Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Baş Dönmesi Sorunu Yaşanlar Için Tedavi Yöntemi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Baş Dönmesi Sorunu Yaşanlar Için Tedavi Yöntemi

Baş dönmesi sorunu yaşanlar için tedavi yöntemi; genel olarak “baş dönmesi ve denge bozukluğu” olarak bilinen “vertigo” aslında altta yatan birçok nedene bağlı olarak yaşanabilen bir semptom. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Örmeci, ilaçlarla tedavi edilemeyen, kronik hale gelen, nedeni bilinmeyen vertigonun, beyinde denge algısının yeniden modüle edildiği “Vestibüler rehabilitasyon” yöntemiyle tedavi edilebildiğini açıkladı.

Problem, basit ve kısa süreli baş dönmesi ataklarından, kişinin gündelik hayatına devam etmesine engel olacak kadar farklı şiddette olabiliyor. Halk arasında kulaktaki kristallerin oynamasına bağlı pozisyonel vertigodan, kansızlığa, B12 vitamin eksikliğinden beyin tümörlerine kadar birçok nedene bağlı olabilen %30’luk kesimde tedavi nedene bağlı olarak yapılıyor. Ancak neredeyse %70 oranında kesin bir neden saptanamıyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Örmeci, çok az sayıda merkezde uygulanan vestibüler rehabilitasyon (Nörorehabilitasyon) yöntemiyle, özellikle kesin nedeni net olarak bulunamamış kronik vertigo hastalarında başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Ancak yönteminin uygulanabilmesi için, öncelikle baş dönmesinin olası nedenlerinin araştırılarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“HİÇBİRİMİZ TAM DENGEDE DEĞİLİZ”

Yerçekimine karşı hiçbir insanın yüzde 100 dengede olmadığını belirten Doç. Dr. Burcu Örmeci, “Yerçekimi bizi sağa-sola çektikçe, beynimiz bilinçaltı olarak sürekli vücudu düzeltir, bu durum da aslında sürekli salınmamıza neden olur. Bunu farkında olmadan yaparız. Ancak, bir kişi kendini çok fazla dinlemeye başladığında, beyin algılamaması gereken bu salınmaları algılamaya başlıyor. Bu da sürekli olarak baş dönmesi ve denge bozukluğu şeklinde hatalı algıya neden oluyor. Bu durum hastalarda sürekli yatma isteği oluşturmaya başlıyor ve hastalar ayağa kalkmaktan ve yürümekten korkmaya başlıyorlar. Vestibüler rehabilitasyon (Nörorehabilitasyon) yönteminde, hastaların doğal salınmayı algılama eşiği yükseltiliyor, böylece algılamaması gereken bu salınmaları tekrar algılamaz hale getiriliyor, hasta yerçekimine karşı ne yapması gerektiğini öğreniyor” diye konuştu.

VESTİBÜLER REHABİLİTASYON KİMLERE UYGULANIYOR?

Hasta öncelikle nörolojik ve KBB açısından genel bir değerlendirmeye alınıyor. Hem kulaktaki hem beyindeki denge sistemi inceleniyor. Yapılan incelemeler sonrasında, sorunun kaynağında ortopedik ya da orta kulağı ilgilendiren bir sorun olduğu tespit edilen hastalar ilgili hekime yönlendiriliyor. Yapısal olarak hiçbir problemi olmayan, MR görüntülemeleri ve laboratuvar sonuçları normal çıkmasına rağmen, fonksiyonel bozukluk yaşayan hastalar Vestibüler rehabilitasyon (Nörorehabilitasyon) programına alınıyor. Bununla birlikte, belirli bir süre ilaç tedavisi görmesine karşın yanıt alınamayan hasta grubunda da bu yöntem uygulanabiliyor.

TEDAVİ 4 HAFTA DEVAM EDİYOR

Kişinin kendi dengesini daha doğru algılayarak düzeltilmesinin amaçlandığı bu kişiye özel vestibüler rehabilitasyon (Nörorehabilitasyon) yöntemiyle ilgili Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Örmeci şu bilgileri veriyor; “Aslında bu işlemi fizik tedaviye benzetmek mümkün. Kol kası çalışmayan bir kişinin, fizik tedavi sonrasında kol kaslarını yeniden çalıştırmayı öğrenmesi gibi, öncelikle hastanın dengesinin hangi alanlarda ve ne kadar bozuk olduğunu tespit ederek vestibüler rehabilitasyona başlıyoruz. Kişiye özel rehabilitasyon programı, haftada üç kez ve yaklaşık 30-40 dakika süren bilgisayar destekli programlardan oluşuyor. Tüm program dört hafta sürüyor. Etkisi çoğunlukla uzun sürüyor ancak hastanın yaşlanması, farklı hastalıkların ortaya çıkması gibi vestibüler sistemin (denge sisteminin) yeniden bozulduğu durumlarda ise, rehabilitasyon tekrarlanabiliyor”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

D Vitamini COVID-19’dan Koruyor Mu?

Avatar

Düzenleyen

on

Yapılan bazı çalışmalarda, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğu görüldü.

COVID-19’un kış ayında ortaya çıkması ve yine bu aylarda yoğun yayılım göstermesi, o zamanlardan beri ‘havalar ısındığında virüs gidecek mi?’ sorusunu hep merak ettirdi.  Uzmanların bu konudaki ilk görüşleri virüsün tamamen yok olmayacağı yönündeydi. Artık havalar ısındı ve virüsün yayılımı da yavaşlamaya başladı. Şimdi merak edilen soru ise bu bir tesadüf mü yoksa virüs gerçekten yaz aylarında yok mu olacak?

Coronavirüsün tamamen yok olmasını sağlayacak olan sıcaklığın 70 derece civarı olduğunu biliyoruz. Coronavirüs bu sıcaklıkta yaşayamıyor ve yok oluyor. Yaz aylarında ise böyle bir sıcaklığa ulaşılmıyor, dolayısıyla da COVID-19 yaz aylarında yok olacak demek pek de mümkün değil. Ancak Rusya İnsan Sağlığı Kurumu’nun yaptığı bir çalışma ile yeni tip coronavirüsün 30 derece ve üzeri sıcaklıklarda bulaşıcılığını kaybettiği gözlendi. Yani coronavirüsün güneş ışığını sevmediği aşikâr. Ayrıca güneş ışığına bir de düşük nem oranı eklendiğinde virüsün yapısı bozulmaya uğruyor ve etkisi kayboluyor.

Araştırmacılara göre her şey yolunda giderse COVID-19’un SARS ve diğer tip coronavirüsleri gibi davranması ve sıcak havalarda yok olup kış aylarında diğer grip, nezle salgınları gibi rutin bir döngüye girmesi olasılık dâhilinde. Elbette henüz COVID-19 bu rutin döngüye dahil olan bir virüs mü kesin bir şey söylemek zor.

D Vitamini yüksek olan hastalar COVID-19’dan kurtulabiliyor

Hava sıcaklıkları arttığında virüs yok olacak mı olmayacak mı diye araştırmalar yapılırken ortaya güneşin bir başka açıdan virüs üzerinde etkili olabileceği sonucu çıktı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; D vitamini COVID-19 hastalarındaki ciddi komplikasyonları azaltmaya yardımcı oluyor. 20 yıldan fazla süredir D vitamini hakkında araştırma yapan uzmanlar, D vitamini seviyeleri ile COVID-19 ölüm oranları arasındaki ilişkiyi inceledi ve en yüksek enfeksiyon ve ölüm oranlarının D vitamini seviyesi düşük olanlar arasında görüldüğü ortaya çıktı. Araştırmacılar D vitamininin COVID-19 sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini kesin olarak söyleyemese de düşük D vitamini ile COVID-19 ölümleri arasındaki bağlantıyı inkar etmiyorlar.

Bazı ülkeler coronavirüs tedavisinde uygulanan destekleyici yöntemlere D vitamini takviyesi eklemeye ve vatandaşlarını takviye D vitamini almaları konusunda yönlendirmeye başladı. Yapılan çalışma, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte Amerika’daki Northwestern Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma da, ciddi D vitamini eksikliği olan hastaların coronavirüs ile ilgili ciddi sağlık sorunları yaşama olasılığının iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Sitokin fırtınası ile D vitamini seviyesi bağlantılı

Coronavirüs ile D vitamini arasındaki ilişkiyi inceleyen uzmanlar, bazı coronavirüs hastalarında görülen düşük D vitamini seviyeleri ile, aşırı aktif bir bağışıklık sisteminin neden olduğu hiper-inflamatuar bir durum olan sitokin fırtına tepkisi arasında güçlü bir bağlantı olduğunu keşfetti. Sitokin fırtınası akciğerlere ciddi şekilde zarar verebiliyor ve akut solunum sıkıntısı sendromuna yol açabiliyor. Bu durum da COVID-19 hastalarını ölüme götürüyor gibi görünüyor.

Gıdalardan da D vitamini alabilirsiniz

D vitamininin en büyük kaynağı güneştir. Güneşe maruz kalındığında ciltte üretilen D vitamini daha sonra karaciğere taşınır. Buradan da, bağırsaklardaki yiyeceklerden kalsiyum taşınmasını arttıran ve kalsiyumun iskeleti güçlü tutmak için yeterli olmasını sağlayan aktif bir hormona dönüştürüldüğü böbreklere taşınır. Gün içinde 30 dakika güneşe maruz kalmak D vitamini almanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca somon balığı, mantar, takviye eklenmiş gıdalar ve vitamin tabletleri de D vitamini almanızı sağlar.

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Oruç Tutmak Tüm Vücuda İyi Geliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Oruç tutmak, artık sağlık ve kilo kaybı konularında sıkça duyulan sözcükler olmaya başladı. Her ne kadar farklı yöntemlerle denense de aç kalmak üzerine kurulu bir sistem. Özellikle kilo vermek isteyenler arasında oldukça popüler. 2016 yılında Journal of Translational Tıp dergisinde yapılan bir araştırma 8 hafta boyunca aralıklı oruç tutanların, diğer kontrol grubuna göre daha fazla vücut yağı kaybettiğini ortaya koydu. Obesity dergisinin 2018’de yaptığı bir başka çalışmaya göre ise oruç tutmak, kalori kısıtlamaları olan düzenli bir diyete göre daha fazla kilo ve yağ kaybı sağlıyor. Ancak oruç tutmanın faydaları araştırıldıkça artık daha çok uzman tarafından sadece kilo kaybı için değil, sağlık için de önerilir hale geldi. Üstelik oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.


Cilt

Serbest radikallere maruz kalmak cilt hücrelerine zarar vererek kırışıklıklara, lekelere ve ince çizgilere neden olabilir. Oruç tutmak, hücreleri daha dayanıklı hale getirir, cildin daha pürüzsüz ve daha sıkı kalmasını sağlayan oksidatif stresin neden olduğu hasara dayanmalarına yardımcı olur.

Kaslar

Kilo verirken daima kasları ve yağ dokularını kaybedersiniz. Ancak oruç tutmak yağ yakımını arttırır. Bu nedenle diğer diyetlerden daha fazla ve daha az kas kütlesi kaybedersiniz. Daha yağsız kas kütlesi de metabolizmayı hızlandırır.

Beyin

Oruç bilişsel işlevi arttırır, yeni beyin hücrelerinin büyümesini teşvik eder hatta ruh halinizi daha olumlu hale getirebilir. Periyodik olarak kalori kısıtlaması beyne bağlantılarını güçlendiren koruyucu proteinler üretmesi için sinyal verir.

Kalp

Oruç tutmak kötü kolesterol seviyesini yüzde 32’ye, trigliseritleri yüzde 42’ye kadar düşürebilir ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde kalp hastalığı riskiniz önemli ölçüde azalır.

Pankreas

Bir yemeğin ardından yiyeceklerden glikozu emmek ve enerji için kullanmak üzere pankreas insülin salgılar. Oruç tutmak vücudu insüline daha duyarlı hale getirir bu nedenle glikozu işlemek için daha az glikoza ihtiyaç duyulur. Bu da daha düzenli kan şekeri sevilerini teşvik eder ve tip 2 diyabete karşı korur.

Karaciğer

Yapılan bazı araştırmalar oruç tutmanın karaciğer yağlanmasıyla savaşabileceğini düşündürüyor. Oruç tutmak karaciğerin yağ asitlerini emmesini ve aşırı yağın orada depolanmasını önleyen proteinlerin üretimini teşvik eder.

Karın

12-14 saat arası oruç tutmak, inatçı karın yağları da dahil olmak üzere vücudun enerji için yağ yakmaya başlamasını sağlar. Bir çalışmaya göre bir gün 500 kalori ve diğer gün normal beslenme düzenini sürdürenler, yani aralıklı oruç tutanların, geleneksel diyet yapanlar kadar kilo verdiği görüldü.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Ramazanda Su Tüketimi Önemli

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmanın faydalarını, sağlık üzerindeki olumlu etkilerini artık biliyorsunuz. Peki ya oruç tutmanın ömrü uzattığını da biliyor musunuz?

İnsanın uzun yaşama arzusu hemen her alanda olduğu gibi aralıklı oruç çalışmalarında da kendini gösterdi. Aralıklı orucun sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin yanında yaşlanma ve yaşam süresi üzerindeki etkileri de detaylı bir şekilde ele alındı. Yüz yıllık bir araştırmanın ardından ortaya çıkan genel sonuç, kısıtlı gıda tüketiminin yaşam süresini önemli ölçüde arttırdığı oldu.

Yapılan en eski çalışmaların birinde, genç yetişkin olduklarında alternatif-gün beslenme rejimi uygulanan sıçanların ortalama ömürlerinin yüzde 80’e kadar arttığı görüldü. 1934’ten 2012’ye kadar yapılan çalışmaların meta analizine göre sıçanlarda ortalama yaşam süresinin yüzde 45’e, farelerde ise yüzde 27’ye kadar arttığı belirlendi.

Aralıklı açlık kalori kısıtlamasından daha etkin

İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda aralıklı orucun obezite, insülin direnci, dislipidemi, hipertansiyon ve iltihabı iyileştirdiği görüldü. Yapılan bir denemede 16 sağlıklı katılımcı 22 gün boyunca aralıklı açlık rejimine tabi tutuldu. Katılımcılar başlangıç ağırlıklarının yüzde 2.5’ini ve yağ kütlelerinin yüzde 4’ünü kaybetti. Bununla birlikte katılımcıların açlık insülin seviyelerinde yüzde 57’lik bir azalma oldu. Diğer bir çalışmada aşırı kilolu yaklaşık 200 kadın iki gruba ayrılarak incelendi. İlk gruba aralıklı açlık rejimi, ikinci gruba da yüzde 25’lik kalori alımı kısıtlaması uygulandı. 6 ay sonra her iki gruptaki kadınlar yaklaşık olarak aynı miktarlarda kilo verdiler ancak, aralıklı açlık rejimi uygulayan gruptaki kadınlarda insülin duyarlılığında daha fazla artış ve bel çevresinde daha fazla incelme olduğu görüldü.

İftar ve sahur arasında bol su tüketin

Vücudun yüzde 60’ı sudan oluşuyor ve düzgün çalışabilmesi için de suya ihtiyacı var. Bu nedenle gün boyunca bol su içmek oldukça önemli. Ramazan ayında ise su içmeden geçirilen 16 saati telafi etmek için iftar ve sahur arasında bol su içmek gerekiyor. Ancak kısıtlı zamanda günlük ihtiyacı karşılayacak kadar su içmek herkes için kolay değil. Bu sebeple işte size iftar ve sahur arasında su alımınızı arttırabilmeniz için birkaç öneri.

 

 

 

 

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar