Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Bebeğiniz Sinirli mi?

Yayınlanma:

,
Bebeğiniz Sinirli mi

Sakinleştirmek için “nedenini” öğrenmeniz şart!

Bebeğiniz sinirli mi sinirli… Kucağa alındığında kendini atmaya çalışıyor… Mamasını tükürüyor ya da eliyle çıkarıp atıyor… Sizi itiyor, ısırıp, tırmalıyor… Zaman zaman yaşadığınız bu tür durumlarda onu sakinleştirmek bir türlü mümkün olmuyor… Peki ama hemen her ebeveynin tarif ettiği bu “asabiyetin” nedenleri neler olabilir?

Kişilik yapısı zaman içerisinde şeklini alsa da bazı kişilik özelliklerini doğuştan getiririz. Bu bakış açısı ile baktığımızda bazı bebekler diğerlerine göre daha hırçın, daha asabi tabiatlı olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri bebeklerin dünyaya dair ön bilgiye sahip olmadan hayata başladıklarını, deneyimledikleri şeylerin anlamlarını zaman içerisinde, bilinçleri oluşup neden-sonuç ilişkilerine vakıf oldukça anladıklarını belirterek, “Anlayamadıkları noktada ise sinirlenebiliyor, hırçınlaşabiliyor ve üzülebiliyorlar” diyor. Bunun dışındaki durumlarda hırçınlıklarının başka sebepleri de olabildiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, bebeğinizi sinirlendirebilen durumları anlattı, onu nasıl sakinleştirebileceğiniz konusunda önerilerde bulundu.

Yemek konusunda ısrar ediyorsanız

Aç olduğunu düşündüğünüzde aslında bebeğiniz tok olabilir ve ısrarla verdiğiniz gıdayı reddeder. Eğer onu zorlarsanız sinirlenebilir.

Ne yapmalısınız? Bebeğiniz hırçınlaştığında ısrarcı olmayın, dikkatini dağıtıp biraz zaman geçtikten sonra yemek yedirmeyi tekrar deneyin.

Başarısızlık duygusuyla tanıştığında

Hareket kabiliyeti gelişmeye başladıkça daha çok hareket etmek ister. Ancak yürümeye başlamasıyla birlikte başarısızlık duygusuyla tanışır. Her ayaklanıp attığı birkaç adımdan sonra düşmek onu mutsuz eder ve bu da sinirli, üzgün olmasına, ağlamasına sebep olur.

Ne yapmalısınız? Yürümeye çalışıp düştüğünde ve buna sinirlenip ağladığında onu motive edin, destekleyin.

Hareketlerini engellemeye çalışırsanız

Mama kaşığını veya oyuncaklarını yere atmak gibi davranışlar sergileyebilir. İlk seferinde bir şey demeyip, attığı nesneleri geri verip, ikincisinde ise otoriter veya sinirli bir şekilde “hayır” demeniz, onun ne olduğunu anlamamasına ve engellenme hissiyle hırçınlaşmasına neden olabilir.

Ne yapmalısınız? Psikolog Sena Sivri bu durumda onu cezalandırmamanız gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Oyuncağını sinirlenip yere attığında oyuncağı kaldırmayın. Atma, kırma, vurma gibi davranışlarda bulunduğunda dikkatini başka şeye çekmeye çalışın; en sevdiği oyuncağı ile oyalamaya çalışmak gibi. Daha da önemlisi neden sinirlendiğine odaklanın. Belki de mama koltuğunda oturmaktan çok sıkılmıştır. “

Kendini ifade edemiyorsa

Konuşmaya başlamasıyla beraber kendini ifade etmenin mutluluğunu yaşarken, bir yandan da kelime dağarcığı kısıtlı olduğu için kendini ifade edemediği, doğru kelimeyi bulamadığı zamanlar olur. Bunlar da onun sinirlenmesine ve hırçın tepkiler vermesine yol açabilir.

Ne yapmalısınız?

Kendini ifade edemediğinde hırçınlaşmasının normal olduğunu unutmayın, sabırlı davranın. Dil becerisini geliştirmek için ona masal okumayı, bir şeyler anlatmayı, iletişim halinde olmayı deneyin.

Yorgun olabilir

Hareket kabiliyetinin kısıtlılığına bağlı olarak kendini engellenmiş hisseder ve bu dönemde bebek arabasına bindirilmek, banyo yaptırılması, üstünün değiştirilmesi gibi eylemler anne babanın belirlediği saat ve kontrollerde olduğu için onu yorabilir. Bu yorgunluk hissi de sinirlenmesine sebep olur.

Ne yapmalısınız?

Israrcı olmayın. Mecburiyet gerektirmeyen durumlar dışında (bir yere gidilmesi, üstünü kirlettiğinde değişmesinin gerekmesi vb) yaptırmaya çalıştığınız hareketi yapması için onu zorlamayın, yerini değiştirmeyin, yattığı / oturduğu yerden kalkmak istemiyorsa ısrar etmeyin, dinlenmesine fırsat tanıyın.

Yabancıların kucağına gitmek istemiyordur

6-7 aylık iken anne babasını diğer yabancılardan ayırmaya başlar ve onlar hariç kimsenin kucağına gitmek istemez. Çünkü yabancılar tarafından kucağa alındığında kendini güvensiz hisseder, sinirlenir, tepkisini göstermek için de ağlar veya bağırır.

Ne yapmalısınız? “Yabancıların kucağına gitmek istemediğinde ısrarcı olmayın.” Uyarısında bulunan Psikolog Sena Sivri, “Sizin için anneniz ve arkadaşlarınız çok yakınınızdır. Ancak bebeğiniz için sizin haricinizdeki herkesin bir yabancı olduğunu unutmayın.” diyor.

Fiziksel bir sorun yaşıyor olabiliyor

Bebekler de yetişkinler gibi fiziksel değişimlerden etkilenirler. Büyüme sürecinde diş çıkarmak gibi kendisini huzursuz eden yeni fiziksel değişikliklerle karşılaşır ve tanışır. Bu da hırçınlaşmasına sebep olabilir. Örneğin yeni çıkardığı dişlere alışmaya çalışırken ağrı ve batma hissi onu çok rahatsız edebilir. Aynı zamanda hastalandığında, ateşlendiğinde, ağrısı ya da gaz sorunu olduğunda çok huzursuz olabilir. Yetişkinler bile ağrı ve rahatsızlığı hissedip huzursuzluğa kapılırken, bebekler kendilerini ifade edemedikleri için bu problem daha da yoğun yaşanır.

Ne yapmalısınız?

Bebeğinizin tepkilerine duyarlı olup sıkıntı yaşadığı durumu anlayın ve hekimin tavsiyesi doğrultusunda onu rahatlatacak yöntemleri uygulayın, en önemlisi de sabırlı olun.

Bebeğinizi nasıl sakinleştirirsiniz?

  • Onun bebek olduğunu unutmayın. Yeni şeyler deneyen, gelişen fakat hala anne babasının yardımına muhtaç olduğunu kendinize hatırlatarak sabırlı olun.
  • Sinirlendiğinde tıpkı kendiniz sinirlendiğinizde olduğu gibi düşünün. Bebeğinizi neyin sinirlendirdiğini anlamaya çalışın. Belki de beşiğin içinde oturmaktan çok sıkıldı ve dışına çıkmak istiyordur.
  • Anne ve baba olarak çocuğunuzun hırçınlaştığı zamanlara yönelik ortak bir dil ve tutum geliştirin. Farklı tepkiler almak bebeğinizin kafasını iyice karıştırıp onu daha hırçın hale getirebilir.
  • Yeterli ve etkin vakit geçirmeye çalışın, her zaman onunla ilgilendiğinizi ve ihtiyacı olduğunda orada olacağınızı hissettirin.
  • Bebeğinizle konuşun. Onu sakinleştirecek cümleler kurup, sevdiği şarkı ve ninnileri söylemiz sakinleşmesine yardımcı olacaktır.

Bebeklerimizin neden ağladığını anlamaya yönelik bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Sinüzitten Korunmak İçin Öneriler!

Yayınlanma:

,

Sinüzitten korunmak için öneriler adlı konunun kapak fotoğrafı.
Sinüzitten korunma konusunun kapak fotoğrafı

Bu Öneriler Sinüzitten Koruyor!

Kış mevsiminde kabusunuz olmasın!

Genelde göz çevresinde oluşan şiddetli baş ağrısı, yüzde dolgunluk ve ağırlık, burun ile geniz akıntısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı… Yol açtığı bu tür şikayetlerle yaşam kalitesini oldukça düşüren sinüzit en çok kış aylarında görülüyor. Bunun nedeni ise kışın kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmemiz. Kapalı ortamlarda havasızlık ve ısıtma sistemleri nedeniyle hava kuruyor. Kuru hava da burun mukozasının bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu virüs ve bakteri gibi enfeksiyonlara açık hale getiriyor. Kışın üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanan kişi sayısı daha fazla oluyor ve kapalı ortamlarda bulunmak da enfeksiyonun yayılmasını tetikliyor. Üst solunum yolunun basit enfeksiyonları ilerlediği zaman sinüzite neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu kış mevsiminin korkulu rüyası sinüzitten korunmak ile ilgili faydalı tüyolar veriyor.

İşte sinüzitten korunmak için yapmanız gerekenler!

Kapalı ortamları odayı sık sık havalandırın

Sinüzitin kış aylarında artmasının en önemli sebebi, havasız odalarda zaman geçirmek ve havalandırma olmaması nedeniyle enfeksiyon riskine maruz kalmak. Bu yüzden bulunduğunuz kapalı alanları olabildiğince fazla havalandırın. Sık sık temiz hava almaya da özen gösterin.

Rüzgara maruz kalmayın

Rüzgarda maruz kaldığımız hissedilir ısı değişikliği ve kuru havayı solumak sinüzit riskini artıran bir diğer nedeni oluşturuyor Bu nedenle rüzgarlı havalarda ağız ve burnunuzu kapalı tutarak burnun kurumasını önlemeniz ve soğuğa maruz kalmaktan kaçınmanız çok önemli.

Kuru, soğuk havada burnunuzu nemlendirin

Burunda kuruluğa tıkanıklık ve çevresel faktörler de eklenince, üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyen günlerde sinüzit gelişebiliyor. Burnunuzu suyla sık sık nemlendirin, çok kurursa nemlendirici sıvılar ya da jeller kullanın.

Kapalı ortama girince üzerinizi inceltin

Sinüzitten korunmak için dikkat etmeniz bir başka önemli nokta da, terliyken üşümemeniz ve kapalı ortama girince üzerinizi inceltmeniz. Çünkü bir anda gelişen ısı değişiklikleri enfeksiyonlar için zemin hazırlayıcı bir faktör oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu, ortam sıcaklığında ani şekilde 6 derece yaşanan değişikliklerin sinüzit gelişimine yol açabilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Mikroorganizmalar mukoza bariyerini bu ani ısı değişikliğiyle çok kolay kırıyor ve bakteri ile virüslerin vücuda girmesini kolaylaştırıyor” diyor.

Kalorifere ıslak havlu yerleştirin

Sıcak ortamlarda hava kuruyor. Kuru hava da burundaki mukozanın bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu üst solunum yolu enfeksiyonlarına açık hale getiriyor. Sıcak ortamlarda kaloriferin peteğine ıslak havlu koymanız en pratik çözüm olacaktır.

Klimada nem oranını yüksek tutun

Klimalı alanlar da burunda kuruluk hissi yarattığı için burnun mukozasındaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Klima sistemlerinde nem oranını optimal ortam havası oranında tutmaya özen gösterin.

Su ve mevsim meyvelerini ihmal etmeyin

Günlük sıvı alımı ağırlıklı olarak içilen su ve meyvelerle olmalı. Taze meyvelerdeki vitamin ve su metabolizmamız yanında bağışıklık mekanizmamız için de önemli.

Sigara içmeyin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu sigaranın içindeki maddelerin kanserojen olmalarının yanı sıra bakteri ve virüsler için bir bariyer olan burun mukozasına yıkıcı etkisi de olduğuna dikkat çekiyor. Burun mukozası ve sinüslerin içini döşeyen mukoza devamlılık gösteriyor. Harika bir nemlendirici, kaygan ve partikülleri tutucu fonksiyonu var. Sigara, bu fonksiyonları durduruyor. Bu nedenle sigara içmeyin, içilen ortamlardan da mutlaka uzak durun.

Sinüzit ile ilgili olarak ayrıca şu yazıyı da inceleyebilirsiniz :  Sinüzite Karşı Mevsim Meyvelerini Tüketin

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Ayak Sağlığı : En Sık Görülen 3 Problem

Yayınlanma:

,

Ayak sağlığında görülen problemlem konulu yazının kapak fotoğrafı

Yüksek topuklar, fazla kilo ve aşırı egzersiz

Ayak sağlığı dikkat etmemiz gereken konulardan birisi. Çünkü gün içinde oradan oraya koşuşturduğumuz, saatlerce üzerinde durduğumuz ve ayakkabılar ardına gizlediğimiz ayaklar az çilemizi çekmiyor! Bizse ancak ağrıdığı ya da üstüne basamaz hale geldiğimizde ayaklarımız aklımıza geliyor. Yanlış ayakkabı seçimi, yüksek topuklar, fazla kilo sonucu ayaklarımızda ağrılar ve sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kimi zaman ise sadece fizyolojik yapıdan ötürü (düztabanlık) ayaklarımızda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz.  Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Ayak ve Ayak Bileği Cerrahı Dr. Selim Muğrabi, çocukluktan yetişkinliğe en çok rastlanan 3 ayak sağlığı sorununu anlattı.

Başparmak çıkıntısı

Ayak başparmağı içeriye doğru hareket ettiğinde tarak kemiğinin dışarıya dönmesiyle oluşan başparmak çıkıntısı latince adıyla halluks valgus, kimilerinde görünüşü nedeniyle kimilerinde ise ağrılı oluşuyla rahatsızlık verebiliyor. Özellikle ayağı sıkan, ayağa uyum sağlamayan, dar ve sivri burunlu ayakkabılar giymek bu soruna yol açıyor. Bu tür ayakkabıları en çok kadınlar tercih ettiği için, başparmak çıkıntısının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 9 kat fazla. Başparmak çıkıntısının herkeste ağrıya neden olmadığını ve ağrısız çıkıntılarda da ameliyata gerek duyulmadığını söyleyen Dr. Selim Muğrabi, özellikle estetik amaçlı düzeltmeleri önermezken, ameliyatın yalnızca ağrılı başparmaklara uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlıktan muzdarip kişilerin çoğunda uygun ayakkabı kullanımı ile ağrıların önüne geçilebileceğinden bahsediyor. Başparmak çıkıntısının cerrahi tedavisinde ciddi değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Selim Muğrabi, bunların ameliyat sonrası konforu artırmaya yönelik değişiklikler olduğunu söyleyerek, “Eskiden olduğu gibi ameliyat sonrası uzun dinlenme dönemi, alçı, ameliyat sonrası ağrıları yaşanmıyor. Kişi ameliyatın ardından ayakkabıları ile hemen yere basabiliyor ve yaklaşık bir aya kadar işe dönebiliyor” diyor.

Topuk ağrısı

Halk arasında ‘topuk dikeni’ olarak adlandırılan topuk ağrısı, bir süre hareketsizken ayağa yeniden kalkıldığında daha yoğun bir şekilde hissediliyor. Kişinin şikayetleri, sabah yataktan kalktığında ya da uzun süreli oturduktan sonra ayağa kalktığında artış gösteriyor. ‘Topuğa bir şey batıyor hissi’ yaratan ağrılar, yürüdükçe hafifler gibi olsa da, uzunca yürümek ya da ayakta kalmak ağrının yeniden artmasına neden oluyor. Aşırı egzersiz, düztabanlık, obezite, yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi birçok durumun topuk ağrısına zemin hazırlayabildiğini açıklayan Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlığın toplumdaki kadın nüfusunun yüzde 30’unu erkeklerin ise yüzde 10’unu etkilediğini sözlerine ekliyor. Tedavide ayağa binen yükün dengelenmesi için kişiye özel tabanlıklar kullanılmasını öneren Dr. Selim Muğrabi, “Bununla birlikte hastalar fizik tedaviye başlatılarak, ayak altında kısalmış olan adalenin uzamasına yönelik çalışmalar yapılabilir. Eğer ağrılar geçmemekte direniyorsa, gece ateli kullanılabilir” diyor. Dışarıdan ses dalgası uygulamaları, enjeksiyonlar gibi alternatif tedavilerin de uygulanabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, en son çare olarak cerrahiden de faydalanılabileceğine değiniyor.

Düztabanlık ve içe basma

Ayağın anatomik yapısı gereği kavis şeklindeki ayak tabanımız, adım atmamızı sağlayan yatay yaylanmadaki en önemli yapılardan biri. Bu yaylanmayı destekleyen kas ve tendonun çalışmaması sonucu da ‘düztabanlık’ meydana geliyor. Kimilerinde herhangi bir rahatsızlık vermeyen düztabanlık kimilerindeyse; içe basma, bacak ağrıları, erken yorulma gibi şikayetlere yol açabiliyor. Ailelerin en çok endişelendiği konuların da ilk sıralarında gelen düztabanlık, çocuklarda en çok içe basmaya neden oluyor. Ailelerin yoğun endişe duymalarının temelinde, yetişkinlikte ortaya çıkabilecek sorunlar ve estetik kaygıların ağır bastığını dile getiren Dr. Selim Muğrabi, içe basmanın iki ana problemden kaynaklanabileceğini söyleyerek, bunu şöyle açıklıyor: “Bazı çocuklarda kalça kemiği üst bölgesi ile kalça başı arasında mevcut olması gereken açılanmanın gelişiminde sorun tespit edilebilir. Yaşla beraber bu açı kendiliğinden normale döneceğinden herhangi bir tedavi gerektirmez. Düztabanlığa bağlı içe basma problemi ise, çocuklarda genellikle erken yorulma, bacak ve diz ağrısı, koşma esnasında dengesizlik, zıplamada zorlanma gibi şikâyetlere yol açıyor.”

Tabanlık kullanıldığında çocuğun şikayetlerinin geçeceğini anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, “Tabanlıklar, denge sorunu yaşayan ve ağrı problemi olan çocuklarda şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik faydalı olur. Ancak düztabanlık devam eder” diyor. Dr. Selim Muğrabi, içe basan çocukların ayaklarının 8 yaşına kadar herhangi bir tedaviye (alçı, cihaz, operasyon gibi) gereksinim olmadan kendi halinde düzelebileceğini de ekliyor.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Yaşlılık Dönemi Rahatsızlıkları

Yayınlanma:

,

yaşlılık dönemi

Tiroitten işitme sorunlarına birçok sorun yaşlılık depresyonuyla karıştırılıyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 65 yaş üstü artık yaşlı olarak kabul ediliyor. Tabi ki herkesin 65 yaşından sonra aynı şikayetleri yaşaması söz konusu değil ancak yine de bu yaşla birlikte artık belirli önlemleri ve kontrolleri atlamamak gerekiyor. Burada unutulmaması gereken yaşlılığın bir hastalık olmadığı ve düzenli bir yaşam ve kontrollerle şikayetlerin azaltılabileceği. Öyle ki bu yaşlarda ortaya çıkan birçok şikayet “yaşlılıktandır” diye ötelenirken aslında temelinde tedavisi gerekli olan birçok başka hastalık yatabiliyor. “Yaşlılık standart şikayetleri olan bir hastalık değil. Sadece yaş ilerledikçe bazı hastalıklara yakalanma riski artabiliyor” diyen Acıbadem Kadıköy Hastanesi Geriatri ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılık döneminde görülen psikolojik bozuklukların bile temelinde tiroit gibi farklı sorunların yatabildiğine dikkat çekerek1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’ne özel, yaşlılık dönemi hastalıklarını ve alınabilecek önlemleri anlatıyor.

Yaşlılık döneminde görülme sıklığı artan hastalıklara dikkat!

ALZHEİMER VE BUNAMA (DEMANS)

Bunların arasında en önemlisi “Geriatrik Sendromlar” olarak adlandırılan durumlar. Bu hastalıkların görülme sıklığı yaş ilerledikçe muhtemel olarak artıyor. 70 yaşındaki bir kişide Alzheimer olasılığı yüzde 10’ken, 80-90 yaşında risk oranı yüzde 60-70’lere çıkabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Demans ve Alzheimer’in önüne geçmek için zihinsel egzersizler yapmayı bir alışkanlık haline getirmek çok önemli. Bu nedenle bulmaca çözmek, sosyal hayatın içinde olmak ve günlük olayları takip etmek bu tip hastalıkların oluşma riskini düşürebiliyor.

DÜŞMELER

Yaşlılıkla birlikte gündeme gelen en önemli risklerin başında düşmeler geliyor. 80 yaşında hiçbir hastalığı olmayan biri, düşme sonucu görülen kırıkların yarattığı komplikasyonlar nedeniyle yatağa mahkum hale gelebiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle yaşlılık döneminde düşmeleri önlemek birincil önem taşıyor.

Nasıl önlem alınabilir? Bunu önlemek için öncelikle ev kazalarının önüne geçmek çok önemli. İleri yaştaki birinin yaşadığı evin, tıpkı küçük bir çocuk varmış gibi dikkatli düzenlenmesi gerekiyor. Evde küçük bir çocuk varken nasıl merdiven basamaklarından, katlanabilecek yer örtülerinden, kötü ışıklandırmadan, sivri köşeli eşyalardan kaçınılıyorsa ileri yaştaki birinin yaşam alanında da bu ayrıntılara önem vermek gerekiyor.

İŞİTME

İleri yaştaki insanlarda dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de işitme fonksiyonlarındaki azalmalar. Bunama endişesiyle getirilen birçok kişinin, yapılan testler sonucunda aslında işitme fonksiyonunun azaldığı ortaya çıkıyor. Hatta bu durum sıklıkla depresyonla da karıştırılabiliyor. Kişi fark edilmeyen bir işitme sorunundan ötürü sohbetlere daha az katılıyorsa ya da söylediklerini tekrar ediyorsa çevresindekiler depresif olduğunu ya da unutkanlık probleminin başladığını düşünebiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? İlerleyen yaşta kişide duymama, geç cevap verme, sohbetlere eskisi kadar dahil olmama, söylediklerini birkaç kere tekrar etme gibi şikayetler gözlemlenmeye başlandığında doktor muayenesi ile işitme sorunu ihtimalinin egale edilmesi gerekiyor.

KARKİYOVASKÜLER SİSTEM

Yaşlanma süreci en çok kardiyovasküler sistemi etkiliyor. Kardiyovasküler hastalıklar, özellikle koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalsifik aort darlığı ve kalp yetersizliği yaşla birlikte artabiliyor ve kardiyovasküler nedenli ölümlerin büyük çoğunluğu yaşlılık döneminde görülüyor. Kardiyovasküler hastalıkların bu grupta daha çok ortaya çıkmasının nedeni ise; yaşlılığa bağlı yapısal değişiklikler, risk faktörlerine uzun süre maruz kalma ve eşlik eden hastalıklar olarak sıralanabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kardiyovasküler hastalıklardan korunmada rutin sağlık kontrolleri yaptırmak, kolesterol ve kan şekeri yüksekliği gibi risk faktörlerine karşı tetikte olmak gerekiyor. Ek olarak sağlıklı beslenmek, tütün ürünlerinden uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak da çok önemli.

SOLUNUM SİSTEMİ

Solunum sistemi enfeksiyonları, özellikle hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki 65 yaş ve üstü insanlarda önemli bir sağlık sorunu. Kişi ilerleyen yaşına göre sağlıklı olsa ve düşük risk grubunda bulunsa da bağışıklık sisteminde meydana gelen değişikliklerden dolayı solunum sistemi enfeksiyonlarına karşı daha duyarlı olabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Düzenli yaşam, grip gibi hastalıklara karşı dikkatli olmak ve özellikle tütün ürünlerini kullanmamak ileri yaştaki bu riskleri azaltabiliyor.

KAS – İSKELET SİSTEMİ

Yaşlanmayla birlikte kas-iskelet sisteminde; kemik erimesi, kireçlenme, eklem hastalıkları, romatoid artrit, kalça kırığı gibi hastalıklar görülebiliyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; ilerleyen yaşta en sık kemik erimesi, bel, diz ve boyun bölgesinde olmak üzere dejeneratif eklem hastalıkları görülüyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kas ve iskelet sisteminin daha erken yaşlardan itibaren düzenli şekilde kontrol ettirilmesi; kas – iskelet sistemi hastalıklarının ortaya çıkma ihtimalini azaltabiliyor ve erken tedavi imkanını mümkün kılıyor.

SİNİR SİSTEMİ

İlerleyen yaştaki kişilerde, sinir sistemi değişiklikleri sonucunda birçok hastalık ortaya çıkabiliyor. Özellikle felç, beyin kanaması, Alzheimer, Demans, Parkinson gibi hastalıklar yaşlılık dönemi sinir sistemi hastalıklarının başında geliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile düzenli doktor kontrolünden geçmesi ve başlarda silik olabilecek bulguların gözden kaçırılmaması çok önemli. Bu sayede erken teşhis imkanı da sağlanabiliyor.

SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim sistemi değişiklikleri sonucu ilerleyen yaştaki kişilerde en sık görülen hastalıklar; mide kanamaları, tıkanmaya kadar ilerleyen kabızlık, gastrit, iştahsızlık ve beslenme bozukluğu.

Nasıl önlem alınabilir? Bu gibi rahatsızlıkların önüne geçebilmek için doktora danışmadan alınan ilaçlara dikkat etmek gerekiyor. Özellikle romatizma ilaçlarını kontrollü bir şekilde almak sindirim sistemi sağlığı için çok önemli. Çünkü bu ilaçların fazla ve bilinçsiz tüketimi, mide kanamaları gibi pek çok soruna neden olabiliyor.

İDRAR KAÇIRMA

İlerleyen yaştaki kişilerde görülen önemli sağlık problemlerinden biri de idrar kaçırma. Toplumda geriatrik idrar kaçırma sorununun görülme sıklığı yüzde 8-34 arasında iken bu sorun bakımevleri ve hastanelerde yüzde 50’lere ulaşabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Henüz idrar kaçırma sorunu ortaya çıkmamışken egzersizlerle idrar kaçırmanın önüne geçilebiliyor. Bununla birlikte var olan idrar kaçırma sorunu da yine egzersizlerle azaltılabiliyor.

Geriatri bilimi ile daha sağlıklı bir yaşlılık mümkün

“Yaşlılık bilimi” olarak da bilinen Geriatri, 65 yaş üstü kişilerin sağlığı ile ilgilenen bilim dalı. Ancak 60 yaş civarında da koruyucu önlemler almaya yönlendirerek daha sağlıklı bir yaşlılık dönemini mümkün kılıyor. Geriatri’de hedef, kişinin mevcut sağlıklılık halini ve fonksiyonel durumunu korumak. Doç. Dr. Berrin Karadağ, “Geriatrik değerlendirmelerle bir şikayeti olmayan kişilerin bu halini koruması daha kolay sağlanıyor. Öte yandan özellikle kronik hastalıkları olup, bunlara bağlı değişik derecelerde fonksiyonel kayıpları söz konusu olan kişiler Geriatrik değerlendirmelerden daha fazla yarar sağlıyor. Bu grup, genellikle 75 yaş üstü, günlük yaşam aktivitelerinde değişik derecelerde başkasının yardımına gereksinim duyan, gerek fiziksel gerek zihinsel fonksiyonel kayıpların söz konusu olduğu kişiler” diyor.

 

Yaşlılık hastalıklarına karşı önlem konulu bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.