Sosyal Medya

Stres

Aşırı Koruyucu Anne-Baba Çocukta Okul Fobisine Sebep Oluyor

Yayınlanma:

,

Okullur açıldı ama çocuğunuz hâlâ okula gitmek istemiyor mu? Bunun sebebi siz, yani çocuğuna fazla düşkün olan anne-babalar olabilirsiniz

Doğduğundan beri yanınızdan ayırmadığınız ve her türlü tehlikeye karşı korumaya çalıştığınız çocuğunuz artık büyüdü ve okula gitmesi mi gerekiyor? Bu durum hem anne-babalar, hem de evden ilk kez uzaklaşacak olan çocuklar için travmatik olabilir. Konunun uzmanları, bu durumu nasıl atlatacağınızdan önce bunun neden olduğu hakkında bilgiler veriyor. Her zaman söylediğim gibi, bir şeyden korunmak için onun neden olduğunu iyi bilmek gerekir. Çocuğun okula karşı direnç göstermesi, okula gitmeye karşı korku geliştirmesi ve okul zamanı yaklaştıkça yoğun kaygı belirtileri göstermesi; okul fobisi olarak tanımlanır. Okul fobisinin altında yatan temel neden, korkudur. Anneden ayrılma, onu kaybediyor olma ve yılladır güvenle yaşadığı evinden uzaklaşma korkuları; okul fobisinin temelinde yatan korkulardır. Tüm bu korkular, ayrılık anksiyetesi olarak isimlendirilir. Konunun detayına inildiğinde çocuğa yansıyan ve onu okuldan uzaklaştıran bu korkuları onun içine ekenin anne-babası olduğu görülüyor. Yani aşırı koruyucu ebeveynlerseniz, okula karşı başta sizin önyargı ve tedirginlikleriniz varsa, çocuğunuza sürekli okulda başına gelebilecek ‘felaketlerden’ bahsediyorsanız; bu fobinin kaynaklarından biri de sizsiniz demektir. Özgüven eksikliği, aile içi huzursuzluklar, kardeş kıskançlığı, boşanma, performans kaygısı ve travma geçmişi; okul fobisinin sebepleri arasında yer alıyor.

YALNIZ HİSSEDİYOR
Uzmanlar, okul fobisinin tetikleyicileri olduğundan da bahsediyor. Yani fobi gelişmesine sebep haller varsa bile doğru davranışla atlatılabilecekken, hatalı davranışlarla içinden çıkılmaz bir hale getirilebilir. Bu anlamda ilk görev yine anne-babaya düşerken tam bu noktada öğretmenler devreye giriyor. Uzmanlara göre; anne-babanın baskıcı tutum sergilemesi, ailenin ve öğretmenin yüksek beklentisi ve mükemmeliyetçi tutumları, öğretmenin sürekli emir vermesi ve duyarsız olması, çocuğun arkadaş edinmede yetersiz olması, bunun sonucunda okulda yalnız hissetmesi, öğretmenle sorunlar yaşaması, okuldaki etkinliklerin zor gelmesi, ev ödevlerini yapmakta güçlük çekmesi, okulun veya öğretmenin değişmesi, ailede hastalık olması, okulda sınıfa ve arkadaşlarına uyum sağlamakta güçlük çekmesi, okuldaki çocukların kendisiyle dalga geçmesi ve zarar vermesi, fazla şişmanlık veya zayıflık gibi bedensel kusurlarının olması ve bu nedenle diğer çocukların kendisiyle alay etmesi gibi faktörlerin okul fobisini tetiklediği ve okul fobisiyle ilgili şikayetleri artırdığı tespit edilmiştir. Okul fobisi, sanılanın aksine sadece okula başlanan ilk yılda görülmez. Uzmanlar bu duruma 10-11 yaş aralığındaki çocuklarda da sıklıkla rastlandığını söylüyorlar. Bu fobiyi yaşayan çocukların ortak özellikleri incelendiğinde; ilk çocuk, tek çocuk ve öksüz ya da yetim çocukların ağırlıkta olduğu görülüyor. Cinsiyete göre görülme sıklığı incelendiğinde, erkek çocukların kızlara oranla daha fazla okul fobisi yaşadığı da biliniyor.

VAKTİNDE MÜDAHELE ŞARTTIR
Çocuğumun bugün sadece midesi bulanıyor, okula karşı fobisi olduğu anlamına gelmez demeyin. Baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ateş, hatta bayılma gibi şikayetlere; okul fobisi olan çocuklarda sıklıkla karşılaşılıyor. ‘Tamam, bugün okula gitmiyoruz’ dediğinizde bu şikayetler azalıyor ve tamamen geçiyorsa dikkat! Bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. Bu tip korkular, sanılanın aksine kronikleşebilir. Özellikle ailenin baskıcı ve korkutucu tutum sergilemesi durumu içinden çıkılmaz bir hale sokabilir. Böyle durumlarda fobi belirtilerinin yanına yenileri eklenmeye başlar. Bu durumu yaşayan çocukların çoğu, diğer faaliyetlerden de zevk almamaya başlar. İlerlemesi halinde sosyal fobiye dönüşebilen bu durum, depresyon ve topluma uyum problemi gibi yeni sorunlara gebedir. Vaktinde müdahale edilmesi şarttır.

AİLELER NE YAPMALI ?
Okula ilk kez gidecek olan bir çocuğun bunu istememesi son derece normaldir. Başta sakin olmak ve hemen okul fobisi tanısı koymamak gerekir. Mutlu çocuk istiyorsanız önce sizin mutlu olmanız ve çocuğunuzun etkilendiğini düşündüğünüz ailevi problemlerinizi çözmeye çalışmanız gerekir. Çocuğunuzun korkusunu içine atmaması ve size anlatması için onu cesaretlendirmelisiniz. ‘Neden korkuyorsun ki, korkacak ne var?’ gibi söylemlerden uzak durmalısınız. Bu tip problemler yaşayan çocukların en çok istedikleri şey, anlaşılıyor olduklarını duymaktır. Korkularını anladığınızı söylemelisiniz. Bu korkuların zamanla geçeceğini, okula neden gitmesi gerektiğini, aynı durumda başka çocukların da olduğunu söylemeniz onlara iyi gelecektir. Bu tip korkuları olan çocuklar için en vahimi, eve döndüklerinde anne-babalarını bulamayacakları korkusudur. Bu yüzden onlara döndüklerinde evde onları bekliyor olacağınızı söylemeniz gerekir.

BUNLARI YAPMAYIN

  • ‘Çocuk okula bugün de gitmeyiversin’
    Çocuğun her ne yaşıyorsa yaşasın, hangi somatik yakınmaları gösteriyorsa göstersin; okula gitmesi gerekmektedir. Okula gitmediği her geçen gün çocuğun okula dönmesi daha da zorlaşacak, çocuk derslerinden geri kalacak, arkadaşlarından uzak kalacak, bu nedenle okula dönüşü daha da zor olacak, okul fobisi kronikleşerek beraberinde yeni sorunlar getirecektir.
  • ‘Bir süre bekleyelim geçer’
    Okul fobisi hiçbir zaman bekleyerek geçmez. Zaman geçtikçe okul korkusu kronikleşir. Bu nedenle okul fobisi yaşayan çocukların mümkün olan en kısa sürede okula dönmeleri sağlanmalıdır.
  • ‘Çocuğa kızarsam, benden korkar ve okula gider’
    Ailelerin okul fobisi olan çocuklarını kızarak, korkutarak okula göndermeleri; korkuların artmasına ve okul fobisinin kronikleşmesine sebep olabilir. Bu nedenle çocukları korkutarak okula göndermek yerine, onların korkularını dinleyip anlamak, ona yalnız olmadığını hissettirmek ve okula gitmenin onun için ne kadar önemli olduğunu anlatıp onu ikna etmek, bu yolla çocuğun okula dönmesini sağlamak en sağlıklısıdır.
  • ‘Bayılma, kusma, karın ağrısı, mide ağrısı gibi yakınmalarının fiziksel olduğunu düşünüp medikal destek vermek’
    Okul fobisi belirtileri, çocuğun okula gitme zamanından önce ortaya çıkan ve okula gitmediğinde ortadan kaybolan somatik yakınmalardır. Bu belirtiler için ilaç tedavisi uygulamak kesinlikle doğru değildir.
  • ‘Okul ve öğretmen değiştirmek’
    Okul fobisi nedeniyle okul ve öğretmen değiştirmek doğru değildir çünkü çocuk bu belirtilerini ‘ikincil kazançlar’ olarak algılayacak ve bu nedenle de okulda arkadaşlarıyla veya herhangi bir problemle karşılaştığında; ağlama, reddetme, hırçınlık yapma ve somatik yakınmalarını kullanarak istediklerini yaptırmaya çalışacaktır. Ağlayarak istediğini yaptıran bir çocuk ‘ağlama davranışını’ her yerde kullanmaya başlayacaktır. Somatik belirtilerini zor zamanlarda kaçış olarak ortaya koyan çocuk, sağlıklı baş etme mekanizmalarını öğrenemeyecektir.
  • ‘Çocuğun numara yaptığını düşünmek’
    Okul fobisi belirtileri (karın, mide ve baş ağrısı, kusma, bayılma) somatik yakınmalardır. Çocuk o anda o belirtileri hisseder ve bu belirtilerden gerçek anlamda rahatsızlık duyar.

Gazete Yazıları

Hindistan Cevizi Tüketin Yaza Enerjik Girin

Yayınlanma:

,

Enerjiniz çabuk tükendiğinde doğal yollardan toparlanmanız mümkün. Uykunuzu alın, güneşten faydalanın, ananas ve Hindistan cevizi suyu tüketin

Enerji, hayatı yönlendiren şeydir ve yaşamı değerli hale getirmeye yardımcı olur. Fakat ev, iş, yoğun aktivite programları ve çocuk gibi faktörlerden dolayı zaman zaman enerjiniz düşebilir. Stres ve benzer sebeplerle kaliteli uyku uyuyamama gibi sebepler, gün içinde, hatta tam da ihtiyacınız olduğu dakikalarda adeta tükenmenize sebep olur. Vücudunuz muhteşem programlanmış bir makina gibidir ve sorunsuz çalışması için ihtiyacı olan her şeyi doğada bulabilirsiniz. Amerika’da, doğal yollarla enerjinizi artırmaya yardımcı olacak bir liste yayınlandı. Uygulaması oldukça kolay ve son derece faydalı olan bu listede, durumunuza göre yapmanız gerekenler özetlenmiş. Bugün, sizler için bu listeyi oluşturan maddeleri detaylandırarak hayata geçirmenize yardımcı olmaya çalışacağım…

15 DAKİKA DİNLENİN

  • Güne iyi başlayın
    Güne başlamadan 15 dakika önce kendinize zaman verin. Uyandığınızda camı açın vetemiz hava soluyun, genleşme hareketleri yapın ve elinizi, yüzünüzü yıkayın. Bu üç temelhareket güne zinde başlamanızı sağlar. Ayrıca yapılan araştırmalara göre uyandığınızdabir bardak su içmeniz, yine güne zinde başlamanıza, vücudunuzun kendine gelmesine yardımcı olur.
  • Uykunuzu alın
    Devamlı meşgul bir beyin, uyku saatiniz gelip geçtiği halde sizi uykunuzdan alıkoymayayeter de artar bile. Ertesi gün yapılacaklar, bugün bitmesi gerektiği halde henüz tamamlanamayan işler derken saatler uyumak için geç kaldığınızı göstermeye başladıysa, ertesi gün ihtiyacınız olacak enerjiyi farklı şeylerde aramaya başlarsınız. Tam ve kaliteli bir uyku uyuyamadığınız için o gün, muhtemelen enerji içeceklerinden medet umacaksınız.

DOĞAL ALANLARDA DOLAŞIN

  • Yaşam tarzınızı değiştirin
    Kronik yorgunlukların en büyük sebeplerinden biri rutin yaşam tarzıdır. Her gün aynıişlerle ilgileniyor, aynı kişiler ile görüşüyor ve aynı aktiviteleri yapıyorsanız, yorgunluk riski altında olduğunuzu söyleyebilirim. Dolayısıyla hayatınızı gözden geçirip bazı değişiklikleri yapmanız gerekebilir. Örneğin iş çıkışı akşam yemeğini dışarıda yiyin ya da hafta sonunuzu doğal alanlarda geçirmeye çalışın. Deşarj olmak sizi yeni bir haftaya hazırlayacak, yorgun hissetmenize engel olacaktır.
  • Televizyona karşı dikkatli olun
    Televizyon uyuşuk ve yorgun hissetmenize neden olur. Çünkü televizyon seyrederken daha az hareket edersiniz ve zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyebilirsiniz. Televizyon karşısında saatlerce oturmak sizi bitkin hissettirir. Televizyon seyretmeye başlamadan önce kendinize alarm kurun. Böylelikle kontrolü kaybetmemiş olursunuz. Ayrıca televizyon karşısında gerçekleştirebileceğiniz bir hobi edinin. Örneğin örgü örün ya da boyama kitabı boyayın.MANGANEZ İÇERİR
  • Ananas suyu tüketin
    Yapılan araştırmalar, ananasın son derece faydalı bir meyve olduğunu gösterdi. Antioksidan içeriği sayesinde başta kanser olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde oldukça iyi bir yol arkadaşı olan ananas, C vitamini yönünden de zengin bir meyvedir. Az sayıda gıdada bulunan manganezin maddesi, enzimlerin etkinliğinin görülebilmesi ve antioksidan özelliğin artmasında son derece önemlidir ve ananas, manganez yönünden oldukça zengindir. Ananas, hücre kaybını engelleyerek enerji üretimine de yardımcı olur. Özellikle kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde ananas yemek, yenilenmenize yardımcı olacaktır. Hindistan cevizi, içerdiği faydalı yağ asitleri sayesinde beyin fonksiyonlarınızı düzenlemeye yardımcı olur. C vitamini, antioksidan maddeler, lif ve protein zengini olan Hindistan cevizini özellikle kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde tüketmeniz, ihtiyacınız olan enerjiye ulaşmak için yapabilecekleriniz arasında yer alıyor.
  • Bol su için
    İnsan vücudunu bir araca benzetecek olursak; su, onu çalıştıran benzin gibidir. Birçoğumuz, yoğun çalıştığımız saatlerde su içmeyi ihmal ederiz. Su yoğunluğu zengin gıdalarla beslenmek, su içmeyi ihmal edenlerin yapabilecekleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Salatalık, kereviz, turp, domates ve biber, diyet listenize bu anlamda ekleyebileceğiniz gıdalar arasındadır.

20 DAKİKA GÜNEŞ YETERLİ

  • Güneşten faydalanın
    Güneş, vücudun biyolojik ve psikolojik sağlığı üzerinde olumlu etkiler sağlar. Güneş ışığının yaydığı D vitamini iskelet sistemini güçlendirirken; romatizmal hastalıklar, iltihaplanma, osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde etkin rol oynar. Güneş ışığı ayrıca;kalsiyum emilimini sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir, enerji, depresyon ve stresin azaltılmasına yardımcı olur. Güneşten tam fayda sağlamak için günde 20 dakika güneşe çıkmak yeterlidir.KAHVALTIDA YULAF EZMESİ
    Öğün atlamak, gün içerisinde enerjinizin düşmesine neden olur. Sütlü tahıl, güne iyi başlamanızı sağlayabilir. Ayrıca yulaf ezmesi, ihtiyacınız olan enerjiyi almanıza katkı sağlar. Yulaf ezmesi sindirimi kolaylaştırır, kan şekerinizi dengede tutar, sizi kanser hücrelerinden korur, bol miktarda protein içerir. Yulaf ezmesinin düşük kalorili olması kilo vermenize katkı sağlar. Bu özelliğinden dolayı yulaf ezmesi diyet programlarının da vazgeçilmezidir. Enerji içecekleri, bol miktarda şeker ve kafein içerdiğinden ilk etapta kendinizi zinde hissetmenize sebep olurlar. Oysa gereksiz miktarda şeker ve kafein almadan da kendinizi enerjik hissedebilirsiniz. Bu durumda ilk tavsiyem, yulaf yağı olacaktır. Aktarlarda kolayca bulabileceğiniz yulaf yağının tadı, tek başına içebilmeniz için çok da uygun olmadığından, sabahları içtiğiniz çay veya meyve suyuna iki çay kaşığı ilave etmeniz yeterli.

    EGZERSİZ YAPIN
    Egzersiz, yorgun hissetmenizin aksine size enerji verir. Amerika’da NASA çalışanlarının da aralarında bulunduğu bir araştırma bunu destekler niteliktedir. Araştırma sırasında 200 kişi düzenli egzersiz programına alınmış, programdan sonra yüzde 90’ı eskisinden daha enerjik hissettiğini söylemiştir. Ayrıca 100 kişi ise daha az stresli hissettiklerini ve daha iyi uyuduklarını belirtmiştir. Gün içerisinde saat başı bilgisayar başından kalkmanız bile kendinizi yenilemenizi sağlayacaktır. Haftada üç ila beş kez arasında yaklaşık yarım saat yürüyüş yapabilir ya da işe bisiklet ile gidebilirsiniz. İngiltere’de yapılan araştırmalara göre, işe bisikletle gitmek sağlık risklerini yarıya indiriyor. Düzenli bisiklet sürmek ölüm riskini yüzde 41, kanser riskini yüzde 45, kalp hastalığı riskini ise yüzde 46 azaltıyor.

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Stresle Başa Çıkmak İçin Çiçek Koklayın

Yayınlanma:

,

Yapılan araştırmalara göre çiçek kokusu vücut gerginliğinin atılmasına yardımcı oluyor. Özellikle lavanta, lila ve hanımeli mutluluk hormonlarını uyarıyor

Stres pek çok hastalığın nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Özellikle yoğun bir iş temposuna sahipseniz çeşitli hastalıklar açısından risk altında olabilirsiniz. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için, sağlıklı beslenmek ve mümkün olduğunca stresten uzak durmak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre stresten uzak yaşayan insanlar daha geç yaşlanıyor. Stresle mücadele etmeden önce vücudun verdiği işaretleri dikkate almak gerekiyor. Eğer aşağıdaki sorunları yaşıyorsanız, risk altında olabilirsiniz:

Sabah uyanma güçlüğü
Sabahları uyanırken zorlanıyorsanız, enerji seviyenizi artırmayı sağlayan adrenalinhormonunuz aşırı stres nedeniyle eksik olabilir. Ayrıca yeteri kadar uyuyor fakat uykunuzu alamıyorsanız yine adrenalin hormonunuza bakmakta fayda var.

Tuza yönelme
Kronik stres elektrolit dengesizliklerine yol açabilir, bu da bazı kişilerin tuz istemesineneden olur. Gün içerisinde canınız çok fazla tuz istiyor veya tuzlu abur cuburlara çok sık yöneliyorsanız, vücudunuz stres alarmı veriyor olabilir.

Sürekli soğuk algınlığı
Stres; hormonları etkileyebildiği gibi bağışıklık sistemini de etkileyebilen ve savunmasız hale getiren bir etkendir. Aşırı stresli iş hayatı, yoğun koşuşturma temposu, sürekli gerginlik; bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilmektedir. Bu durum sürekli soğuk algınlığı ve sık sık hastalanmaya davet çıkarır.

Baş dönmesi
Ayağa kalktığınızda aniden başınızın dönmesi pek çok nedenden kaynaklı olabilir. Bunedenlerin en bilinenleri kan şekeri veya tansiyonun düşmesidir. Baş dönmesinin bir diğernedeni aşırı stres olabilir. Yapılan araştırmalar, stresin baş dönmesine neden olabildiğini gösteriyor. Stresinizi tanıdıktan sonra onu yenmek için adım atın…

SORUNUN KAYNAĞINA İNİN
Birçok durumda olduğu gibi stresle mücadelede de ilk adım, sorunun kaynağına inmekte gizlidir. Neden olduğunu bilmek, nasıl baş edeceğiniz hakkında en doğru veriye ulaştırır. Mesela çocuğunuza sinirlendiniz ve bağırmaya başladınız.
O anda neden öfkelendiğinizi sorsak, muhtemelen çocuğunuzun az evvel yaptığı o minicik hatadan bahsedersiniz. Oysa kendinizi biraz olsun sorgulayacak zamanı ayırırsanız, çocuğunuza bağırmanıza sebep olan öfkenin birikimden ibaret olduğunu fark edebilirsiniz. Sizi strese sokan, sinirlenmenize sebep olan başlıca olayların bir listesini yapın ve uzayıp giden bu listenin her bir maddesini değiştirmek için neler yapabileceğinizi bir düşünün. Ufacık dokunuşlarla birçok şeyi değiştirebilirsiniz.

Affetmek kalbi koruyor
Kendinizi stres altında hissettiğinizde, sakinleştiğinizi hissedene kadar derin nefesler alın. Sinirlenmiş olmanız sizi haklı yapmaz. Böyle anlarda kendinize ayırdığınız birkaç saniyeyi, empati kurarak geçirin. Son yıllarda yapılan araştırmalar, affetmenin kalp sağlığını koruduğunu gösterdi.
Yani affederek, hem stresten uzaklaşabilir, hem de kalbinizi koruyabilirsiniz.

Tarçınlı bir şeyler yudumlayın
Cleveland Clinic’te yapılan araştırmalara göre tarçın, kan şekerini düzenliyor verahatlatıyor. Yine aynı araştırma tarçının; kalp hastalıklarını önlemede, kan şekeri LDL (kötü kolesterol) ve trigliserid seviyelerini düzenlemede son derece etkili bir silah olduğunu gösterdi. Tarçını çubuk olarak demliğinize katabilir ya da toz olaraktatlılarınızda kullanabilirsiniz.

Düşünce gücüne kulak verin
Hayata pozitif bakmak stresle başa çıkmanın en önemli yollarından biri sayılıyor. Negatif düşünce beraberinde olumsuz farklı düşünceleri getirebileceğinden, sıkıntılı olay veya durumlardan kazanım çıkarmak stresin sağlığınız üzerindeki olumsuz etkilerinden sizi koruyabilir. Ufak bir tatile ihtiyaç duyuyor ve çıkamıyorsanız yine düşünce gücünüzü devreye sokabilirsiniz. Yapılan araştırmalar, düşünce gücüyle tatile çıkmanın insanı rahatlattığı yönünde. Tek yapmanız gereken, gözlerinizi kapamanız ve kendinizi deniz kenarında güneşlenirken düşünmeniz.

Yürüyüş yapın
Sokağa çıkın, sizin kendinize dert ettiğiniz onca şeyin aslında ne kadar çözülebilir ve küçük olduğunu, onlardan uzaklaştığınızda fark edebilirsiniz.
Haftada üç gün -yapabiliyorsanız daha fazla, en yakın yürüyüş alanına gidin ve hem ruhunuza, hem de bedeninize zaman ayırın.

10’a kadar sayın
Stresle karşı karşıya iseniz gözlerinizi kapatın ve 10’a kadar sayın. Bu süre zarfındazihninizin ne kadar berrak olduğunu, vücudunuzun rahatlığını ve mutlu olduğunuzudüşünün. Rahatlamanın etkisini hissedeceksiniz. Bir süre de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmak ve temiz hava almak sizi canlandıracak, stresi geride bırakmanıza yardımcı olacaktır.

Ağlamaktan çekinmeyin
Ağlamak, sakinleşmenin en kolay yoludur. Gözyaşlarınızı tutmaktan vazgeçin ve çekinmeden ağlayın. Ağladığınızda salgılanan hormonlar, siz farkında olmasanız da sakinleşmenize yardımcı olur. Ağlamak kadar gülmek de önemli. Dert etmeyin, gülün ve geçin.

Egzersiz yaparak rahatlayın
Sinirlendiğiniz ya da stres altında hissettiğiniz anlara dikkat edin. Eş zamanlı olarak tüm vücudunuzun gerildiğini ve adeta kasıldığınızı hissedersiniz. Kaslarınızın sürekli gergin olması, bir süre sonra kas ve iskelet yapınızda ciddi hasarlar bırakabilir. Son yıllarda sayısız esneme temelli egzersiz alternatifi ortaya çıktı.
Bunlardan size en uygun olanını seçin ve gün boyu yorduğunuz bedeninize hak ettiği ilgiyi gösterin. Böylece kendinize de vakit ayırarak mutlu hissedeceksiniz. Bu egzersizleri ev dışındaki merkezlerde yapacak olursanız, ev ve iş arasında gidip gelen rutinden kurtularak sosyalleşmiş de olacaksınız.
Saydığım tüm bu etkiler, stresle mücadelede adeta bir tedavi kılavuzu gibi işlev görür.

GERGİNLİĞİ ATIYOR
Stresle baş etmek için en ideal mevsimdesiniz. Çünkü yapılan araştırmalara göre çiçek kokuları zihinsel rahatlama sağlıyor, vücut gerginliğinin atılmasına yardımcı oluyor. Her renkten ve çeşitten binlerce çiçeğin açtığı bahar aylarından maksimum derecede faydalanabilirsiniz. Aynı araştırmaya göre özellikle lavanta, lila, hanımeli, sedir gibi kokular sayesinde, beyin kimyası değişiyor ve mutluluk hormonları uyarılıyor. Doğal bitki aromalı vücut yağları da benzer şekilde rahatlamaya katkı sağlayabiliyor. Önerim taze çiçek koklanmasından yana.

IŞIKLI ORTAMDA UYUMAYIN
Daha önceki yazılarımda uyku ve uyku problemleriyle ilgili detaylar verip uykusuzluğun depresyon ve benzer hastalıkların temel sebepleri arasında yer aldığından bahsetmiştim. Bazılarınızın ‘Düzenli ve yeterli uyuyorum’ dediğini duyar gibiyim. Araştırmalara göre; yatak odasındaki loş bir ışık bile (TV ışığı, okuma lambası veya dijital çalar saat ışığı) depresyon belirtilerini çoğaltabilir. Işık, melatonin hormonunun üretimini azaltır. Yeterli seviyede melatonin olmadan normal uyku düzeniniz bozulabilir.

ÇÖZÜM: Uyumadan önce ışık kontrolü yapın. Bütün ışıkları kapatın ve uyumanıza yardımcı oluyorsa, televizyonunuza zaman ayarlı otomatik kapama kurmayı deneyin. Dijital çalar saatinizi uzağa koyun.

Ayrıca bunları da deneyin:

  • Sevdiğiniz şarkılardan oluşturduğunuz bir albümü dinlemek kortizol seviyenizi yüzde 66 oranında düşürebilir. Şarkıları dinlemek için yer ve mekan size kalmış.
  • Öğlen uykusu, stres hormonu kortizol düzeyini yüzde 50’ye varan oranlarda düşürebilir. Lavanta veya biberiye koklayın!
  • Lavanta ile iyi uyursunuz. Lavanta ile stres hormonu kortizol yüzde 24 düşer. Yeni bir araştırmaya göre; bir ay boyunca haftada bir masaj yaptırmak kortizol seviyesini yüzde 31 azaltıyor.
  • Sabah işe gitmeden bir kivi (C vitamininden en zengin meyveler arasındadır) yemenizi öneririm.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Kalbinizi Egzersizle Güçlendirin

Yayınlanma:

,

Araştırmalar, egzersiz programları ve günlük aktivitelerin kalp hastalarında daha erken iyileşme sağladığını göstermiştir. Hareket etmekten çekinmeyin ve sürekli bir şeylerle oyalanın

Sağlıklı bir yaşamın en temel gerekliliklerinden biri egzersizdir. Doğru ve düzenli egzersiz, yaşlanma ile birlikte gelen fiziksel rahatsızlıkları önlemede, bağışıklık sistemini güçlendirmede, psikolojik iyileşme sağlamada ve olası hastalıklara karşı korumada önem taşımaktadır.
Ayrıca kronik hastalıkların tedavisinde düzenli egzersiz yapmanın başarılı sonuçlar verdiği kanıtlanmıştır.

YÜKSEK TANSİYON NORMALE DÖNER
Düzenli egzersiz kardiyovasküler hastalıklar için belirlenmiş birçok risk faktörü üzerinde olumlu etkilere sahiptir:
Vücut ağırlığında azalma (kilo verme)
Yüksek tansiyon hastalarında, normal seviyelere ulaşma
Kötü (LDL ve toplam) kolesterolde düşüş
İyi (HDL) kolestrol düzeyinde artış
İnsülin duyarlılığında artış Egzersizin birtakım fizyolojik faydaları da vardır; kasların işlevselliğinde ve vücudun oksijen alıp kullanabilme yeteneğinde düzenli egzersiz olumlu etki sağlar. Günlük düzenli aktiviteler vücudun oksijen taşıma ve kullanma becerisini geliştirerek yorgunluk hissini ortadan kaldırır. Bu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olan hastalar için çok önemlidir. Egzersiz programlarından önce ve sonra kas gücünü ve esnekliğini ölçen çalışmalar, özellikle yaşlı gruplarında, sırt ağrısı ve kemik hastalıklarında iyileşme olduğunu göstermektedir.
Bir egzersiz programına yeni katılan ve kalp rahatsızlığı tanısı konmuş hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada, kendine güvende artış, daha düşük stres ve daha az kaygı gibi yaşam kalitesinin diğer ölçütlerinde iyileşmelerin meydana geldiği gözlenmiştir. Dolayısıyla egzersiz programları ve günlük aktiviteler kalp hastalarında daha erken iyileşme sağlamaktadır.
Ayrıca araştırmalar, egzersiz programlarına katılan ve düzenli spor yapan kalp hastalarının ölüm oranının yüzde 20-25 oranında azaldığını da ortaya koymuştur. Bu, kalp rahatsızlığı olan hastalar için fiziksel aktiviteyi destekleyen güçlü bir kanıttır.
Egzersizin yararları tartışılmaz olmasına rağmen, kalp rahatsızlığı olan hastalar için tek başına egzersiz programlarının, kalbin pompalama kabiliyetinde veya kalp kasına oksijen tedarik eden koroner damarların çapında düzelme göstermediğini belirtmek gerekir.
Düzensiz beslenme, şeker kullanımı; alkol ve sigara tüketimi, fast food, doymuş yağ kullanımı kalp sağlığını tehlikeye atan diğer risk faktörleridir. Sağlıklı bir kalp için bunlara da dikkat etmek gerekir.
Diyet ve beslenme formda bir vücut için altın kurallardan biridir. Eğer tam bir diyet programına uyum sağlayamıyor ya da vücudunuzu forma sokamıyorsanız, gün içerisinde hareketli olmaya önem vermeniz gerekir. Boş zamanlarınızda yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteler yine kalp sağlığınız açısından fayda sağlar. Bunların yanı sıra öğle molalarınızda, tatil günlerinizde ve yemek sonrasında yapacağınız birkaç küçük egzersiz ile kalbinizi korumanız mümkün.

Kalp sağlığınız için ezgersiz önerileri
Ağırlık çalışın: Bu egzersizi ara egzersiz olarak değerlendirebilirsiniz. Çünkü gün içerisindeki kısa molalarınızda kolaylıkla yapabileceğiniz bir egzersizdir.
Dambıl kaldırın: Finlandiyalı araştırmacılar, 18-40 yaşları arasındaki 34 erkek katılımcı üzerinde yaptıkları incelemeler neticesinde, ağırlık çalışan katılımcıların kalp sağlığının ağırlık çalışmayanlara göre çok daha iyi olduğunu söylüyor. Aynı araştırma;
24 hafta boyunca, haftanın iki-üç günü, 30 dakika dambıl çalışan erkek katılımcıların kalp kaslarının güçlendiğini de söylüyor. Dambılı kaldırın ve indirin. İşte bu kadar basit.
Tempolu yürüyün: Sağlıklı bir kalp ve beraberinde sağlıklı bir yaşam için günde en az 30 dakika yürümek iyi bir başlangıç olacaktır. Yürüyüşünüz sırasında sürekli olarak kalp atış hızınızı artırmak ve düşürmek, vasküler fonksiyonu geliştirir, kalori yakar ve vücudunuzu kandaki yağ ve şekeri temizlemede daha verimli hale getirir.
Hareket edin: Gün boyunca küçük şekillerde (temizlik, bahçıvanlık, koşu, yürüyüş) aktif olan insanlar hareketsiz yaşayanlara oranla daha fazla kalori yakarlar. 30 ila 60 dakika boyunca egzersiz yapanlar ise çok daha sağlıklıdırlar. Ayrıca sağlıklı bir yaşam sürmek için günlük 10 bin adım atın.

Direnç lastiği kullanın
Kollarınızı açın: Direnç lastiği kol kaslarınızı ve kalp kaslarınızı güçlendirir.
Lastiği uçlarından tutun, ipin üzerine bir ayağınızla basın. Sabit durun ve kollarınızı aşağı yukarı kaldırıp indirin.
Bu sırada hareketlerinizle uyumlu tempoda nefes alıp verin. Bu egzersizi beş dakika arayla tekrarlayabilirsiniz.
Başınızın üzerine çıkacak şekilde lastik çekin: Yine aynı şekilde direnç lastiğinin üzerine basın ve uçlarından tutun. Lastiği başınızı geçecek şekilde çekin ve bırakın. Tekrar yukarı çekin ve aşağı indirin. Bu hareket omuz ve kaslarınızı çalıştıracaktır. Egzersizi yaparkenhızlı davranmadığınızdan emin olun. Beş dakika arayla tekrar edin.
Çömelin ve lastik çekin: Bu egzersizi yapabilmeniz için direnç lastiğini bir yere sabitlemeniz gerekiyor. Bir ağaçtan, demirden veya herhangi bir sabit eşyadan lastiğinizi geçirin ve iki ucundan tutun. Birkaç adım geriye gidin.
Dizlerinizi kırın ve lastiği kendinize çekin. Bekleyin, kollarınızı ileri uzatın.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.