Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Aşkın Kimyası

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Aşkın Kimyası

Aşkın, hormonlarla ilişkisi ispatlanmış bir kimyası var ve bu durum, onu sadece bir duygu olmanın çok ötesine taşıyor. Aşık kişiler üzerinde yapılan araştırmalar; dopamin, seratonin ve noradrenalin adlı hormonların seviyelerinde meydana gelen değişikliklere dikkat çekiyor.

Duygular, bedenimiz üzerinde çeşitli etkiler göstererek varlıklarını ortaya koyarlar. Mesela aşık olduğunuzda, midenizde kelebekler uçuştuğunu hissedebilirsiniz, kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, sürekli ve sebepsiz heyecanlı hissedersiniz. Hatta bazıları aşıkken güzelleşir, cildi parlamaya başlar. Bunun sebebi ise aşık olduğumuzda hormonlarda olan değişiklikler. Bu yazımızdaki konumuz aşkın kimyası. Aşık olduğunuzda karşınızdaki kişiden başkasını düşünememek, onun hatalarını göremeyecek kadar odaklanmak gibi durumlar ortaya çıkar ya işte buna sebep serotonin hormonundaki düşüştür. University Collage of London’da Obsesif kompulsif yani tekrar eden takıntılı davranış bozukluğu hastaları üzerinde yapılan bir araştırma, bu kişilerin serotonin hormonunun -tıpkı aşık kişilerde görüldüğü gibidüşük olduğunu tespit etti. Serotonin hormonundaki düşüş, odaklanmanıza sebep oluyor ve aşık olduğunuz kişi aklınızdan çıkmıyor. Bir dakika, yoksa aşk aslında bir hastalık mı?

DOPAMİN SALGILARSINIZ

Aşık olduğunuzda heyecanınız artar, ayaklarınız adeta yerden kesilir ve çok mutlu hissedersiniz. İşte bu durumdan sorumlu hormon ise dopamindir. Aşık olduğunuzda salgısı artan dopamin hormonu, noradrenalini de tetikler. Rutgers Üniversitesi’nde, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu iki hormonun birlikte salgılanmasının sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artan dikkate neden olduğuna, âşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan ‘aşk iksirini’ salgılamaya başladığına dikkat çekiyor. Helen Fisher ve ekibi, aşkın kimyasını araştırdıkları çalışmalarından birinde, aşık kişilerin beyinleri üzerinde fonksiyonel beyin görüntülemesi yapmış.

Bu çalışma esnasında, kişilere aşık oldukları insanların fotoğrafları gösterilmiş ve eş zamanlı olarak beyin fonksiyonları incelenmiş. Raporlanan sonuca göre, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde, kanlanma artışının olduğu saptanmış. Aşık kişilerin karşısındakine duyduğu bağlılığın arttığı da bilinen bir gerçek. Oksitosin ve vazopressin adlı hormonların aşıkken normalden fazla salgılanması, bu durumdan sorumlu. Hatta oksitosin hormonu, aşkın başka bir boyutu olan anne bebek ilişkisinin kurulmasında da önemli bir rol oynayarak doğum sırasında da salgılanıyor ve anne, doğurduğu bebeğine böylece bağlanıyor.

SEBEP OKSİDATİF STRES

İnsan bedeninde sayısız değişikliğe sebep olan aşk duygusunun aslında ne olduğunu merak eden bilim adamları, aşkın ilk basamağı olan çekicilik kavramını da incelemişler. Aslında sıradan olan biri, nasıl oluyor da sizin için diğerlerinden ayrılabiliyor? Neredeyse tüm vücut kimyasını değiştiren aşk, ne zaman ve kimin için devreye giriyor? Bazı insanlar neden çekici bulunurken, bazıları bu sınıfın dışında kalıyor? Bu soruyu tersine çevirip şu şekilde de sorabiliriz; neden bazı özellikleri çekici buluyorken, bazıları dikkatimizi çekmiyor? Son yıllarda yapılan araştırmalar, bedenimizdeki oksijen baskısının hücresel boyutta yanmasına sebep olan oksidatif stresin, çekiciliğin bağlı olduğu en temel unsur olduğunu gösteriyor

Kadınların büyük kısmı tarafından çekici bulunan erkekler üzerinde -psikologlar tarafından- yapılan bir araştırma, bu erkeklerin oksidatif stres bulgularının en düşük seviyede olduğunu gösterdi. Oksidatif stres dışında bir de antioksidanlar var ki bunlar da çekici görünmemizin sebepleri arasında yer alıyor. Düşünce bilimine göre, cazibeyi doğuran bazı özellikler sonradan edinilemez. Ancak zaman içerisinde zayıf yönler gelişerek kişinin çekiciliği artış gösterebilir. Bunu destekleyen en önemli örneklerden biri, içinde bulunduğunuz dönemde çekici bulduğunuz bir erkeğin ya da kadının eski bir fotoğrafına baktığınızda gördüğünüz farktır. Bu teori, yeni doğan bebeklerin yüzlerindeki çekicilik unsurlarını da kapsayan birçok araştırma tarafından desteklenmiştir. Bu araştırmalar, fiziksel çekiciliğin aslında sağlıklı olmanın biyolojik bir sinyali olduğunu savunmaktadırlar.

STRESLİ ERKEKLER ÇEKİCİ BULUNMUYOR

New Mexico Üniversitesi psikologları tarafından 18-38 yaş arası erkeklerde oksidatif stres bulgularının değerlendirildiği bir araştırma yayımlandı. Erkeklerin çift taraflı on farklı fiziksel özellikleri ölçüldü ve karşılaştırıldı. Kan ve idrar numuneleri alınarak oksidatif stres göstergeleri incelendi ve son olarak bir grup kadına, erkeklerin incelenen bu beden yapılarının ve yüzlerinin fotoğrafları gösterilerek fiziksel çekicilik değerlendirmesi yapmaları istendi. Çalışmanın sonucunda, kadınlar tarafından çekici bulunan erkeklerin kan ve idrarındaki oksidatif stres bulgularının diğer gruba oranla daha düşük seviyede olduğu tespit edildi. Aynı zamanda çekici bulunan erkeklerde beden ölçülerinin daha simetrik olduğu tespit edildi.

SARIŞIN KADINLAR NEDEN ÇEKİCİ?

Sarışın kadınların neden çekici olduğu ile ilgili yapılan araştırmalar, sarışınların daha yumuşak bir cilde, daha yuvarlak ve kibar bir yüze sahip olduklarını ve bu özelliklerin erkekler tarafından daha çekici bulunduğunu gösterdi. California Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre sarı saç, fit olmanın bir işareti olarak sayılıyor. Erkeklerin sarışınları daha çekici bulmalarının en önemli sebebi, saç ve cilt renginin açık olmasının, muhtemel hastalıkları daha çabuk ele verdiğini düşünmeleridir. Mesela, esmer bir kişiye oranla açık tenli bir kişinin sarılığı, morlukları veya kansızlık gibi hastalık belirtilerini göstermesi daha kolaydır.

İNCE BELLİ KADIN BEĞENİLİYOR

CalIfornIa Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma, ince belli ve geniş kalçalı kadınların ve bu kadınların doğurdukları çocukların IQ testlerinde daha yüksek puan aldığını gösterdi. Beden kitle indeksine göre değerlendirme yapan başka bir çalışmaya göre, en çekici bulunan kadınların beden kitle indeksi ortalaması 21 olarak belirlendi. Araştırmaya katılan erkeklere beden kitle indeksi 21 olan bu kadınları neden çekici buldukları sorulduğunda verilen cevap, bu fiziki ölçülere sahip olan kadınların daha sağlıklı göründüğü oldu. Yani araştırmaların sonuçlarını değerlendirdiğimiz zaman ince belli ve geniş kalçalı kadınların daha çok beğenildiğini görüyoruz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Mesane Kanserine Yol Açan Etkenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Mesane Kanserine Yol Açan Etkenler

Modern çağın korkulu rüyası kanser, her geçen gün daha fazla kişinin kapısını çalıyor. Onlardan biri de mesane kanseri. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkanmesane kanserine erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla rastlandığını belirtirken, son yıllarda sigara tüketimine paralel olarak kadınlarda da görülme sıklığının arttığını söylüyor. Aile geçmişinde mesane kanseri öyküsünün bulunmasının ise eğer diğer risk faktörleri yoksa mesane kanseri riskini artırmadığını kaydeden Doç. Dr. Burak Özkan toplumda çok fazla bilinmeyen mesane kanserine yol açan etkenleri ve belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kimi zaman fark ediliyor, kimi zaman ise gözle görülmeden sinsice sinyal veriyor. Dünyada kadın erkek her iki cinste görünürlüğüyle 11. sırada yer alan mesane kanseri, erkekleri tehdit eden 7. kanser türü. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan mesane kanserinin en çok idrarda kan görülmesi ile kendini belli ettiğini belirterek “Ağrısız olarak idrarda kan görülmesi (hem kişinin kendi gördüğü hem de gözle fark edilmeyen sadece idrar tahlilinde saptanan) en sık bulgudur. Başka yakınma olmadan sadece idrarda kan görülmesi veya idrar tahlilinde kan saptanması bu hastalığın en önemli belirtisi olup özellikle kişide risk faktörleri varsa mutlaka tam bir ürolojik değerlendirme yapılması gereklidir” diyor.

İdrar yolu enfeksiyonuyla karışabiliyor!

Hastaların diğer şikayetleri ise ani idrar isteği, idrar yaparken yanma ve sızlama, idrar sıklığında artış ve ilerlemiş hastalıkta böbreklerde ağrı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma olabiliyor. Doç. Dr. Burak Özkan “Ani idrar isteği, idrar yaparken yanma ve sızlama ve idrar sıklığında artış aslında çok sık görülen ve genellikle idrar yolu enfeksiyonları veya prostat hastalıkları ile ilgili yakınmalar olup, bu durumların düşünülmediği durumlarda mesane tümörleri olasılığı da göz önünde bulundurulmalıdır” derken, mesane kanserinde ayırt edici en önemli özelliğin ağrısız kanama olduğunu vurguluyor. Bu hastalarda hem görüntüleme yöntemleri hem de sistoskopik değerlendirme yapılması gerekiyor.

Bu 3’lü mesane kanseri nedeni!

Tütün kullanımı

Mesane kanseri için en önemli risk faktörü sigara. Hatta tek başına bu kanserin yaklaşık yarısından sorumlu! Öyle ki sigara bırakılmış olsa bile hiç kullanmamış biriyle aynı risk seviyesine inmesi için 20 yıl geçmesi gerekiyor. Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygınlaşan ve masum zannedilen nargile de kansere zemin hazırlıyor!

Kimyasal maddeler

Petrol, deri, metal, tekstil ve boya sanayii gibi kimyasal maddelerin yoğun olarak kullanıldığı yerlerde çalışmak da mesane kanseri riskini artırıyor. Hele bir de bu sektörlerde çalışan kişiler sigara içiyorsa risk çok daha fazla oluyor.

Fazla klor

İçme sularında fazla klor mesane kanserine zemin hazırlayan etkenlerden birisi. Fazla klorun yanı sıra, arsenik vb maddelerin de karsinojenik etkileri olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konuluyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Soğuk Hava Yüz Felci Riskini Artırabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Soğuk Hava Yüz Felci Riskini Artırabilir

Soğuk havanın insan sağlığını hem olumsuz hem de olumlu etkileyen özellikleri var. Kış mevsiminin soğuk günlerinde; astım, KOAH, kalp hastalıkları ile solunum yolu enfeksiyonları ve yüz felciyle daha sık karşılaşılıyor. Bu nedenle işlerini yaparken soğuğa maruz kalan moto kuryeler ve taksi sürücüleri uyarılıyor. Bunun yanında soğuk havanın eklem ağrılarını azaltıcı, cildi sıkılaştırıcı, kilo vermeyi kolaylaştırıcı ve mutluluğu artırıcı yönlerinin de gözden kaçırılmaması gerekiyor.

Cildi Sıkılaştırıyor

Ödemi çözücü etkisinden dolayı gözenekler sıkılaşıyor ve cilt daha sağlıklı görünüyor. Uzun dönemde cilt kasları için egzersiz oluyor. Öte yandan, çok uzun süre soğuğa maruz kalınması cilt kuruluğuna neden olacağı için, bu şartlarda bulunan ya da çalışanların yüzlerini koruması ve yağ bazlı kremlerle nemlendirmeyi ihmal etmemesi gerekiyor.

Metabolizmayı Hızlandırıyor, Kilo Vermeyi Kolaylaştırıyor

Soğuk hava, metabolizmayı hızlandırdığı için yağ yakımını da hızlandırıyor. Dolayısıyla kış ayları kilo vermeyi kolaylaştırıyor. Ancak karbonhidrat ihtiyacı da artıyor. Kilo verebilmek için, dengenin korunması, karbonhidrat alımının kontrol edilmesi gerekiyor.

Serotonin Artıyor, Mutluluk Artıyor…

Soğuk havalarda özellikle sağlıklı kişilerin oksijeni bol bir bölgelerde hafif egzersiz yapması sonrasında, vücuda giren fazla oksijen serotonini de artırıyor. Bu da, insanlara, kendilerini mutlu ve enerjik hissettiriyor.

Soğuk Havaların Tetiklediği Hastalıklar Nelerdir?

Havalar soğumaya başladıkça özellikle soğuk algınlığı, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözleniyor. Soğuk havanın özellikle bazı hastalıklar açısından risk oluşturduğunu hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi İç Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, istatistiklerin, soğuk havalarda kalp hastalıkları riskini 2-3 kat arttığını paylaşıyor. Özellikle, güvenlik görevlileri, polisler, askerler, inşaat işçileri, çiftçiler gibi açık havalarda çalışmak zorunda kalan mesleklere sahip kişilerin daha dikkatli olması gerekiyor.

Bununla birlikte soğukların her hastalık ve her yaş grubundaki kişileri farklı şekilde etkileyebildiğini de belirten Doç. Dr. Hakan Terekeci, soğukların tetiklediği hastalıkları şöyle sıralıyor…

KOAH-Astım

Soğuk hava özellikle, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi astım semptomlarının en önemli tetikleyicilerinden birini oluşturuyor. Kış ayları, artan hava kirliliğiyle birlikte, hem astım, hem de KOAH hastaları açısından risk oluşuyor. Dolayısıyla bu kişilerin çok soğuklarda dikkatli olması, ilaçlarını düzenli alınması ve KOAH’a kalp hastalığı eşlik ediyorsa dışarı çıkmaması alınabilecek önlemler arasında yer alıyor. Dışarı çıkılacaksa da burun ve ağzın uygun şekilde örtülmesi gerekiyor.

Solunum Yolu Enfeksiyonları

Özellikle zatürre, bronşit, sinüzit, tonsilit gibi enfeksiyon kaynaklı hastalıklar için soğuk hava bir risk oluşturuyor. Çünkü, soğukta, nezle girip gibi viral hastalıklar daha sık görüldüğünden, bağışıklık sistemi zayıf kişilerde, nezle ve gribin üzerine zatürre eklenebiliyor. Alınabilecek önlemlerin başında ise, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmek ve çok soğuk havalarda dışarı çıkmamak geliyor. Doç. Dr. Hakan Terekeci, korunmak adına D vitamini düzeylerine bakılmasını ve yetersizse de hekim kontrolünde takviye alınmasının yararlı olacağını belirterek, “Ayrıca dengeli beslenmeye de dikkat etmek, fazla karbonhidrat, şekerli ürünlerden uzak durmak, protein alımını artırmak da bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı oluyor” diyor.

Yüz Felci

Soğuk hava yüz sinirlerini etkileyerek, yüz felci riskini de artabiliyor.  Bu nedenle özellikle, taksi şoförleri, motokurye gibi araç kullanmak zorunda kalarak, uzun süre soğukla direk temas halinde olan kişilerin daha fazla dikkat etmesi, yolda giderken camların açılmaması, yüzün mutlaka korunması ve kapatılması gerekiyor.

Kalp Hastalıkları

Damarlardaki spazm ve büzülmeye bağlı olarak, özellikle kışın kalp krizlerinde artış görülüyor. Ayrıca, soğuk hava, kan basıncını arttırıp kalbe daha fazla baskı yapabiliyor; vücut ısısını korumak isteyen kalp daha fazla çalışıp yorulabiliyor. Dolayısıyla özellikle kalp hastaları soğuk havalarda mümkün olduğunca evlerinden çıkmaması ya da kendilerini sıcak tutacak giysilerle korunması önem taşıyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Burun Kuruluğuna Pratik Çözümler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Burun Kuruluğuna Pratik Çözümler

Kışın gelmesiyle beraber kaloriferler yanmaya başladı ve çok açılan kaloriferler, kuru hava ile birlikte burun kuruluğu, burun tıkanıklığı hatta burun kanamalarına kadar gidebilen problemlere sebep olabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, ‘Günde en az iki litre su için, nemlendiricilerden, spreylerden ve buhar tedavisinden faydalanın’ diyor.

“Burun içi kuruduğunda, rahatsız edici ve bazen ağrılı olabilir. Kuru bir burun için, buhar inhalasyonu, nemlendirici ve burun spreyleri veya burun yıkamaları kullanılabilir. Kuru bir burun genellikle zararsızdır. Bununla birlikte, tedavi edilmezse, kaşıntı, yanma, kabuklanma, burun kanaması, tıkanıklık gibi rahatsız edici semptomlara neden olabilir. Buna engel olabilmek için evinizde yapabileceğiniz pratik çözümler mevcut” diyen Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, burun kuruluğunu engelleyebilmek için pratik yöntemleri anlattı…

Odanızı Nemlendirin

Nemlendiriciler, burun tıkanıklığını hafifletmeye yardımcı olabilir. Nemli ortam, burun tıkanıklığını hafifleten ve sinüslerin düzgün bir şekilde drenajını sağlayan nazal geçişi nemli tutmaya yardımcı olur. Nemlendiriciler, evlerde ve ofislerde klima ve merkezi ısıtma nedeniyle kaybedilen nemin yerini alabilir. İdeal olarak, bir kişi her ikisi de sağlığa zararlı olabilecek küf ve bakteri üremesini önlemek için nemlendiricilerini her gün temizlemelidir. İdeal nem oda sıcaklığına bağlı olarak yüzde 30-50 arasında değişmektedir. Daha yüksek nem seviyelerinin, belirtileri daha da kötüleştirebilecek toz akarlarının ve diğer alerjenlerin büyümesini destekleyebileceğini belirtmek önemlidir. Bağıl nemi ölçen bir cihaz olan bir higrometre, bir kişinin nemlendiricinin ne zaman ve ne zaman kullanılacağına karar vermesine yardımcı olabilir.

Buhar Soluyun

Nemlendiriciye erişimi olmayan insanlar, buharı; sıcak su torbası, sıcak duş, banyo veya saunadan sağlayabilirler. Bununla birlikte, buhar inhalasyonunun yararları geçicidir. Cildi yakmaktan kaçınmak için suyun kaynamadığından veya aşırı sıcak olmadığından emin olunmalı.

Bol Su İçin

Çok az su içmek, nazal pasajlar dahil olmak üzere vücudun dokularını kurutabilir. Burnun nemli kalması için en iyi yol, günde en az 2 litre su içmektir.

Tuzlu Burun Spreyleri İle Burnunuzu Yıkayın

Tuzlu burun spreyi, kuru bir burun için yardımcı olabilir. Tuzlu burun spreyleri burun pasajlarını nemlendirir. Bu, mukus akışını iyileştirmeye yardımcı olur ve iltihaba neden olmadan önce toz, kir ve polen gibi tahriş edici maddeleri temizler.

Tuzlu burun spreyleri eczanelerden alınabilir. Her zaman bu ürünlerin ambalajını dikkatle okuyun ve talimatları takip ettiğinizden emin olun. Alternatif olarak aşağıdakileri kullanarak evde tuzlu sprey yapabilirsiniz:

Malzemeler

  • Nazal pasajları tahriş edebilecek koruyucu içermeyen iyotsuz tuz
  • Karbonat
  • Bir bardak içme suyu
  • Küçük ince bir sprey şişesi veya 50 cc.’lik boş şırınga (iğnesiz)

Salin Solüsyonu Yapılışı (Yetişkinler için)

  1. Üç çay kaşığı tuzu bir çay kaşığı kabartma tozuyla karıştırın ve karışımı küçük hava geçirmez bir kapta saklayın.
  2. Bir çay karışımı suya ekleyin
  3. Çözeltiyi sprey şişesine veya şırıngaya dökün.

Kullanım Şekli

  • Başı öne doğru eğin, burun içinden yavaşça nefes alın ve solüsyonu her burun deliğine bir veya iki kez püskürtün.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar