Sosyal Medya

Genel

Aşkla Gelen 5 Sihirli Değişim

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
Aşkla Gelen Değişimler

Kalp çarpıntısından göz parlamasına…

Aşk… Gözlerimizin içini güldüren, enerjimize enerji katan, sürekli görme isteğiyle kalbimizde tatlı bir çarpıntıya yol açan duygu… Aşkın ömrünün kaç yıl olduğu ve aşk bir bağımlılık mı? sorusunun yanıtı kişiden kişiye değişiklik gösterse de tartışılmaz olan bir şey var ki, aşık olmak bizi duygusal olarak etkilediği kadar fiziksel olarak da etkiliyor. Yapılan çalışmalar fiziksel bir acısı olan kişilerin sevdiği kişilerin resmine baktığı zaman orta dereceli acılarının yüzde 40, ciddi dereceli acılarının ise yüzde 15 oranında azaldığını ortaya koyuyor! Ancak elbette olumlu etkilerini duyguların karşılıklı olduğu, hem sevip hem sevildiğimiz mutlu bir beraberlikte gösteriyor. Aşk acısının kalbimizi kırdığı hatta bazı durumlarda sağlığımızı olumsuz etkilediği de bir gerçek. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Psikolog Gizem Hatipoğlu “Aşık olduğumuzda midemizde kelebekler uçuşuyor, aşık olduğumuz kişiyi görünce kalbimiz daha hızlı çarpıyor, beklenmedik anda onunla karşılaşınca dizlerimizin bağı çözülüyor. Evet aşık olunca kendimizi birçok yönden farklı hissediyoruz. Çünkü bunlar aşkın neden olduğu kimyasal değişimlerden kaynaklanıyor” diyor. Peki ama nasıl ve neden? Uzman Psikolog Gizem Hatipoğlu, aşkla gelen 5 sihirli değişimin nedenini ve nasılını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Neden mutlu oluyorum?

Aşık olduğumuzda beynimizde dopamin denilen mutluluk hormonu salgılanıyor. Dopamin, aşık olduğumuz kişiyle aramızdaki o özel bağı oluşturuyor. Bu nedenle pek çok kişinin yer aldığı bir ortamda bizi heyecanlandıran tek kişi ‘aşık olduğumuz kişi’ oluyor ve kendimizi mutsuz hissettiğimizde onun sesini duymak yüzümüzü güldürüyor. Dopamin uzun süreli ilişkilerde de ilişkinin başlarında olduğu gibi var olmaya devam edebiliyor. Tabi bu işin sırrı kimyada değil, kişinin kendisinde!

Neden sürekli onu düşünüyorum?

Aşık olduğumuz zaman değişikliğe uğrayan bir diğer madde de seratonin. Vücutta yeterli derecede seratonin bulunması duygularımızın, uyku ve iştah düzenimizin, sosyal ve cinsel ilişilerimizin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesini sağlıyor. Ancak aşık olduğumuz zaman, tıpkı obsesif- kompülsif bozukluklarda görüldüğü gibi seratonin seviyesinde yaklaşık yüzde 40 civarında düşme görülüyor. Bu nedenle tıpkı bu bozulukta görülen saplantılı düşünceler gibi sürekli aşık olduğumuz kişiyi düşünüyor, onu merak ediyor, yemeden içmeden hatta uykudan kesiliyoruz.

Neden elini tutmak, sarılmak istiyorum?

Psikolojinin birçok alanında sarılmanın sakinleştirici etkisi artık kabul görmüş durumda. Bu, aşk için de geçerli çünkü özellikle sevdiğimiz kişiyle deneyimlediğimiz fiziksel temas ‘oksitoksin’i harekete geçiriyor. Oksitoksin, yalnızca aşk olunca karşımıza çıkan bir kimyasal değil. Yeni doğum yapan annelerde süt üretimini artıran ve bebekle bağ kurmayı sağlayan en önemli etken. Aynı zamanda sarılma ihtiyacına da yol açıyor.

Neden gözlerim parlıyor?

Mutluluk gözlerimizin içinin gülmesine, parıl parıl parlamasına yol açıyor. Yapılan çalışmalar aşık olduğumuz kişiye veya çok sevdiğimiz bir şeye baktığımızda göz bebeklerimizin büyüdüğünü ortaya koyuyor ki bu da bizi daha çekici ve beğenilir kılıyor. Peki neden aşık olunca gözlerimiz parlıyor? sorusunun yanıtını ise Uzman Psikolog Gizem Hatipoğlu şöyle açıklıyor: “Aşık olunca salgılanan noradrenalin hormonu heyecanı artırıyor ve böylelikle heyecan belirtilerinin yanında göz bebeklerinin de büyümesine neden oluyor.”

Neden kalbim çarpıyor?

Aşık olduğumuz kişiyi göreceğimiz zaman yaklaştıkça kalbimiz daha hızlı atmaya başlıyor, tatlı çarpıntılar başlıyor, ellerimiz terliyor ve ‘bana neler oluyor?’ diyoruz. Cevabı; adrenalin! Çünkü aşk, kan ve oksijen dolaşımını hızlandırıyor, avuçlarımızın terlemesine ve başımızın dönmesine yol açıyor.

 

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Yeşil Dev

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Yeşil Dev

Sağlıklı tarifler serimizde bugün hocam Dr. Mehmet Öz’ün tarifi olan yeşil dev adlı karışımı var. Şifa kaynağı bu içecek, sizleri kanserden korumaya yardımcı olabilir. Karışımın herhangi bir yan etkisi bulunmuyor ancak içeriğindeki besinlere karşı alerjiniz varsa, doktorunuza danışmanızı tavsiye ederim.

Malzemeler

  • 6 adet yeşil elma
  • 4 adet havuç
  • 2 adet salatalık
  • 1 bardak organik yoğurt
  • Buz

Hazırlanışı

  1. Elma, havuç ve salatalığın robot yardımıyla suyunu sıkın.
  2. Tüm sebzelerin suyunu büyük bir kapta karıştırın.
  3. Buz ve yoğurdu da ekledikten sonra son kez tekrar karıştırın.
  4. Karışımınız hazır, afiyetle içebilirsiniz.
  5. Bu karışımı haftada en az 2 kez, dilerseniz de her gün tüketebilirsiniz.

Afiyet olsun.

Farklı bir sağlıklı içecek tarifi için burayı tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Genel

Sigara Nefes Darlığına Sebep Olur

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Sigara Nefes Darlığına Sebep Olur

Sigara ve sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinen bir gerçek. Sigaranın içerisinde bulunan birçok zararlı kimyasal maddeler nefes ile beraber akciğerlere çekildiğinden akciğerlerin her türlü zararla karşılaşacağından birçok rahatsızlığın oluşabildiği görülmektedir. Sigara nefes darlığına sebep olur. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sigara içmeyi vazgeçilmez bir alışkanlık haline getirenler, duyduklarını dinlememeyi tercih ederler. Sigarayı bırakmak için, sigaranın en önemli zararlarını bir kez daha hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum…

Sigaranın neden olduğu hastalıkların başında akciğer kanseri, kardiyovasküler hastalık ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan KOAH gösterilmektedir. Sigara içmek aynı zamanda birçok kansere türüne, bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklara, kemik erimesine, gebelikte sorunlar yaşanmasına, diş eti hastalıklarına, beyinde felç riskine, cilt bozukluklarına, mide ülserine davetiye çıkarmaktadır ve bu liste daha da uzayabilir. Ayrıca sigara içenlerde akciğer kanseri 15, gırtlak kanseri 16, ağız kanserleri 10 kat artış gösteriyor. Siz de artık sigarayı bırakmalısınız!

Sigara Nefes Darlığına Sebep Olur

Sigara, solunum yolu problemlerinin en önemli sebeplerinden biri. Katran, hidrokarbonlar, arsenik, sülfür ve irritanlar hava yolunun en önemli parçalarından olan mukozaya zarar verir.

Salgı kanalları vazifelerini gerektiği gibi yapamamaya başlarlar ve kuruluk gelişir. Bu da balgam oluşumuna sebep olur. Balgam bir süre sonra birikmeye başlar.Enfeksiyon ve benzer sebeplerle bronşit ve uzun vadede amfizem gelişir. Bu gibi solunum yolu hastalıklarının ilerlemesi ciddi nefes darlığına ve neticede KOAH’a sebep olur. Yapılan araştırmalar sigaranın KOAH gelişme ihtimalini 15 kat artırdığını gösteriyor.

Sigaranın bilinen bir diğer tehlikesi ise damar tıkanıklığı sebebiyle gelişen felce sebep olması. Sigaranın içerdiği damar yapısını bozan zehirli maddeler, kanda pıhtılaşmaya neden oluyor.Zaten pıhtı, felcin ana nedenidir.

KOAH nedir?

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı KOAH, bronş adı verilen hava keseciklerinin tıkanması sonucunda akciğerlere alınan temiz havanın yeterince emilememesi ve dokulara yeterli miktarda oksijenin ulaşmaması sonucunda; nefes darlığı, solunum güçlüğü ve öksürük gibi şikayetleri beraberinde getiren ilerleyici ve kronik bir rahatsızlıktır.

Astım ve KOAH Arasındaki Farklar

Uzmanlar özellikle KOAH ve astımın semptomlarının benzer özellikler taşıdığına dikkat çekerek bu iki hastalığın birbirine karıştırılmaması yönünde uyarılarda bulunuyorlar.

Astım her yaşta görülebilirken, KOAH daha çok 40 yaş üzeri bireylerde ve uzun süre sigara içenlerde görülür. Astım rahatsızlığında uygun bir tedavi ile hasta tamamen iyileşebilirken KOAH’ta hastanın durumu tam anlamıyla düzelmeyebilir. Astımda hastalığı tetikleyici faktörler arasında ise koku, polen, kedi – köpek alerjileri vb. yer alırken, KOAH’ta tetikleyici faktörler arasında mesleki maruziyet, sigara ve hava kirliliği yer alıyor.

Sigara İçmek KOAH’ın Başlıca Nedenidir!

Bir hastaya KOAH teşhisi ancak fiziksel muayene, test sonuçlarına ve ortaya çıkan semptomlara göre konur.

Astım, kronik bronşit ve amfizemi kapsayan KOAH semptomları arasında yorgunluk, nefes darlığı, özellikle sabahları ortaya çıkan kronik öksürük ve balgam çıkarma, hırıltılı solunum, göğüs sıkışması, öksürük esnasında aşırı balgam tükürme, ayak veya bacaklarda şişme ve hatta dudak ve tırnaklarda mavi ton görülebilir.

Sigara içmek dışında, zararlı gazların solunması, kimyasallara ve toza maruz kalma ve hava kirliliği hastalığın nedenleri arasında yer alır.

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) daha çok bir erkek hastalığı olarak bilinse de, 2014 yılındaki çalışmalarda Harvard Kadın Sağlığı İzleme Örgütü’ne göre, kadınlarda bu kronik akciğer rahatsızlığı daha fazla görülüyor. Öyle ki, erkeklerden daha fazla kadınlarda KOAH’tan ölüm oranı yaklaşık yarısından fazlasını oluşturuyor.

Sigara içmek KOAH’ın başlıca nedenidir ve KOAH hem kronik bronşiti hem de amfizemi içeren bir akciğer rahatsızlığı olup, hastalar genel olarak nefes almada zorluk ve kronik öksürük çekerler.

Yapılan araştırmalarda, kadın akciğerinin sigara dumanın zehirli etkilerine karşı erkeklerinkine oranla daha savunmasız olabildiği ortaya çıkıyor. Hatta kadınların daha erken yaşta ve daha şiddetli akciğer hastalığı yaşadıklarını diyabet, Alzheimer ve meme kanserinden daha fazla ölüm oranına sahip olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, sebep olarak da kadınların anatomik yapısı ve östrojen hormonu üzerinde duruyor.

Siz de KOAH’tan Korunun!

KOAH tedavisinin iki ana amacı vardır. Birincisi hastalığın bulgularını düzeltmek ya da azaltmak, ikincisi ise hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır. Günümüzde KOAH’ı ortadan kaldıracak, tamamen düzeltecek bir tedavi seçeneği yoktur. Ancak sigaradan uzak durmak bu hastalığı çok büyük ölçüde önler.

Alkol ve sigarayı bırakın çünkü hem erkekler hem de kadınlar için en önemli risk faktörüdür. KOAH tedavisinin temelinde bu hastalığının birincil nedeni olan sigara ilgili ölümlerin %90’ına kadar sorumludur ve her türlü tütün mamulünün hayatınızdan çıkartılması yer alıyor. Sigarayı bırakmayan hastalarda tedavi sırasında verilen ilaçların da yeterli derecede faydası olmamaktadır. Bunun yanında, sigara kullanımına devam edilmesi ile birlikte hastalığın belirtileri her geçen zaman içerisinde artarak kişinin yaşam kalitesini azaltır. Sigara dumanı dışında, solunum yollarını tahriş edebilecek kimyasalların solunumu ve hava kirliliği de akciğerlerinizin rahatsızlanma riskini arttırabilir.

Evinizi sık sık havalandırın Çok iyi bilinmektedir ki hastalıklar en çok ellerinizden bulaşır. Bu nedenle, ellerinizin temizliğine gereken önemi verin ve ellerinizi sık sık yıkamayı unutmayın.

Evinizde ise ortamın yeterince havalandırıldığından emin olun. Düzenli olarak pencerelerinizi açarak evinizin havasını temiz tutmaya çalışın ve kesinlikle evde sigara içilmesine müsaade etmeyin. Özellikle evde kir ve toz toplamaya oldukça müsait olan halı ve perde gibi eşyalarınızdan kurtulun.

Hasta bireylerden uzak durun çünkü alt ve üst solunum yolları hastalıklarında mikroplar öksürük ve hapşırma ile kolayca etrafa yayılır ve bulaşıcıdır. Nefes alıp verdiğinizde de bu virüsler ya da mikroplar kolayca hastalığın size geçmesine neden olabilir. Bu da durumunuzu daha da ağırlaştırabilir. Bu nedenle soğuk algınlığı ya da grip gibi rahatsızlıklarda tedbiri elden bırakmayın ve mutlaka bir doktora başvurun.  Çünkü sağlıklı bireylerde hafif atlatılabilen bu hastalıklar KOAH hastalarında mevcut durumun daha da kötüleşmesine sebebiyet verebilir. Zaman zaman hastalar için hastaneye yatış gerekebiliyor. Hatta daha da vahim olanı hastalığı ağır olanlarda ölüme bile neden olabilir.

Sağlıklı beslenin ve dengeli beslenin. Tıka basa yemek yerine az ve sık öğünler tercih edin. Gaz yapan yiyecek ve içeceklerden nefes darlığı şikayetini arttırabileceğinden mümkün olduğunca uzak durun. Ayrıca bol sıvı tüketimi de hastaların dikkat etmesi gereken hususlar arasında yer alır.

Egzersiz yapmayı ihmal etmeyin çünkü düzenli yapılan egzersizler semptomlarını hafifletmede yardımcı olabilir. Solunum kaslarınızı ve kalbinizi güçlendirebilir, depresyonla mücadele etmenize, kilo vermenize ve hatta vücudunuzun oksijeni daha iyi kullanmasına yardımcı olabilir. Egzersiz yaparken de kendinizi çok fazla zorlamayın. Haftanın üç günü 30 dakika yürüyüş bile sizin için yeterli olacaktır.

Doktorunuzu ziyaret edin çünkü sık sık yapılan kontroller bu hastalar için önemlidir, bu şekilde doktorunuz hastalığınızın seyrini ve verilen ilaçların etkilerini izleyebilir ve gerekiyorsa size yeni tedavi seçenekleri sunabilir. Bu hastalığın kesin bir tedavisi yoktur ancak uygulanacak doğru tedavi programı ile hastalığın semptomlarını kontrol etmeye ve hastalığın ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olabilir.

Sigaranın sağlığa zararlarıyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Gebelikte Beslenme Çocuğun Geleceğini Etkiliyor

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Gebelikte Beslenme Çocuğun Geleceğini Etkiliyor

Obezite artık sadece yetişkinleri değil, gençleri ve hatta çocukları da etkiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Elif Özsu, gebelikte beslenme çocuğun geleceğini etkiliyor dedi ve çocuklarda obeziteye karşı alınması gereken önemler hakkında ailelere önerilerde bulundu.

Vücut Kitle İndeksi Çocuklarda Farklı Hesaplanıyor

Obezite vücut yağ dokusunun artması olarak tanımlanabilir. Bu yağ oranını doğrudan ölçmek mümkün olmadığı için vücut kitle indeksi kullanılmaktadır.Vücut kitle indeks değerinin yaş ve cinsiyete göre yüzde 95 persentil üzerinde olması obezite olarak kabul edilmektedir. 2 yaş ve altı çocuklarda ise boya göre ağırlık değeri kullanılır ve eğer bu değer yüzde 97 – üzeri ise obezite tanısı konulur.

Gebelikte Beslenmeye Dikkat

Bebek-anne sağlığı paralellik gösterir. Annenin gebelikteki beslenme şekli ve kilo alımı doğrudan bebeği etkileyecektir. Eğer anne düzensiz beslenir ve aşırı kilo alırsa bebekteki genetik kodlama ile ileri yaşlarda bazı riskler oluşabilir. Ayrıca ilk 3 ay başta olmak üzere gebelik boyunca yeterli ve dengeli beslenmeyen anne adaylarının bebeklerinde insülin direnci artmaktadır. Gebelikte fazla şeker tüketen annelerin bebekleri ise okul çağında yağlanma göstermektedirler. Kanada’da yapılan çalışmada 1 yaşında dahi yağlanma paterninin arttığı saptanmıştır. Daha önce kilolu olup, gastrik bypass yapılıp sonrasında gebe kalan annelerin bebekleri opere olmayıp gebe kalabilenlere göre metabolik yönden daha şanslıdırlar. Erken yaşta gebe kalınmasının da ileri yaş obezitesinde önemli rol oynadığını belirtelim.

Gebelikte 9-12 Kg’dan Fazla Alınmamalı

Gebeliğin başlangıcından itibaren anne adayı beslenmesine büyük özen göstermelidir. Yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilerek, gebelik için gerekli besin öğelerini içeren dengeli bir diyet oluşturulmalı ve bu diyete sadık kalınmalıdır. Gebelik süresince annenin doğum öncesi kilosu da göz önünde bulunarak 9-12 kg alımı yeterli kabul edilmektedir. Ancak doğum öncesi kilosu fazla olan annelerin daha az kilo alması önerilir. Gebeliğin son 3 ayında yağ birikimini önlemeye yönelik enerji sınırlaması, fetüs büyümesini olumsuz yönde etkileyeceğinden sakıncalıdır.

0-1 Yaş Arası Döneme Dikkat!

Erken çocukluk dönemi ve 0-1 yaş arası infant dönem metabolik program açısından son derece kritik aşamalardır. Erken dönemde kilo alınması; vücut yağlanması, tansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar açısından sadece ileri yaş değil, çocukluk dönemi için de risk teşkil eder. Ayrıca bebeklerin gestasyon haftasına göre küçük doğmaları (SGA), büyük doğmaları (LGA)ya da ileri derece prematür olmaları ilerleyen yaşlarda metabolik sendrom yani insülin direnci, hipertansiyon, dislipidemi yani kandaki yağ oranında yükseliş ve bel çevresinde artma riski doğurur. Bu bebekler daha çocukluk çağında obez olabilirler.

Çocuklara Diyet Önerilmiyor

Çocukların yaşına göre alması gereken enerji ve besin öğelerini kapsayan dengeli bir beslenme modeli olmalıdır. Gelişme çağında olan bir çocuğa enerjiyi kısıtlayan diyetler yaptırmak büyüme ve gelişmeyi olumsuz yönde etkiler. Anne sütünü erken kesmek ayrıca her ağladığında bebeği beslemek doğru kabul edilmez. İlk 6 ay sadece anne sütü verilmeli, 2 yaşına kadar tamamlayıcı besinlerle birlikte anne sütü verilmeye devam edilmelidir. 6. aydan itibaren uygun tamamlayıcı besinlere azar azar başlanmalı, verilen tamamlayıcı besinler çocuğun ayına uygun olmalıdır. İlk verilen ek besin tatlı olmamalı, süt, şeker-bal, reçel, bisküvi, muhallebi gibi besinlerin verilmesiyle enerji alımının artacağı unutulmamalıdır. Bebeğin tükettiği diğer besinlerin yaşına uygun miktarlarda verilmesi sağlanmalıdır. Uzun süreli biberon kullanımı önlenmeli, anne biberon yerine kaşıkla beslenme yönünde teşvik edilmelidir.

Anne Adayında Metabolik Bir Sorun Varsa…

Gebelikte diyabet olan anne adaylarının erkek bebekler ileri dönemde obez bireyler olabilirler. Gebelikte fizyolojik olmayan yeme davranışları, aşırı yeme, diyabet varlığı daha sonra obezite için risktir. Obez annelerin çocuklarının deri kıvrım kalınlıkları daha yüksektir. Gebelikte alınan ağırlık 16 kg’ın üzerinde ise, çocukların 17 yaşında beden kitle indekslerinin 90 persentilin üzerinde olma olasılığı artmaktadır. Annenin gebelikte preeklampsi yani gebelik zehirlenmesi yaşaması ileri dönemde hem kız hem erkek bebekleri etkileyerek obezite riskini arttırmaktadır.

Çocuğunuzu Obeziteden Korumak İçin Almanız Gereken 15 Önlem

  • Gebelikte kilo kontrolü sağlanmalıdır. Aşırı kilo almak da yetersiz kilo almak da bebeğinizin metabolik sürecini etkiler.
  • Gebelikte şekerden zengin ve katkılı ürünler tüketilmemelidir.
  • Gebelikte ara öğünler atlanmamalı, süt, yoğurt ve yumurta mutlaka yenilmelidir.
  • Asla sigara içilmemeli ve içilen ortamlarda bulunulmamalıdır.
  • 6 ayın altındaki bebeklere meyve suyu verilmemeli, 6. aydan sonra kısıtlı verilmelidir.Mümkünse meyve suyu yerine meyve tüketilmelidir. İlk 2 yıl sık meyve suyu tüketen bebekler 4 geldiğinde artış vücut kitle indeksine sahip olabilirler.
  • Düzenli uyku çok önemlidir. Bebeğin uykusuna çok dikkat edilmelidir.
  • Eve fast food ve basit şekerlerden oluşan atıştırmalıklar alınmamalıdır.
  • Bebeğin yoğurt tüketmesi sağlanmalıdır.
  • Doktora sormadan çocuğa antibiyotik verilmemelidir.
  • Çocuğun beslenmesine zaman ayrılmalı ve öğün atlanmamalıdır.
  • Yemekler ekran karşısında yenilmemelidir.
  • Kendi kendine yemesi ve sık sık su içmesi için teşvik edilmelidir.
  • Ödül olarak çocuklara besin grupları önerilmemelidir.
  • Çocuğun kilo ve persentili yakından takip edilmelidir.
  • Çocukta dikkat çeken bir kilo alımı söz konusuysa bunun ileri yaşlara etkisi düşünülmeli ve hangi nedenlerle kilo aldığı gözlenmelidir. Gerekirse ilgili testlerin yapılması için doktora gidilmelidir.

Hamilelik döneminde beslenmeyle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.