Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Ayak Bileği İncinmesine Dikkat!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

ayak bileği

Günlük işlerinizi bile yapmanıza engel olan ayak bileği incinmesinde ilk müdahale önemli. Dinlenmeli, buz tedavisi yapmalı ve bandajla sarmalısınız.

Hemen hemen herkes hayatında bir kez olsun ayak bileği incinmesi, burkulması ve benzeri sorunlar yaşamıştır. Sahibini adeta koltuğa bağlayan, günlük rutinleri bile yerine getirmenizi engelleyen ayak bileği problemleri sandığınızdan daha önemli sonuçlara varabilir. İncinme ve burkulma gibi sıklıkla başınıza gelen durumlar; ayak bileğinde şişme, ilgili eklemde tutukluk ve güç kaybına neden olur. Bu gibi durumlarda muhakkak uzman bir doktora başvurmalısınız. Vücudunuzun hangi bölgesinde olursa olsun kırıklar, çok daha ciddi tedaviler gerektirebilir. Uzun süre alçıya alma, bir süre koltuk değneğine bağımlı kalma, hatta ameliyat olmak bile kırık tedavisi sürecinde başınıza gelebilecekler arasında yer alır.

SAKİNLİĞİNİZİ KORUYUN

Ayak bileği zedelenmelerinde ilk müdahale önemlidir ve bu aşamada iş size ve yakınlarınıza düşer… Bu konuda yapmanız gerekenler şöyle sıralanabilir:

Dinlenmek: Ayak bileğinizde bir sıkıntı geliştiğinde, mümkün olduğu kadar ayakta durmamaya çalışın. Böylece, problemli bölgedeki basıncı azaltacak ve zedelenmeyi daha ileri taşımamış olacaksınız. Özellikle kaza gibi durumlarda sakinliği korumak önemlidir.

Buz tedavisi uygulamak: Soğuk uygulama, zedelenmiş bölgede gelişen şişlik ve ağrı gibi durumların şiddetini azaltmaya yardımcı olur. Doktorunuza ulaşana kadar geçen sürede belli aralıklarla ve 20 dakika süreyle buz kompresi uygulamak, ağrı ve şişliği azaltacaktır. Buzu, zaten hassas olan bölgeye direkt uygulamayın. Bir bez ya da benzer bir koruyucu içine koyun.

AYAĞI YÜKSEKTE TUTUN

Bandaj uygulamak: Hasar gören bölgeyi sarmak, oluşan şişliği hafifleteceği gibi bileğinizi de destekler. Ancak bileğinizi sararken, kan dolaşımınızı kısıtlamadığınızdan emin olmanız gerekir. Bu, farklı sıkıntıların gelişmemesi için çok önemlidir. Bileğinizi elastik bandajla sardıktan sonra bölgede gelişenlere dikkat edin. Eğer karıncalanma, renk değişimi ve soğuma oluşuyorsa bu, bandajınızı çok sıktığınız ve gevşetmeniz gerektiği anlamına gelir. Bu gibi bir durumla karşılaştığınızda, bandajınızı sökmekten korkmayın ve sargınızı çözüp yeniden sarın. Tabi bandaj sararken bileğinizi değil elastik bandajı döndürdüğünüzden emin olun.İncinen ayağı yüksekte tutmak: Ayak bileğinizde bir problem olduğunda, uzman müdahalesi gelene kadar nasıl beklediğiniz de çok önemlidir. Ayağınızı mutlaka yüksekte tutun! Tabii bu yüksekliğin ölçüsü de çok önemli. Basit bir yastıktan destek alıyor bile olsanız kural şudur: Ayağınızı kalp seviyenizin üzerinde tutmak. Bu yöntem, ağrıyı azaltmada çok etkilidir.

AŞİL TENDON SORUNLARI

Aşil kirişi, topuk kemiğini baldır kasına bağlar ve travma sonucu ağrı duymanıza sebep olabilir. Aşırı zorlamanız halinde bu kiriş kopabilir. Ayak bileğinizin arkasında meydana gelen şişlik ve baldırınızın arkasında ani hareketlerin ardından gelişen ağrı; aşil tendon zedelenmesinin belirtileri arasındadır. Sporcuların başına gelen aşil tendon zedelenmesi, uygun tedaviyle geçer.

Bilinçli hasta

Bu Eksikliklere Dikkat!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Bu Eksikliklere Dikkat!

Bu eksikliklere dikkat; yorgunluk hemen hemen hepimizi mutsuz eden, hayat kalitemizi negatif etkileyen yaygın bir sorun. Psikolojik nedenli olabileceği gibi fiziksel kaynaklı yorgunluklar da var. Özellikle, uzun süreler dinlendiğiniz halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedenini mutlaka araştırın…
Günümüzde kişiler arasında artan en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk… Özellikle mevsim geçişlerinde herkes biranda kendini yorgun, bitkin hissediyor. Yoğun fiziksel aktiviteler sonrası yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkması normal ancak böyle bir durum yaşamadığınız halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedeni aşağıdaki eksiklikler olabilir!

B12 Eksikliği

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.
Demir Eksikliği
Demir eksikliğinin en çok görülen belirtileri arasında kişinin kendisini sürekli olarak güçsüz ve yorgun hissetmesi yer almaktadır. Bu durumun nedeni, vücutta yeterli hemoglobinin bulunmamasıdır. Çünkü hemoglobin, kandaki oksijenin dokulara ve kaslara taşınmasına yardımcı olur. Hemoglobin yetersizliği ise enerji seviyesinin düşmesine neden olmaktadır.

Magnezyum Eksikliği

Magnezyum hücrelerinizin içindeki diğer enzimler ile takım halinde enerji üretmek için çalışarak sizin uyanık ve daha dinç hissetmenize yardımcı olmaktadır. Eksiklikler ve yetersiz alımlar genellikle fark edilmemektedir. Bu durum, aşırı yorgunluktan şikayet eden kişilerin aslında hücrelerindeki magnezyum yoğunluğunun yeterli miktarda olmamasından kaynaklı olabilir.

D Vitamini Eksikliği

Son yıllarda popüler olan D vitamini eksikliği halsizlik ve yorgunluk duygusunun sorumlularındandır. D vitamini eksikliğinde görülen yorgunluk hissi özellikle kas yorgunluğu şeklinde ortaya çıkar. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 60 yaşındaki yetişkinlere D vitamini takviyesi yapıldığında kas yorgunluğunda %20 oranında düşüş olduğu görülmüştür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Fazla Kafein Tüketimi Yorgunluğa Neden Olabilir…

Kahve ve çayın ne kadar sağlıklı içecekler olduğuna dair görüşümü her fırsatta belirtiyorum. Ancak aşırı kafein tüketimi yorgunluğa sebep olur. Sinirlilik, uykusuzluk, kalp atım hızının artması da cabası…

Karbonhidrat Tüketimi Enerjinizi Düşürmesin

Karbonhidratların hızlı enerji kaynağı olduğu bir gerçek. Yalnız araştırmalar öğünlerinizde işlenmiş karbonhidratı azaltarak, enerji seviyelerini yükseltebileceğinizi söylüyor. Peki bu durumun sebebi nedir? İşlenmiş karbonhidrat tüketimi kan şekerinde hızlı bir yükselmeye neden olduğundan olur. Bu yükselme de yorgunluğu beraberinde getirir. Karbonhidrat yerine lifli gıdaları tüketerek yorgunluğunuzun önüne geçebilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Karında basınç hissi, şişkinlik, ağrı… Kadınların büyük bir kısmının zaman zaman yaşadığı ve “geçer” diye önemsemediği bu belirtiler, büyük bir tehlikenin sinyali olabilir, karın ağrısını dikkate alın… Zira yumurtalık kanseri, sinsice ilerleyerek genellikle 3. evrede bu belirtileri veriyor. Jinekolojik kanserler arasında ölüm riski en yüksek olan yumurtalık kanserine karşı en büyük silah, düzenli jinekolojik muayene. Her yıl yaptıracağınız düzenli muayene ile bu kanserin erken evrede yakalanabileceğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, özellikle genetik risk altında olan kadınların, genetik test ile risklerinin belirlenmesinin hayat kurtarıcı bir tedbir olacağını vurguluyor.

Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi verilerine göre, Türkiye’de yüz binde 6 kadında görülen yumurtalık kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında 7. sırada yer alıyor. Genellikle ileri safhada şikayetlerle ortaya çıkan yumurtalık kanseri sadece düzenli jinekolojik muayenelerle tespit edilebiliyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 250 kadının bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Yumurtalıklardan sonra tüm karın bölgesine sessizce yayılabilen bu hastalığın sadece menopoz sonrası değil tüm yaş gruplarında ortaya çıkabildiğini belirterek düzenli jinekolojik kontrollerin önemine dikkat çekiyor.

Sadece Menopoz Sonrası Hastalığı Değil

Kadında çoğalma organı olarak görev yapan yumurtalıklar, her ay yumurta üretmelerinin yanı sıra kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun üretiminden de sorumlular. Genellikle menopoz sonrası görülen ama bu yaş grubuyla sınırlı olmayan yumurtalık kanseri sinsice yayılan ölümcül bir kanser türü. Üreme çağındaki kadınlarda, hatta genç kızlarda bile görülebilen bu hastalığın teşhisi için yumurtalıklarda rastlanan her türlü kist ve kitlenin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu Belirtilere Dikkat!

Sinsice ilerleyen yumurtalık kanseri ancak yumurtalıklarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin düzenli olarak takip edilmesi ile erken aşamalarda tespit edilebiliyor. Hastalığın sık görülen belirtileri ise şunlar:

  • Karında basınç hissi ve şişkinlik
  • Kasıkta dolgunluk veya ağrı
  • Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı
  • Bağırsak alışkanlıklarında kabızlık gibi değişiklikler
  • Mesane alışkanlıklarında sık sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişikliler
  • İştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi
  • Vajinal kanama

Kilo kaybı

Bu belirtilerin özellikle birkaçının birlikte olduğu durumlarda rutin muayene periyodlarının dışında da doktora gidilmesi öneriliyor.

Erken Evre İçin Rutin Kontroller Çok Önemli

Yumurtalık kanserlerini erken tespit edebilecek bir tanı ve tarama yöntemi yok. “Hastaların genellikle karında şişlik ve ağrı, sindirim bozuklukları, idrar sorunları ve bağırsak alışkanlıklarında değişiklik şikayetleri oluyor ama kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yerine başka branş doktorlarına giderek vakit kaybediyorlar” diyen Prof. Dr. Mete Güngör, bu nedenle tanının ya rutin jinekolojik muayenelerde erken evrede ya da sıklıkla hastalığın tedavisinin zor olduğu ileri evrelerde konulabildiğinin altını çiziyor.

Kimler Risk Altında?

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı kalıtımsal bozukluklar sonucu ortaya çıkarken geriye kalan yüzde 85-90’ının hangi nedenler ile oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı durumlarda ve bazı kadınlarda yumurtalık kanserleri daha sık ortaya çıkıyor. Örneğin az doğum yapanlarda, erken adet görenlerde, geç menopoza girenlerde, infertilite sorunu olan veya infertilite tedavisi görenlerde ve genital bölgeye talk pudrası uygulayanlarda yumurtalık kanserleri daha sık görülüyor.

Doğum Kontrol Hapları Koruyucu Rol Oynuyor

Uzun süreli doğum kontrol hapı kullananlarda, çok doğuranlarda ve tüpleri bağlanmış veya alınmış olan kadınlarda ise hastalığa daha az rastlanıyor. Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı da aile bireylerinde kuşaktan kuşağa geçen kalıtsal genetik hasarlar sonucunda meydana geliyor. Bu hasarlardan en çok bilinen ikisi BRCA 1 ve BRCA 2 gen mutasyonları. Bu gen mutasyonları olan kadınlarda yaşam boyu yumurtalık kanseri görülme riski yüzde 20-40’lara kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle ailesinde 2 veya daha fazla akrabasında meme ve yumurtalık kanseri olan kadınlarda BRCA1 ve BRCA2 gen hasarları araştırması gündeme geliyor. Doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini düşürüyor. Hastalığın, bir yıla kadar doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yüzde 30; 5 yıldan uzun süre kullanan kadınlarda yüzde 70 daha az görüldüğüne dair pek çok araştırma mevcut. Aynı şekilde doğum sayısı arttıkça yumurtalık kanserinin görülme sıklığında azalmalar olduğu da tespit edilmiş durumda.

Yumurtalıklarda Kist Veya Kitle Tespit Edilirse

Yumurtalık kanserinin erken teşhisi çok önemli, çünkü hastalık sadece yumurtalıkta sınırlıyken tedavi edilebilme oranı yüzde 90-100 iken, ileri evrede yaşam süresi 5 yılda %40-50 ile sınırlı kalıyor. Yumurtalık kanserinde tedavinin cerrahi olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığa bulunduğu evreye göre gerekli görülürse öncesinde ya da sonrasında kemoterapi de uygulanabileceğini belirtiyor. Hastalığa ileri evrede rastlanması durumunda jinekolojik organların tümü, bölgesel lenf bezleri ve üzerinde tümör bulunan diğer organlar geride hiç tümör dokusu kalmayacak şekilde çıkartılıyor ve ameliyat sonrası geride kalmış olan mikroskobik düzeydeki tümör hücrelerini de yok etmek için hastalara kemoterapi veriliyor. Erken evrede karşılaşılan hastaların tedavileri ise robotik veya laparoskopik olarak kapalı cerrahiyle yapılabiliyor. Tedavi gören hastaların yarısında takip eden 5 yıl içerisinde hastalığın tekrar görülme riski olduğu için kontrollerin de aksatılmaması gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar