan araştırmalar, tarçının ağrı kesici etkisi olduğunu gösterdi. Piyasada kolaylıkla bulabileceğiniz tarçın bazlı kremleri, ağrıyan bölgenize günde üç-dört kez uygulayabilirsiniz.
  • Muskat yağı: Üç damla muskat uçucu yağını, 50 ml zeytinyağına ekleyin. Sonra bu yağı günde üç kez sorunlu bölgelere uygulayarak, ağrılarınızı hafifletebilirsiniz.

Stres ağrıyı iyice artırır

Yapılan araştırmalar, günlük hayatımızın adeta bir parçası olan stresin ağrıları, özellikle de bel ağrılarını tetiklediğini gösterdi. Özellikle stres altında yaşayanların stresi azaltacak aktivitelerde bulunmaları gerekir. Düzenli egzersiz yapmak, stresin etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Çağımızın hastalıklarından birisi olan obezite, vücuttaki yağ oranının aşırı artmasına denir. Tedavi edilmediği takdirde kalp rahatsızlıkları, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi birçok rahatsızlığa yol açan bu hastalık, aynı zamanda hastaların hareket özgürlüklerini de kısıtlamaktadır. Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdulcabbar Kartal, obezite cerrahisi hakkında bilinmeyenler hakkında bilgi verdi.

Şişmanlık Cerrahisi Nedir?

Beden kitle indeksi ya da vücuttaki yağ oranı ölçülerek şişman oldukları belirlenen hastaların kilo vermelerine yardımcı olmak amacıyla sindirim sistemine cerrahi müdahalede bulunulmasına “obezite cerrahisi” ya da “bariatrik cerrahi” denmektedir.

En Uygun Adaylar Kimlerdir?

Öncelikle kişinin en az üç yıldır devam eden obezite şikayetinin bulunması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığının bulunmaması ve kabul edilebilir ameliyat riski sınırları içinde olması gerekir. Obezite cerrahisi yapılacak bir hastanın aktif bir psikiyatrik hastalığı olmamalıdır. Yaş sınırlaması olmamakla beraber 20-60 yaşları arasında daha güvenle ameliyat yapılabilir. Cerrahi, kilo vermede son çare olarak düşünülmelidir. Obezite cerrahisi, hormonal rahatsızlığı olmadığı halde kilo veremeyen, diğer tedavi yöntemlerinde başarı sağlayamayan ya da tekrar kilo almış kişilerin, sağlık durumları bozulmaya başladığında yapılmalıdır.

Şişmanlık Cerrahisi Ameliyatı Nasıl Etkili Oluyor?

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemleri temelde gıda alımını azaltan, besinlerin emilimini kısıtlayan ya da her ikisini birden sağlayan yöntemler olarak sınıflandırılabiliriz. Kısıtlayıcı ameliyatlarda, midenin hacmi küçültülür; mideye giren gıdaların miktarı ve kişinin yediği gıda miktarı azaltılır. Emilimi azaltan ameliyatlarda, besin emilimini azaltmak için bağırsakların bir kısmı bypass edilir. Ameliyat olan hastanın yapılan ameliyat tipine bağlı olarak aldığı günlük gıda miktarı ve alınan gıdanın bağırsaklarda emilim oranı azalır. Böylece hasta hızlıca kilo verir. Fakat obezite cerrahisinin kilo verme konusunda kesin ve kalıcı bir etki sağlaması için kişinin önemli bir operasyon geçirdiğinin bilincinde olması, ameliyat sonrasında beslenmesine ve egzersizlerine devam etmesi gerekir.

En Sık Hangi Ameliyat Yapılıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde en sık yapılan iki ameliyat gastrik bypass (mide baypası) ve sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarıdır. Bu ameliyatlar laparoskopik olarak, küçük deliklerden yapılabiliyor. Bu yöntem ile daha küçük kesiler ile daha az ağrılı ve güvenli bir şekilde ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Gastrik bypass ameliyatında ilk olarak mide hacmi küçültülerek hastanın alabileceği yiyecek miktarı azaltılmaktadır. Buna ilave olarak ince bağırsakların bir kısmı bypass edilmektedir. İnce bağırsakta gıdaların kat ettiği yol kısaldığı için besinlerin emilimi azalmaktadır. Bu ameliyat tekniği yüksek kalorili diyet ile beslenme alışkanlığı olan hastalarda daha fazla tercih edilmelidir. Çünkü bu tip hastalar, az miktarda ama yüksek kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığına sahiptirler.

Tüp Mide Ameliyatında Ne Yapılıyor?

Sadece gıda alımını azaltan ameliyatlar ile yeterli kilo kaybına ulaşmak mümkün olmayabilir. Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatında ise midenin büyük kenarı kesilip çıkartılarak bir mide tüpü oluşturulur. Bu teknik ile hem midenin hacmi azaldığı için alınan gıda miktarı azalır hem de çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan ‘Ghrelin’ hormon seviyesinde düşme sağlandığı için tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. Böylece hastaların normal sindirim sistemi bütünlüğü korunarak hızlıca kilo verebilmeleri sağlanabilir.

Dünyada En Çok Gastrik Bypass Ameliyatı mı Uygulanıyor?

Gastrik bypass ameliyatı yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık uygulanan ameliyat tekniğiydi. Fakat tüp mide ameliyatı hem daha kolay olması hem de bypass ameliyatına benzer sonuçlar elde edilmeye başlanması nedeniyle hem dünyada hem de ülkemizde en sık uygulanmaya başlanan ameliyat olmuştur.

Ameliyat Uzun Sürüyor mu?

Ameliyat süresi yapılan ameliyatın tipine, hastanın şişmanlık derecesine ve cerrahi ekibin deneyim ve tecrübesine göre farklılık gösterebilir. Tüp mide ameliyatları genellikle 60-90 dk kadar sürmektedir. Ayrıca hastanın ameliyata hazırlanması ve uyutulması 20-25 dk ve hastanın ameliyattan sonra uyandırılması da 20-25 dk kadar sürmektedir. Gastrik bypass ameliyatında bu süre bir miktar daha uzun olabilmektedir.

Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Kadar Sürede Ne Kadar Kilo Verilir?

Laparoskopikgastrik bypass ameliyatlarında iki yıl sonunda beklenen kilo kaybı yaklaşık yüzde 70, sleeve gastrektomi ameliyatında yaklaşık yüzde 60 civarında olup verilen toplam kiloda hastanın ameliyat sonrasındaki uyumu çok önemlidir. Kilo vermedeki başarı hastanın ameliyat sonrası diyet ve egzersiz programına uyması ile doğru orantılıdır.

Ameliyat Sonrası Ne Zaman İşe Dönmek Mümkün?

Obezite ameliyatlarından sonra genellikle hastalarımıza 15 gün ev istirahati önermekteyiz. Hasta masa başı çalışıyor ise 15 gün sonra işine dönebilmektedir. Yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için ve spora başlamak için yaklaşık 30 gün beklenmesi tavsiye edilir.

Tekrar Kilo Alma Riski Var mı?

Obezite ameliyatlarından sonra kilo verme yaklaşık 1,5-2 sene kadar devam etmektedir. Bazı durumlarda hastalar fazla kilolarını bu süreç tamamlanmadan bir yıl gibi kısa bir sürede verebilmektedir. Ameliyat sonrasında sağlıklı kilo verme ve ideal kilonun korunması için en önemli faktörler dengeli beslenme ve egzersizdir. Bununla beraber uzun dönemde asıl başarı size önerilen tüm kurallara ne kadar uyduğunuza da bağlıdır. Eski beslenme alışkanlıklarını değiştirip, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek, düzenli egzersiz yapmak, ameliyat sonrası kontrollerini aksatmamak, motivasyonunu bozmamak ve gerekirse psikolojik destek almak verilen kiloların geri alınmaması için önemlidir.

Bu Ameliyatların Riski Nedir?

Obezite cerrahisi tüm diğer ciddi cerrahi müdahaleler gibi belirli riskler taşır. Standart risk faktörleri hastanın genel sağlık durumu, hastanenin teknik imkanları ve cerrahi ekibin deneyimidir. Obezite ameliyatlarının en sık görülen riskleri kanama, anastomoz kaçakları (zımba hattında kaçak), demir, kalsiyum, vitamin D ve B12 eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve safra kesesi taşı oluşumudur. Tüm laparoskopik obezite ameliyatlarından sonra açık cerrahiye dönme ve vücudun belli yerlerinde sarkmalar görülmesi mümkündür.

Obezite cerrahisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Fıtıklar en sık kasık fıtıkları şeklinde görülür. Ağır yük taşımaktan ağır sporlara kadar pek çok nedeni olabilir. Unutmayın, bilinçsiz yapılan sporlar fıtığa dönüşebilir. Bazen hayati risk yaratacak kadar önemli bir hale dönüşebilen fıtıklar hakkında Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem’den bilgi aldık.

Fıtık, karın içi organların kendisini çevreleyen karın zarının (periton) oluşturduğu fıtık kesesi ile birlikte, normal anatomik yapıdan dışarıya çıkması durumuna deniyor. Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan fıtığın tek bir tedavisi var; cerrahi. Sık görülmesi, farklı türlerinin olması ve laparoskopik fıtık onarım tekniklerin gelişmesi bu alandaki eğitimi de önemli hale getiriyor. Bu nedenle Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertemtarafından ilki Mayıs 2018 ayında düzenlenen ve ikincisi de Eylül ayında gerçekleştirilen International Hernia School İstanbul’da katılımcı cerrahlar yeni teknikler konusunda eğitim aldı; katılamayanlar ise tüm ülkelerden izlenen canlı ameliyat yayınlarını uzaktan izlediler. Fıtık konusunda merak edilenleri de aktaran Prof. Dr. Metin Ertem, fıtığın birçok türü bulunmakla beraber en sık rastlananın karın duvarı fıtıkları olduğuna dikkat çekti.

Ağır sporlar fıtığa yol açıyor

Sık rastlanan karın duvarı fıtıkları oluşumunda başlıca nedenler var. Bunlar; ağır eşyaları kaldırmak veya taşımak, spor yaparken zorlanmak, kronik öksürük, kronik kabızlık, çok doğum yapmış olmak, işeme zorluğunun olması (prostat hipertrofisi vb) yanında geçirilmiş ameliyat kesilerinden ortaya çıkabileceği gibi tek başına ileri yaşa bağlı olarak da oluşabiliyor.

Hayati risk oluşturabiliyor

Ağır yük taşınması esnasında karın duvarı kasları kasılıyor ve karın içi basıncı artıyor. Doğuştan veya sonradan oluşan etkenlerle zayıflamış olan özellikle göbek ve kasık bölgesinde artan basınç, yırtılmalara neden oluyor. Daha ileri safhada fıtık kesesi içine giren organlarda, halk arasında barsak düğümlenmesi denilen ileus gelişebiliyor. Bu durumda aşırı kusma, gaz ve dışkı çıkaramama gözleniyor ve ölüme kadar gidebilen olaylar birbirini takip edebiliyor.

Erkeklerde daha sık görülüyor

Karın duvarı fıtıkları içinde ise en görüleni kasık fıtıkları. Ülkemizde istatistiksel bir bilgi bulunmamakla beraber karın duvarı fıtıkları için yapılan cerrahi girişimler diğer cerrahi işlemler arasında sık uygulanması açısından ilk sırayı alıyor. Bu fıtıklar arasında yine sık görülen kasık fıtığı, kadınlara oranla erkeklerde çok daha fazla ortaya çıkıyor.

Tek tedavi yöntemi: Cerrahi

Kasık fıtığının belirtilerinin kasık bölgesindeki belirgin şişlik, ağrı, hareket veya eğilip doğrulma sırasında kasık bölgesinde rahatsızlık olabileceğini vurgulayan Prof. Ertem, tek tedavi yönteminin de cerrahi operasyonlar olduğunu söylüyor. Prof. Ertem hastaya en az zarar veren ve günümüzde en ideal cerrahi yöntemin ise ‘Laparoskopik Fıtık Tamiri’ tabir edilen teknik olduğuna değinerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Laparoskopik fıtık tamiri tekniğinin, diğer fıtık tamir yöntemlerine göre oldukça fazla ve belirgin üstünlükleri söz konusudur. Bu yöntemle yapılan ameliyat sonrasında hastalar ameliyattan bir gün sonra hatta aynı gün hastaneden yürüyerek taburcu olabilmektedirler. Hastalar ameliyat sonrası daha az ağrı duymakta ve en önemlisi merdiven çıkmak, otomobil kullanmak, işine erken başlamak, cinsel yaşamına çabuk dönebilmek gibi aktif yaşamlarına devam edebilmektedirler. Hastalığın tekrarlama (nüks) oranı da diğer tekniklere oranla çok daha azdır.”

3 ayrı kasık fıtığı var!

Kasık fıtıklarının 3 ayrı tipi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Metin Ertem, bu fıtık türleri hakkında şu bilgileri verdi:

İndirekt fıtıklar: Çocuklarda ve gençlerde görülüyor

Sıklıkla doğuştan oluşuyor. Erkek bebeklerde daha anne karnındayken yumurtalıklar (testisler) karın içerisinden bir kanal eşliğinde aşağı inmektedir. Yumurtalıkların yerine inmesi tamamlandıktan sonra bu kanalın kapanması gerekir. Kapanmadığı taktirde ilerleyen yaşlarda ağır kaldırma, spor, öksürme, kabızlık, idrar güçlüğü ve zorlanma gerektiren benzeri durumlarda kapanmayan kanal daha da açılır ve karındaki organlar bu açıklıktan dışarı çıkarlar. Bu tip daha çok çocuklarda ve gençlerde görülür.

Direkt fıtıklar: İlerleyen yaşların hastalığı

İlerleyen yaşlarda kollajen sentezin (doku aralarındaki protein kompleksleri) zayıflamasıyla oluşan fıtıklardır. Erişkinlerde görülen bu tip fıtıklar sıklıkla ileri yaşa bağlı olarak karın duvarındaki doku zayıflığı ve beraberindeki karın içi basıncı artıran nedenlerdir. (kronik öksürük, kabızlık, idrar güçlüğü, ağır kaldırma-taşıma, kronik sigara içiciliği) Karın içi basıncının artmasıyla yine kasık bölgesinde zayıflamış ve gevşemiş karın duvarından fıtık gelişmektedir. Sigara kullanımı ileri yaşlarda görülen fıtıkların hazırlayıcısı olabilmektedir. Sigara, kollajen sentezini bozarak dokuların direncini azaltmaktadır.

Femoral Fıtık: Sık doğum yapanlarda rastlanıyor

Bacak damarlarının yanında yer alan dar bir halkadan çıkan femoral fıtıklardır. Bu tip daha çok kadınlarda, özellikle çok doğum yapanlarda görülmektedir.

Fıtık tedavisiyle ilgili videoma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Düşük Tansiyonla Yaşamanın Sırrı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Düşük Tansiyonla Yaşamanın Sırrı

Tansiyonunuz hep düşükse, tansiyon hastası olma riskiniz de daha düşüktür. Yalnız düşük tansiyonu olan kişiler, yorgunluktan bulantıya, çarpıntıdan bayılmaya kadar hayat kalitelerini etkileyebilen sorunlar yaşayabiliyorlar. Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yeşim Yılmaz Can bu kişilere düşük tansiyonla yaşamanın sırrı konusunda önerilerde bulunuyor.

Yüksek tansiyon günümüzde sık rastlanan bir sorun. O nedenle sağlıkla ilgili sohbetlerin başında tansiyon gelir. Ama bazılarımız var ki, “düşük tansiyonlu” olarak tanımlarlar kendilerini ve yüksek tansiyonlu olanlara göre şanslı olduklarını düşünürler. Gerçekten de yüksek tansiyon hastası olma riskleri düşük. Hatta ilerleyen yaşla beraber kan basıncı doğal olarak artacağı için, bu kişilerin yakınmaları azalıyor. Ama bu durum, tansiyona bağlı sorun yaşamayacakları anlamına da gelmiyor. Zira bazı düşük tansiyonlu kişilerde sürekli yorgunluk, sıcağa tahammülsüzlük, aniden ayağa kalktığında göz kararması, bulantı, çarpıntı ve bazen bayılmaya kadar varan, günlük hayatlarını ve hayat kalitelerini etkileyebilen yakınmalar ortaya çıkıyor.

Bayılma, Vücudun Savunma Mekanizmasıdır

Peki, bu yakınmalar neden ortaya çıkıyor? Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yeşim Yılmaz Can düşük tansiyonun oluşum süreci ve sonuçları hakkında şu bilgileri veriyor:

“Tansiyon en basit anlatımı ile atardamarlar içinde kanın yaptığı basınçtır. Atardamarları, bir apartmanın su tesisatı gibi düşünebilirsiniz. Bir merkezi hidrofor sisteminden (kalp) ana boru hattına (aort) pompalanan su (kan), ana hattan ayrılan su boruları (atardamarlar) ile tüm dairelere (organlara) taşınır. Su basıncı düştüğü zaman, önce üst kattaki daireler olmak üzere her daire bundan etkilenir. Kan basıncı düştüğü zaman da, benzer şekilde, ilk etkilenecek organ beyindir. Beyne giden kanın azalması ile beraber sersemleme hissi, dengesizlik, halsizlik, göz kararması; bu durum uzun sürdüğünde bulantı-kusma ve hatta bayılmaya kadar giden şikayetler oluşur. İlk şikayetler size vücudunuzdan gelen ‘tansiyonum düştü, beynime yeterli kan gitmiyor, önlem al!’ sinyalleridir; buna duyarsız kalırsanız vücut kendi önlemini alır ve bayılırsınız. Bayıldığınızda beyin artık en üst kattaki daire değildir, yer çekiminin etkisi azalır ve beyne kan akımı artar. Yani bayılma aslında beyni koruyucu bir mekanizmadır.”

Tansiyon Ne Zaman Düşüyor?

Kan basıncının sabit bir değer olmadığını söyleyen Dr. Yeşim Yılmaz Can, hareket etme ya da heyecanlanma gibi durumlarda arttığını belirtiyor. Uzun süre ayakta, sıcakta veya aç kalındığında ve ateşin yükseldiği gibi durumlarda ise düşüyor. Tansiyonu normal olan kişiler, kan basıncının bu düşüşlerini kolay tolere ederken düşük tansiyonlularda sıkıntı oluşturabiliyor. Örneğin normalde tansiyonu 130/80 mmHg olan bir kişi uzun süre ayakta kaldığında tansiyonu 110/70 mmHg’ya düşebiliyor ve bu değer herhangi bir yakınmaya neden olmuyor; bir süre sonra da vücudun düzenleyici mekanizmaları işleyerek tansiyonu normal değerine getiriyor. Oysa tansiyonu normalde 90/60 mmHg olan bir kişide 70/50 mmHg’ya düşmesi yakınmalara neden olabiliyor. Bu nedenle düşük tansiyonlu kişiler, tansiyonu düşüren durumlara daha zor tolere ederler. Ne yazık ki bu durum yüzde yüz çözülebilir bir sorun olmasa da, alınacak bir takım önlemler ile hayat kalitesini oldukça yükseltmek mümkün hale geliyor.

Genel Önlemler:

  • Bol su için: Günde 8-10 su bardağı su içmeye çalışın. Su tüketimini gün içine yayın. Özellikle sıcak havalarda buna daha çok dikkat edin. Su tüketmek kan hacmini arttırarak, tansiyonun düşmesine engel olacaktır.
  • Tuz tüketimini arttırın: Çok iyi bilinir ki, yüksek tansiyon hastalarında tuz kısıtlaması önerilir; çünkü tuz vücutta su tutulmasına neden olarak kan basıncını yükseltir. Bunun tersi de doğrudur: Düşük tansiyonlu kişiler de tuz alımını arttırarak, tansiyonlarının biraz daha yüksek seyretmesini sağlayabilirler. Normalde önerilen günlük tuz tüketimi 1 çay kaşığı kadardır. Tansiyonu düşük olanlarda ise ihtiyaca göre, tuz tüketimi günde 2,5-3 çay kaşığına yükseltilmelidir.
  • Uzun süre ayakta durmaktan kaçının: Uzun süre ayakta ve özellikle de hareketsiz, kalmak kanın bacaklarda göllenmesine, kalbe az kan dönmesine, kalbin pompaladığı kan miktarının azalmasına ve dolaysı ile de kan basıncının düşmesine neden olur.
  • Kademeli doğrulun: Yataktan kalkarken veya uzun süre oturduktan sonra ayağa kalkarken acele etmeyin. Önce oturarak, bacakları hareket ettirerek vücudun tansiyonu düzenlemesine zaman verin.
  • Alkolü az kullanın: Alkol damarları gevşettiği için tansiyonu düşürecektir. Ayrıca bazı alkoller idrar çıkışını da arttırdığı için vücudu susuz bırakır. Bu nedenle alkol tüketiyorsanız sınırlı olmaya ve yanında bol su almaya özen gösterin.
  • Sıcaktan kaçının: Sıcak hava, sauna-hamam gibi sıcak ortamlar, sıcak duş, çok sıcak tutacak şekilde giyinmek… Bunlar damarlarınızı gevşeterek ve aynı zamanda terle vücuttan sıvı kaybına neden olarak tansiyonunuzu düşürür.
  • Göğsünüzü, boynunuzu, belinizi sıkacak biçimde giyinmeyin: Korse gibi göğsünüzü sıkan kıyafetler göğüs içindeki basıncı arttırarak; beli sıkan kıyafetler bacaklardan kanın rahat dönmesine engel olarak kalbe dönen kan miktarını azaltabilir. Boynu sıkan kravat, sıkı yakalı kıyafetler de kısmen beyne kanın rahat gitmesini engelleyerek ve bazen de şah damarına baskı yapıp doğrudan tansiyonu düşürerek olumsuz etkilerler.
  • Basınçlı çoraplar giyin: İhtiyaca göre farklı basınçlarda ve uzunluklarda satılan bu çoraplar bacakları sıkı sararak kanın bacaklarda göllenmesine engel olur, dolayısı ile de kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır. Özellikle uzun süre ayakta kalacağınızı bildiğiniz durumlarda ya da varis sorununuz varsa bunlarda çok fayda görebilirsiniz.
  • Ikınma benzeri hareketlerden kaçının: Öksürük krizi, yüksek ağırlık kaldırma, zorlu üfleme (balon şişirme, üflemeli müzik aletleri vs.), ıkınma gibi hareketler de göğüs içindeki basıncı arttırarak, kalbe kanın dönüşünü azaltır ve kan basıncını düşürebilir.
  • Yatağınızın baş kısmını yükseltin: Yatağınızın baş kısmını 10-15 cm kadar yükseltmek, beyne ve böbreklere kan akımını etkileyen bazı kompleks mekanizmalar ile düşük kan basıncı ve buna bağlı yakınmalarda iyileşmeye neden olur. Burada önemli olan yalnız başı değil, gövdenin üst kısmını yükseltmektir.
  • Ağır egzersiz yapmayın, ama mutlaka egzersiz yapın: Özellikle ağırlık kaldırmak ve uzun süreli ağır egzersizler yapmaktan kaçının; bunlar tansiyonunuzu düşürebilir. Bununla birlikte hareketsiz kalmak da kondisyon kaybına ve tansiyon düşmesine yol açar. Gün içinde mümkün olduğu kadar aktif ve ayakta olmak, vücudun tansiyon dengeleyici mekanizmalarının iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca kas kitlesini arttırmak da kasların damarlara masaj etkisini arttırarak kan dolaşımını, kanın kalbe dönüşünü iyileştirir. Kas kitlesini arttırmak için yüksek ağırlıklar kullanmak yerine, düşük ağırlıklarla çok tekrarlı çalışmak daha uygun olacaktır.
  • Sık sık ve azar azar yemek yiyin: Çok miktarda yemek yemek vücudun kan akışını sindirim sistemine yönlendirerek tansiyonu düşürür ve beyne giden kan akışını azaltır.
  • Kullandığınız ilaçları ve takviyeleri gözden geçirin: Kullanmakta olduğunuz pek çok ilaç ve bitkisel takviyeler, hatta marketten aldığınız bitki çaylarının bile tansiyonu düşürücü etkisi olabilir.
  • Evde uzun süreli ayakta durma egzersizleri yapın: Eğer özellikle uzun süre ayakta kalmaya tolere edemiyorsanız ya da ani ayağa kalkmalarda göz karaması yaşıyorsanız ve yukarıdaki önlemlere rağmen şikayetler sürüyorsa evde alıştırma egzersizleri çok faydalı olabilir. Her gün günde iki kez olmak üzere bir duvara yaslanarak ayakta durun; ilk başta tolere edebildiğiniz süre ile (5-10 dakika) başlayıp, yavaş yavaş arttırarak günde iki kez 30 dakikaya kadar arttırın. Ayakta durduğunuzda bayılmaya kadar varan şiddetli şikayetleriniz varsa bu alıştırmayı lütfen evde yalnızken yapmayın. Düştüğünüzde zarar görmeyeceğiniz bir ortamda çalışın.
  • Doktora başvurun: Şikayetleriniz günlük yaşamınızı etkileyecek kadar şiddetli ve sıksa, kendi başınıza baş edemediyseniz mutlaka bir doktora başvurun. Doktorunuz belki kansızlık, vitamin-mineral eksikliği, hormonal bozukluklar gibi bazı sorunları tespit edip tedavi ederek yardımcı olabilir. Veya kan basıncını yükselten ilaçlar ya da takviyeler kullanmanızı uygun bulabilir.

Acil Önlemler

  • Tansiyon düşmesine ait yakınmalar başladı ise aşağıdakileri uygulayın. Unutmayın; ne kadar erken müdahale ederseniz o kadar iyi sonuç alırsınız.
  • Ayakta iseniz oturun ya da daha iyisi çömelin.
  • Oturabilecek durumda değilseniz bacaklarınızı çapraz yaparak bacak, kalça ve karın kaslarınızı sıkın, ellerinizin parmaklarını kıvırıp kanca durumuna getirin, birbirine geçirerek kenetleyin ve ayırmaya çalışır gibi iki yana çekin. Şikayetler geçinceye dek birkaç kez bu manevraları tekrarlayın.
  • Sert bir kahve ya da çay için.
  • Bol soğuk su için.
  • Şikayetler şiddetli ise, yukarıdaki önerilere rağmen sürüyorsa uzanın, bacaklarınızı altına destek koyarak yükseltin.

Tansiyonla ilgili farklı bir yazıyı buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar