Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Bağışıklık Sistemini Zayıflatan Unsurlar

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Sık seyahat etmek, yalnızlık, mide asidini düşürücü ilaçlar ve ağrı kesiciler; bağışıklık sistemini zayıflatan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Sağlıklı beslenmeli, seyahatte olsak bile egzersizden vazgeçmemeliyiz.

Uykusuzluk, fazla stres, yoğun çalışma temposu gibi durumların sağlığmız için çok da iyi olmadığını zaten hepimiz biliyoruz. Peki ya yeni başladığın diyetin veya aldığın ilaçların sağlığın için yararlı olduğunu düşünürken bağışıklık sistemin için tam tersi etki yaptığını söylesem… Hemen paniğe kapılmayın, bu olumsuzluğu gidermek adına sizlere iyi bir haberim var. Yaşam tarzınızda yapacağınız değişiklikler veya yeni alışkanlıklar, enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sisteminin yeniden güçlenmesine yardımcı olabilir.Bağışıklık sistemini zayıflatan nedenlere ve bunları nasıl düzelteceğinize bir göz atmaya ne dersiniz?

Anti-asitler (Mide koruyucu asit düşürücü ilaçlar

Boyundaki lenf bezleri dışında bağışıklık sistemimizin yüzde 70’i aslında tüm sindirim sistemi boyunca lenfoid doku biçiminde bağırsakta bulunur. Bu nedenle, Bağışıklık Sistemi Kurtarma Planı’nın yazarı ve Blum Sağlık Merkezi’nin Kurucu-Yöneticisi Susan Blum’a göre, bağışıklık sistemine zarar veren şeylerden kaçınmak önemlidir.

Mide koruyucuların, bağışıklık sistemimiz üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya çıkarılmıştır. Mide asidini emen midenize iyi gelen ilaçların yanında reçeteyle satılan ağır mide koruyucular da vardır. Bunlar midenizin pH seviyesini değiştirebilir. Mideniz yediklerinizi düzgün şekilde mikroplardan arındıramadığında, vücudunuza daha fazla enfeksiyon yayılabilir ve bu da bağırsağınızın bağışıklık sistemine daha fazla stres yüklenmesine sebep olur. Araştırmalar, düzenli olarak mide koruyucu alan kişilerin bağırsak bakterilerinin daha az çeşitlilik gösterdiğini, bu nedenle ishal, bağırsak enfeksiyonu ve zatürre gibi hastalıkların ortaya çıkma riskinin arttığını saptadı.

Bazı besinler düşük asit ortamında düzgün şekilde emilemiyor.Bu da vücudun ihtiyacı olan bazı vitaminlerin yeteri kadar alınamamasına sebep oluyor. Araştırmalar, uzun süre mide koruyucusu alan kişilerin B12, çinko, C vitamini ve demir gibi besin maddeleri yetersizliği eğiliminde olduğunu ve bu eksikliklerin bağışıklık sistemini zayıflattığını söylüyor.
Peki, ne yapmamız gerekli? Uzmanlar, üç aydan daha uzun süre mide koruyucu kullanmaya karşı kişileri uyarıyor ve bir eleme diyeti öneriyor.
Bu diyetle reflüye sebep olan yiyecekleri belirleyip ortadan kaldırmak amaçlanır.

ELEME DİYETİ NASIL YAPILIR?

Uzmanlar diyetin ilk aşaması için portakal, muz, domates, patates, biber, patlıcan, yumurta, süt, peynir, buğday, mısır, çiğ balık, sığır eti, soya fasulyesi ürünleri, yer fıstığı, tereyağı, işlenmiş yağlar, alkol, kahve, rafine edilmiş şeker, çikolata, ketçap gibi bazı gıdaları kesmenizi önerir. Yeniden yemeye başlama evresi ayrı bir süreç ve eğer bu diyeti kalıcı bir sağlık sorununu çözmek için yapıyorsanız, bir uzmanın gözetimi altında olmanız çok daha akıllıca olacaktır.

Bazı ağrı kesici ilaçlar

Araştırmacılar, anti-asitlere ek olarak, bazı ağrı kesicilerin bağırsak astarına zarar verdiğini ve bu durumun bağırsak geçirgenliğinin artmasıyla birlikte Geçirgen Bağırsak Sendromu’na neden olduğunu saptamıştır.
Sonuç olarak, enfeksiyonlar ve sindirilmemiş yiyecek parçacıkları bağırsak duvarından geçerek vücudunuza girebilir, bu da bağışıklık sistemini zorlayarak düzgün çalışmasına engel olabilir.
Ayrıca devamlı olarak ağrı kesici kullanımının sorunlara neden olabileceği de araştırmalar tarafından söylenmektedir.
Unutmayın, ‘devamlı kullanım’ sadece günlük hap kullanmak değildir. Haftada birkaç kez ya da düzenli periyodlarla ağrı kesici almak da düzenli kullanıma girebilir.

SEYAHATTE EGZERSİZE DEVAM

Yapılan araştırmalar, çok fazla seyahat edenlerin bağışıklık sisteminin daha güçsüz olduğunu ortaya çıkartmıştır. Çünkü otellerde ve uçaklarda vücudun alışık olmadığı virüs ve bakterilerle karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Yeterince dinlenememe, normal beslenme düzeninin dışına çıkma da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Seyahatteyken alışık olduğumuz uyku ve yeme alışkanlığı gibi rutinlerimizin dışına çıkmamaya dikkat etmeliyiz. Bunun yanında her gün en az 15-20 dakika egzersiz yapmak bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca seyahatteyken sağlıklı atıştırmalıklarınızı (portakal, kuruyemiş, bitter çikolata vb.) yanınıza almayı unutmayın. Çocuklarla seyahat ederken göz önünde bulundurulması gereken de birçok husus vardır. Özellikle sık hastalanan ve bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarla tatile çıkmadan birkaç hafta öncesinden hazırlanmak gerekir. Ayrıca çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa evden ayrılmadan önce bir yemek listesi planlamak, seyahatiniz sırasında kolaylık sağlayacaktır.

YALNIZLIK 

Araştırmalar, uzun süreli kronik yalnızlığın bağışıklık sistemine zarar verdiğini ve kişiyi hastalıklara açık hale getirdiğini gösteriyor. Kronik yalnızlık tahmin edilenden çok daha yaygındır. Bu insanlarda bağışıklık sisteminin biyolojisinde değişme ve vücudu viral enfeksiyonlardan koruyan genlerde azalma gözlemlenmiştir. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yalnızlığı tanımlarken çevremizdeki insanların sayısından çok nasıl hissettiğimiz önemlidir. Kendimizi insanlarla plan yapmaya zorlamaktansa meditasyon ya da yoga gibi çalışmalara yönelerek özgüven eksikliği ve korkularımızdan uzaklaşmaya çalışabilirsiniz.

BİLİNÇSİZ YAPILAN DİYETLER

Bazen sağlıklı olduğunu düşünerek yaptığımız diyetler bile daha sık hastalanmamıza sebep olabilir. Bunun nedeni düşük kalori veya düşük karbonhidratlı besin tüketimidir. Çünkü bazı diyetlerde çinko, selenyum, magnezyum gibi vücudumuz için gerekli olan vitamin ve mineraller olması gerekenden daha az seviyede bulunur.

Bağışıklık sistemini güçlendirme ile ilgili bir yazımız için buraya tıklayınız.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Bebeğiniz Sinirli mi?

Yayınlanma:

,

Bebeğiniz Sinirli mi

Sakinleştirmek için “nedenini” öğrenmeniz şart!

Bebeğiniz sinirli mi sinirli… Kucağa alındığında kendini atmaya çalışıyor… Mamasını tükürüyor ya da eliyle çıkarıp atıyor… Sizi itiyor, ısırıp, tırmalıyor… Zaman zaman yaşadığınız bu tür durumlarda onu sakinleştirmek bir türlü mümkün olmuyor… Peki ama hemen her ebeveynin tarif ettiği bu “asabiyetin” nedenleri neler olabilir?

Kişilik yapısı zaman içerisinde şeklini alsa da bazı kişilik özelliklerini doğuştan getiririz. Bu bakış açısı ile baktığımızda bazı bebekler diğerlerine göre daha hırçın, daha asabi tabiatlı olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri bebeklerin dünyaya dair ön bilgiye sahip olmadan hayata başladıklarını, deneyimledikleri şeylerin anlamlarını zaman içerisinde, bilinçleri oluşup neden-sonuç ilişkilerine vakıf oldukça anladıklarını belirterek, “Anlayamadıkları noktada ise sinirlenebiliyor, hırçınlaşabiliyor ve üzülebiliyorlar” diyor. Bunun dışındaki durumlarda hırçınlıklarının başka sebepleri de olabildiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, bebeğinizi sinirlendirebilen durumları anlattı, onu nasıl sakinleştirebileceğiniz konusunda önerilerde bulundu.

Yemek konusunda ısrar ediyorsanız

Aç olduğunu düşündüğünüzde aslında bebeğiniz tok olabilir ve ısrarla verdiğiniz gıdayı reddeder. Eğer onu zorlarsanız sinirlenebilir.

Ne yapmalısınız? Bebeğiniz hırçınlaştığında ısrarcı olmayın, dikkatini dağıtıp biraz zaman geçtikten sonra yemek yedirmeyi tekrar deneyin.

Başarısızlık duygusuyla tanıştığında

Hareket kabiliyeti gelişmeye başladıkça daha çok hareket etmek ister. Ancak yürümeye başlamasıyla birlikte başarısızlık duygusuyla tanışır. Her ayaklanıp attığı birkaç adımdan sonra düşmek onu mutsuz eder ve bu da sinirli, üzgün olmasına, ağlamasına sebep olur.

Ne yapmalısınız? Yürümeye çalışıp düştüğünde ve buna sinirlenip ağladığında onu motive edin, destekleyin.

Hareketlerini engellemeye çalışırsanız

Mama kaşığını veya oyuncaklarını yere atmak gibi davranışlar sergileyebilir. İlk seferinde bir şey demeyip, attığı nesneleri geri verip, ikincisinde ise otoriter veya sinirli bir şekilde “hayır” demeniz, onun ne olduğunu anlamamasına ve engellenme hissiyle hırçınlaşmasına neden olabilir.

Ne yapmalısınız? Psikolog Sena Sivri bu durumda onu cezalandırmamanız gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Oyuncağını sinirlenip yere attığında oyuncağı kaldırmayın. Atma, kırma, vurma gibi davranışlarda bulunduğunda dikkatini başka şeye çekmeye çalışın; en sevdiği oyuncağı ile oyalamaya çalışmak gibi. Daha da önemlisi neden sinirlendiğine odaklanın. Belki de mama koltuğunda oturmaktan çok sıkılmıştır. “

Kendini ifade edemiyorsa

Konuşmaya başlamasıyla beraber kendini ifade etmenin mutluluğunu yaşarken, bir yandan da kelime dağarcığı kısıtlı olduğu için kendini ifade edemediği, doğru kelimeyi bulamadığı zamanlar olur. Bunlar da onun sinirlenmesine ve hırçın tepkiler vermesine yol açabilir.

Ne yapmalısınız?

Kendini ifade edemediğinde hırçınlaşmasının normal olduğunu unutmayın, sabırlı davranın. Dil becerisini geliştirmek için ona masal okumayı, bir şeyler anlatmayı, iletişim halinde olmayı deneyin.

Yorgun olabilir

Hareket kabiliyetinin kısıtlılığına bağlı olarak kendini engellenmiş hisseder ve bu dönemde bebek arabasına bindirilmek, banyo yaptırılması, üstünün değiştirilmesi gibi eylemler anne babanın belirlediği saat ve kontrollerde olduğu için onu yorabilir. Bu yorgunluk hissi de sinirlenmesine sebep olur.

Ne yapmalısınız?

Israrcı olmayın. Mecburiyet gerektirmeyen durumlar dışında (bir yere gidilmesi, üstünü kirlettiğinde değişmesinin gerekmesi vb) yaptırmaya çalıştığınız hareketi yapması için onu zorlamayın, yerini değiştirmeyin, yattığı / oturduğu yerden kalkmak istemiyorsa ısrar etmeyin, dinlenmesine fırsat tanıyın.

Yabancıların kucağına gitmek istemiyordur

6-7 aylık iken anne babasını diğer yabancılardan ayırmaya başlar ve onlar hariç kimsenin kucağına gitmek istemez. Çünkü yabancılar tarafından kucağa alındığında kendini güvensiz hisseder, sinirlenir, tepkisini göstermek için de ağlar veya bağırır.

Ne yapmalısınız? “Yabancıların kucağına gitmek istemediğinde ısrarcı olmayın.” Uyarısında bulunan Psikolog Sena Sivri, “Sizin için anneniz ve arkadaşlarınız çok yakınınızdır. Ancak bebeğiniz için sizin haricinizdeki herkesin bir yabancı olduğunu unutmayın.” diyor.

Fiziksel bir sorun yaşıyor olabiliyor

Bebekler de yetişkinler gibi fiziksel değişimlerden etkilenirler. Büyüme sürecinde diş çıkarmak gibi kendisini huzursuz eden yeni fiziksel değişikliklerle karşılaşır ve tanışır. Bu da hırçınlaşmasına sebep olabilir. Örneğin yeni çıkardığı dişlere alışmaya çalışırken ağrı ve batma hissi onu çok rahatsız edebilir. Aynı zamanda hastalandığında, ateşlendiğinde, ağrısı ya da gaz sorunu olduğunda çok huzursuz olabilir. Yetişkinler bile ağrı ve rahatsızlığı hissedip huzursuzluğa kapılırken, bebekler kendilerini ifade edemedikleri için bu problem daha da yoğun yaşanır.

Ne yapmalısınız?

Bebeğinizin tepkilerine duyarlı olup sıkıntı yaşadığı durumu anlayın ve hekimin tavsiyesi doğrultusunda onu rahatlatacak yöntemleri uygulayın, en önemlisi de sabırlı olun.

Bebeğinizi nasıl sakinleştirirsiniz?

  • Onun bebek olduğunu unutmayın. Yeni şeyler deneyen, gelişen fakat hala anne babasının yardımına muhtaç olduğunu kendinize hatırlatarak sabırlı olun.
  • Sinirlendiğinde tıpkı kendiniz sinirlendiğinizde olduğu gibi düşünün. Bebeğinizi neyin sinirlendirdiğini anlamaya çalışın. Belki de beşiğin içinde oturmaktan çok sıkıldı ve dışına çıkmak istiyordur.
  • Anne ve baba olarak çocuğunuzun hırçınlaştığı zamanlara yönelik ortak bir dil ve tutum geliştirin. Farklı tepkiler almak bebeğinizin kafasını iyice karıştırıp onu daha hırçın hale getirebilir.
  • Yeterli ve etkin vakit geçirmeye çalışın, her zaman onunla ilgilendiğinizi ve ihtiyacı olduğunda orada olacağınızı hissettirin.
  • Bebeğinizle konuşun. Onu sakinleştirecek cümleler kurup, sevdiği şarkı ve ninnileri söylemiz sakinleşmesine yardımcı olacaktır.

Bebeklerimizin neden ağladığını anlamaya yönelik bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Sinüzitten Korunmak İçin Öneriler!

Yayınlanma:

,

Sinüzitten korunmak için öneriler adlı konunun kapak fotoğrafı.
Sinüzitten korunma konusunun kapak fotoğrafı

Bu Öneriler Sinüzitten Koruyor!

Kış mevsiminde kabusunuz olmasın!

Genelde göz çevresinde oluşan şiddetli baş ağrısı, yüzde dolgunluk ve ağırlık, burun ile geniz akıntısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı… Yol açtığı bu tür şikayetlerle yaşam kalitesini oldukça düşüren sinüzit en çok kış aylarında görülüyor. Bunun nedeni ise kışın kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmemiz. Kapalı ortamlarda havasızlık ve ısıtma sistemleri nedeniyle hava kuruyor. Kuru hava da burun mukozasının bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu virüs ve bakteri gibi enfeksiyonlara açık hale getiriyor. Kışın üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanan kişi sayısı daha fazla oluyor ve kapalı ortamlarda bulunmak da enfeksiyonun yayılmasını tetikliyor. Üst solunum yolunun basit enfeksiyonları ilerlediği zaman sinüzite neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu kış mevsiminin korkulu rüyası sinüzitten korunmak ile ilgili faydalı tüyolar veriyor.

İşte sinüzitten korunmak için yapmanız gerekenler!

Kapalı ortamları odayı sık sık havalandırın

Sinüzitin kış aylarında artmasının en önemli sebebi, havasız odalarda zaman geçirmek ve havalandırma olmaması nedeniyle enfeksiyon riskine maruz kalmak. Bu yüzden bulunduğunuz kapalı alanları olabildiğince fazla havalandırın. Sık sık temiz hava almaya da özen gösterin.

Rüzgara maruz kalmayın

Rüzgarda maruz kaldığımız hissedilir ısı değişikliği ve kuru havayı solumak sinüzit riskini artıran bir diğer nedeni oluşturuyor Bu nedenle rüzgarlı havalarda ağız ve burnunuzu kapalı tutarak burnun kurumasını önlemeniz ve soğuğa maruz kalmaktan kaçınmanız çok önemli.

Kuru, soğuk havada burnunuzu nemlendirin

Burunda kuruluğa tıkanıklık ve çevresel faktörler de eklenince, üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyen günlerde sinüzit gelişebiliyor. Burnunuzu suyla sık sık nemlendirin, çok kurursa nemlendirici sıvılar ya da jeller kullanın.

Kapalı ortama girince üzerinizi inceltin

Sinüzitten korunmak için dikkat etmeniz bir başka önemli nokta da, terliyken üşümemeniz ve kapalı ortama girince üzerinizi inceltmeniz. Çünkü bir anda gelişen ısı değişiklikleri enfeksiyonlar için zemin hazırlayıcı bir faktör oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu, ortam sıcaklığında ani şekilde 6 derece yaşanan değişikliklerin sinüzit gelişimine yol açabilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Mikroorganizmalar mukoza bariyerini bu ani ısı değişikliğiyle çok kolay kırıyor ve bakteri ile virüslerin vücuda girmesini kolaylaştırıyor” diyor.

Kalorifere ıslak havlu yerleştirin

Sıcak ortamlarda hava kuruyor. Kuru hava da burundaki mukozanın bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu üst solunum yolu enfeksiyonlarına açık hale getiriyor. Sıcak ortamlarda kaloriferin peteğine ıslak havlu koymanız en pratik çözüm olacaktır.

Klimada nem oranını yüksek tutun

Klimalı alanlar da burunda kuruluk hissi yarattığı için burnun mukozasındaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Klima sistemlerinde nem oranını optimal ortam havası oranında tutmaya özen gösterin.

Su ve mevsim meyvelerini ihmal etmeyin

Günlük sıvı alımı ağırlıklı olarak içilen su ve meyvelerle olmalı. Taze meyvelerdeki vitamin ve su metabolizmamız yanında bağışıklık mekanizmamız için de önemli.

Sigara içmeyin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu sigaranın içindeki maddelerin kanserojen olmalarının yanı sıra bakteri ve virüsler için bir bariyer olan burun mukozasına yıkıcı etkisi de olduğuna dikkat çekiyor. Burun mukozası ve sinüslerin içini döşeyen mukoza devamlılık gösteriyor. Harika bir nemlendirici, kaygan ve partikülleri tutucu fonksiyonu var. Sigara, bu fonksiyonları durduruyor. Bu nedenle sigara içmeyin, içilen ortamlardan da mutlaka uzak durun.

Sinüzit ile ilgili olarak ayrıca şu yazıyı da inceleyebilirsiniz :  Sinüzite Karşı Mevsim Meyvelerini Tüketin

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Ayak Sağlığı : En Sık Görülen 3 Problem

Yayınlanma:

,

Ayak sağlığında görülen problemlem konulu yazının kapak fotoğrafı

Yüksek topuklar, fazla kilo ve aşırı egzersiz

Ayak sağlığı dikkat etmemiz gereken konulardan birisi. Çünkü gün içinde oradan oraya koşuşturduğumuz, saatlerce üzerinde durduğumuz ve ayakkabılar ardına gizlediğimiz ayaklar az çilemizi çekmiyor! Bizse ancak ağrıdığı ya da üstüne basamaz hale geldiğimizde ayaklarımız aklımıza geliyor. Yanlış ayakkabı seçimi, yüksek topuklar, fazla kilo sonucu ayaklarımızda ağrılar ve sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kimi zaman ise sadece fizyolojik yapıdan ötürü (düztabanlık) ayaklarımızda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz.  Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Ayak ve Ayak Bileği Cerrahı Dr. Selim Muğrabi, çocukluktan yetişkinliğe en çok rastlanan 3 ayak sağlığı sorununu anlattı.

Başparmak çıkıntısı

Ayak başparmağı içeriye doğru hareket ettiğinde tarak kemiğinin dışarıya dönmesiyle oluşan başparmak çıkıntısı latince adıyla halluks valgus, kimilerinde görünüşü nedeniyle kimilerinde ise ağrılı oluşuyla rahatsızlık verebiliyor. Özellikle ayağı sıkan, ayağa uyum sağlamayan, dar ve sivri burunlu ayakkabılar giymek bu soruna yol açıyor. Bu tür ayakkabıları en çok kadınlar tercih ettiği için, başparmak çıkıntısının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 9 kat fazla. Başparmak çıkıntısının herkeste ağrıya neden olmadığını ve ağrısız çıkıntılarda da ameliyata gerek duyulmadığını söyleyen Dr. Selim Muğrabi, özellikle estetik amaçlı düzeltmeleri önermezken, ameliyatın yalnızca ağrılı başparmaklara uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlıktan muzdarip kişilerin çoğunda uygun ayakkabı kullanımı ile ağrıların önüne geçilebileceğinden bahsediyor. Başparmak çıkıntısının cerrahi tedavisinde ciddi değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Selim Muğrabi, bunların ameliyat sonrası konforu artırmaya yönelik değişiklikler olduğunu söyleyerek, “Eskiden olduğu gibi ameliyat sonrası uzun dinlenme dönemi, alçı, ameliyat sonrası ağrıları yaşanmıyor. Kişi ameliyatın ardından ayakkabıları ile hemen yere basabiliyor ve yaklaşık bir aya kadar işe dönebiliyor” diyor.

Topuk ağrısı

Halk arasında ‘topuk dikeni’ olarak adlandırılan topuk ağrısı, bir süre hareketsizken ayağa yeniden kalkıldığında daha yoğun bir şekilde hissediliyor. Kişinin şikayetleri, sabah yataktan kalktığında ya da uzun süreli oturduktan sonra ayağa kalktığında artış gösteriyor. ‘Topuğa bir şey batıyor hissi’ yaratan ağrılar, yürüdükçe hafifler gibi olsa da, uzunca yürümek ya da ayakta kalmak ağrının yeniden artmasına neden oluyor. Aşırı egzersiz, düztabanlık, obezite, yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi birçok durumun topuk ağrısına zemin hazırlayabildiğini açıklayan Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlığın toplumdaki kadın nüfusunun yüzde 30’unu erkeklerin ise yüzde 10’unu etkilediğini sözlerine ekliyor. Tedavide ayağa binen yükün dengelenmesi için kişiye özel tabanlıklar kullanılmasını öneren Dr. Selim Muğrabi, “Bununla birlikte hastalar fizik tedaviye başlatılarak, ayak altında kısalmış olan adalenin uzamasına yönelik çalışmalar yapılabilir. Eğer ağrılar geçmemekte direniyorsa, gece ateli kullanılabilir” diyor. Dışarıdan ses dalgası uygulamaları, enjeksiyonlar gibi alternatif tedavilerin de uygulanabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, en son çare olarak cerrahiden de faydalanılabileceğine değiniyor.

Düztabanlık ve içe basma

Ayağın anatomik yapısı gereği kavis şeklindeki ayak tabanımız, adım atmamızı sağlayan yatay yaylanmadaki en önemli yapılardan biri. Bu yaylanmayı destekleyen kas ve tendonun çalışmaması sonucu da ‘düztabanlık’ meydana geliyor. Kimilerinde herhangi bir rahatsızlık vermeyen düztabanlık kimilerindeyse; içe basma, bacak ağrıları, erken yorulma gibi şikayetlere yol açabiliyor. Ailelerin en çok endişelendiği konuların da ilk sıralarında gelen düztabanlık, çocuklarda en çok içe basmaya neden oluyor. Ailelerin yoğun endişe duymalarının temelinde, yetişkinlikte ortaya çıkabilecek sorunlar ve estetik kaygıların ağır bastığını dile getiren Dr. Selim Muğrabi, içe basmanın iki ana problemden kaynaklanabileceğini söyleyerek, bunu şöyle açıklıyor: “Bazı çocuklarda kalça kemiği üst bölgesi ile kalça başı arasında mevcut olması gereken açılanmanın gelişiminde sorun tespit edilebilir. Yaşla beraber bu açı kendiliğinden normale döneceğinden herhangi bir tedavi gerektirmez. Düztabanlığa bağlı içe basma problemi ise, çocuklarda genellikle erken yorulma, bacak ve diz ağrısı, koşma esnasında dengesizlik, zıplamada zorlanma gibi şikâyetlere yol açıyor.”

Tabanlık kullanıldığında çocuğun şikayetlerinin geçeceğini anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, “Tabanlıklar, denge sorunu yaşayan ve ağrı problemi olan çocuklarda şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik faydalı olur. Ancak düztabanlık devam eder” diyor. Dr. Selim Muğrabi, içe basan çocukların ayaklarının 8 yaşına kadar herhangi bir tedaviye (alçı, cihaz, operasyon gibi) gereksinim olmadan kendi halinde düzelebileceğini de ekliyor.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.