Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Aşırı Kahve Tüketimi Hipertansiyon Sebebi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Aşırı Kahve Tüketimi Hipertansiyon Sebebi

Kalp krizinden kalp yetersizliğine, inmeden beyin kanamalarına, böbrek yetersizliğinden kalıcı görme kaybına… Bu ciddi sağlık problemlerinin yanı sıra ölüme bile yol açabilen hastalığın adı, ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen hipertansiyon. Aşırı kahve tüketimi hipertansiyon sebebi olduğunu biliyor muydunuz?

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada 1.5 milyardan fazla kişi hipertansiyon hastası. Her yıl yaklaşık 7 milyon kişi de yüksek kan basıncı ve yol açtığı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Daha da kötüsü eskiden ileri yaş grubunun hastalığı olan hipertansiyon modern çağın getirdiği sorunlar nedeniyle artık 20’li yaşlarda, hatta çocuklarda bile görülebiliyor. Peki hangi etkenler hipertansiyonun erken yaşlarda ortaya çıkmasına yol açıyor? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy hipertansiyon takvimini öne çeken etkenleri anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Aşırı Tuz Tüketimi

Normalde günde en fazla 6 gram olması gereken tuz tüketimi, ülkemizde günde 18-20 grama yükseliyor. Tuz tüketiminde yapılan her 1 gramlık artış da kan basıncı değerlerinin 1-2 mmHg artmasına neden oluyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy konserve, fast food tarzı gıdalarda ve turşularda tuz oranının çok yüksek olabileceği uyarısında bulunarak, “Ayrıca maden suyunda da çok yüksek oranda tuz var. Kilo vermek veya mide gazını gidermek için günde 5-6 şişe maden suyu tüketmek çok yanlış. Sadece bu alışkanlık kesildiğinde bile kan basıncı ideal sınırlara gerileyebiliyor” diyor.

Uyku Apnesi ve Uykusuzluk

Hipertansiyon açısından gizli tehlikelerden biri de, uyku apnesi. Tedaviye dirençli hipertansiyon hastalarının bir kısmında sorumlu “uyku apnesi” olabiliyor. Uyku apnesi olan kişilerde gece kandaki oksijen oranı düşüyor ve bu durum vücuttaki bazı kalp damar kontrol sistemlerini aktive ederek tansiyonu yükseltiyor. Bunun yanı sıra yapılan bir araştırma, günde 5 saatten az uyuyanların, 7 saat uyuyanlara oranla 2 kat daha yüksek tansiyon riski taşıdığını göstermiş. Buna yol açan etken ise uyku sırasında vücudumuzda salınan ve damarlarımızı genişleten birtakım kimyasal maddeler. Eğer daha az saat uyursak, bu maddelerin salınımı bozuluyor ve kan basıncı ile kalp hızında artışa neden olabiliyor.

Hatalı Diyetler

Hatalı diyetler de hipertansiyonun erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Özellikle magnezyum, potasyum ile kalsiyumdan zayıf beslenmek uzun vadede damar sertliğine, bunun sonucunda da hipertansiyona yol açabiliyor. Ayrıca yüksek doymuş yağ içeren veya yüksek karbonhidrat içeren diyetler de uzun dönemde hipertansiyona yol açabiliyor.

Hareketsizlik

Hareketsiz hayatın kan basıncını yükselttiğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var. Ve bu çalışmalarda hareketsiz yaşam tarzı olanların, hipertansiyona yakalanma riskinin çok daha yüksek olduğu görülmüş. Tansiyon düşürücü etki için mutlaka spor salonuna gitmeye de gerek yok, günde 30 dakikalık hızlı yürüyüş yeterli oluyor.

Sigara ve Alkol Kullanımı

Sigara ile alkol gibi alışkanlıklar kısa dönemde damarlarda büzüşmeye yol açarak ve uzun dönemde de damar sertliği yaparak hipertansiyona neden oluyor.

Obezite

Günümüzün önemli bir sorunu olan ve gençleri, hatta çocukları bile tehdit eden obezite hipertansiyona yol açan önemli bir etken. Öyle ki obezite sorunu olan kişilerde hipertansiyon 3 kat fazla görülüyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy ideal kilonun yüzde 20 üstüne çıkıldığında ise hipertansiyon riskinin 8 kat arttığı uyarısında bulunuyor.

Aşırı Kahve ve Çay Tüketimi

Kahve ve çay da içerdikleri kafein gibi uyarıcı maddeler nedeniyle fazla tüketildiklerinde tansiyonun yükselmesine yol açabiliyorlar. Bu yüzden çayı açık içmek ve günde 3 bardak ile sınırlandırmak önemli. Aynı şekilde kahvede de 1 fincanı geçmemek uygun olacaktır. Ayrıca kafein içeren enerji içeceklerinden de uzak durmaya özen gösterin.

Stres

Hem psikolojik, hem fiziksel stres de vücutta stres hormonlarının (noradrenalin, adrenalin, kortizol vb.) salınımı artırıyor. Bu hormonlar da doğrudan veya dolaylı etkileriyle tansiyonu yükseltiyor.

Çeşitli Hastalıklar

Hipertiroizm ve hipotroizim gibi tiroit bezi hastalıklar, böbreğe giden damarlarda daralma, diyabet, aort darlıkları da hipertansiyona yol açan etkenlerden. Kan basıncının ideal seviyeye düşmesi için bu hastalıkların kontrol altına alınması çok önemli.

Tansiyonu Düşürmek İçin…

  • İdeal kilonuza ulaşın.
  • Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz için mutlaka spor salonuna gitmek gerekmiyor, günde 30 dakikalık yürüyüş bile yeterli olabiliyor.
  • Sağlıklı beslenin. Yeşil sebze ağırlıklı ve düşük yağlı bir beslenme tarzı edinin ve diyetle aldığınız potasyum miktarını artırın.
  • Gıdalarla aldığınız tuzu 6 gramın, hatta mümkünse 4 gramın altına indirin.
  • Sigara içiyorsanız, mutlaka bırakın.

Hipertansiyonla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Hangi Hastalık Neyin Habercisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hangi Hastalık Neyin Habercisi

Vücudumuzda küçük veya büyük her aksaklık bir sağlık sorununa işaret ediyor olabilir. Habertürk’ten Ceyda Erenoğlu’nun haberine göre; bu belirtilerin asla görmezden gelinmemesi gerektiğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, hayat kurtaran açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Küçükardalı, her bir şikayeti, olası hastalıklarla açıkladı. Bu şikayetler, illa hasta olduğunuz anlamına gelmiyor ancak belirtileri gözden kaçırmamak ve tıbbi destek almak hayati önem taşıyor.

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

* Başın ön bölgesinde basınç hissi

Genellikle sinüziti akla getirir. Ancak göz tansiyonu, kafa içinde ön kısımda yer işgal eden lezyon, bazı migren çeşitlerinde de bu his olabilir.

* Ensede ağrı ve basınç

Öncelikle tansiyon yüksekliği, sonra boyun omurgalarında kireçlenme, sinir basıları, kas spazmları gibi patolojileri düşündürür.

* Şakaklarda ağrı ve basınç duygusu

Gerilim tipi baş ağrıları, çene ekleminde kireçlenme olması, kulak önündeki tükürük bezinin hastalıkları, şakak bölgesindeki damarın mikropsuz iltihaplanması en sık rastlanılan sebeplerdir.

* Başta basınç hissiyle beraber görmede bulanıklık

Göz tansiyonu, gözün arka tabakalarında kanama, yırtılma olması.

HANGİ KANSER HANGİ BELİRTİLERLE GELİYOR?

* Görmede bulanıklık

Katarakt, gözün optik sisteminde bozukluk (miyop, hipermetrop, astigma) olması, şeker ve tansiyon hastalığına bağlı göz damarlarında hasarlanma olması, göz sinirinin hastalıkları, gözün saydam tabakasının (kornea) hastalıkları, kafa içinde görme merkezinin hastalığı durumlarındaki yakınmadır.

* Göz kararması

Tansiyon düşmesi veya yükselmesi, kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi, tuz dengesinin bozulması.

* Cisimleri bir perdenin ardında görüyormuş hissi

Katarakt, miyop, hipermetrop, astigma gibi optik sistem ile ilgili hastalıklar.

* Görüntüye odaklanamama

Mercek sisteminde olan bozukluklar, görme sinirinin hastalıkları.

* Baş dönmesi

Tansiyon yükselmesi veya düşmesi, iç kulaktaki denge organının hastalıkları, sıvı noksanlığı, kansızlık, tuz dengesi bozuklukları, vitamin noksanlıkları, kafa içinde basınç artışı olması, görme bozuklukları, beyin sapının hastalıkları gibi durumlarda olur.

* Burun kanaması

Pıhtılaşma sistemi hastalıkları, kandaki pulcukların (trombosit) sayısının ve fonksiyonunun az olması, tansiyon yüksekliği, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi, burun içinde kılcal damar yumağının olması, ileri dönem karaciğer ve böbrek hastalığı olması, burun içinde infeksiyon olması.

* Burun tıkanıklığı

Gribal infeksiyonlar, burun allerjisi olması, burunda deviasyon, polip olması.

* Baş dönmesiyle beraber görülen burun kanaması

İlk akla gelmesi gereken tansiyon yüksekliğidir.

* Ani işitme kaybı

Kulak zarında travma ya da infeksiyona bağlı delinme olması, işitme sinirine toksik etkisi olan ilaçların kullanılması (aminoglikozit grubu antibiyotikler, aspirinin yüksek dozda kullanılması), yüksek desibelde sese maruz kalma (ses travması), Multipl Skleroz (MS) denilen hastalığın işitme sinirine zarar vermesi, işitme sinirinin tümör ya da başka nedenlere bağlı basıya maruz kalması gibi durumlar düşünülmelidir.

* Kulak çınlaması

İç kulakta bulunan kemikçiklerin kireçlenmesi, kalbin hızlı veya düzensiz çalışması, tansiyon yüksekliği, menier hastalığı durumlarında olabilir. Bazen de bütün araştırmalara rağmen nedeni ortaya konamayabilir.

* Diş eti kanaması

Ağız hijyeninin kötü olması, diş eti infeksiyonları, diş taşları, vitamin noksanlıkları (özellikle C ve K vitamini), pıhtılaşma sistemi hastalıkları, pıhtılaşma hücrelerinin sayısının veya fonksiyonunun az olması, karaciğer ve böbrek hastalıkları, nadiren kan kanserine bağlı pıhtılaşma sisteminin bozulması, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Geçmeyen Baş Ağrısına Dikkat

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Geçmeyen Baş Ağrısına Dikkat

Vücudumuzun bütün hormonal dengesini sağlayan en önemli organ hipofiz bezidir. Hipofiz bezinden köken alan en önemli hastalık ise hipofiz tümörleridir. Hipofiz hastalıklarının önemli bir kısmında belirtiler çok hafif olabilir, bu sebeple hastalığın tanısında sıklıkla zaman kaybı olur. Özellikle geçmeyen baş ağrısına dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, ‘ayrıntılı araştırmalara rağmen baş ağrısının sebebi bulunamıyorsa hipofiz tümörü de düşünülmelidir” dedi.

Hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörler, tümörün tipine göre aşırı miktarda hormon salgılanmasına neden olabilir. Ve buna bağlı olarak değişik hastalık tablolarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Ayrıca, nadir olmayarak tümör kitlesinin basısına bağlı olarak hipofiz hormonları yetersiz salgılanabilirler. Hipofiz hastalıkları baş ağrısı, adet düzensizliği, kilo artışı, kadınlarda meme başından süt gelmesi vb. belirtiler gösterir. Nadiren erkeklerde de meme başından süt gelmesi, saç dökülmesi, halsizlik, yorgunluk gibi çok çeşitli belirtilerle kendini gösterebilir. Hipofiz tümörlerinin çok büyük bir kısmı iyi huyludur ve kanser olma ihtimali çok çok azdır. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Koordinatörü ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, hipofiz hastalıklarına bağlı şikayetlerin önemli bir kısmı hakkında bilgi verdi. Bir çok hipofiz dışı hastalıkta da görülebileceği için hastaların tanı konuluncaya kadar zaman kaybedebileceğini söyledi.

Hipofiz Bezi, Vücudun Gelişmesi İçin En Önemli Organ

Hipofiz bezini bir, orkestra şefine benzeten Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, “Bezelye büyüklüğündeki bu önemli organ kafa kaidesinde, burun kökünün hemen arkasında yer alır. Kadınlarda gebelik esnasında biraz daha büyüyebilir. Hipofiz bezi, kendisine gelen uyarılar doğrultusunda vücudun ihtiyacı olan hormonları salgılar. Ayrıca kan dolaşımındaki hormonların düzeyini de göz önüne alarak hangi hormonu, ne zaman ne kadar salgılayacağına karar verir. Hipofiz bezi salgıladığı bu hormonlarla vücudumuzun gelişmesi, organların çalışması ve enerji dengesinin sağlanması konusunda organizmadaki en önemli organdır” dedi.

Görmede Daralma Önemli Bir İşaret

Hormonların aşırı ve fazla salgılanmasının sonucunda farklı hastalık tablolarının ortaya çıkabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, bununla birlikte tümörün boyutuna bağlı olarak da sorunların görülebileceğini hatırlattı. Tedaviye rağmen geçmeyen kronik baş ağrılarında hipofiz bezi tümörünün de düşünülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, sözlerine şöyle devam etti:

“Hipofiz tümörü yukarıya doğru büyüdükçe görme sinirine bası yaparak görme alanında daralmaya ve nihayet görme kaybına yol açabilir, yanlara doğru büyümeye bağlı olarak da çift görme veya göz kapağında düşüklük gibi bulgular ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bazı hastalar ilk olarak göz hastalıkları uzmanına müracaat edebilirler. Bu gibi görme bozuklukları olduğunda hipofiz tümörleri mutlaka düşünülmelidir.”

Boy Kısalığının En Önemli Nedeni

Boy uzamasından sorumlu olan büyüme hormonu hipofiz bezinden salgılandığını hatırlatan Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur sözlerine şöyle devam etti:

“Boy kısalığının en önemli nedeni büyüme hormonu eksikliğidir. Buna karşılık, büyüme plaklarının henüz kapanmadığı çocukluk döneminde büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda aşırı boy uzaması veya devlik (jigantizm) meydana gelir. Yetişkin yaşta büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda ise akromegali adı verilen hastalık ortaya çıkar. İç organlarda, yüzde, ellerde veya ayaklarda büyüme görülür. Bu kişiler, ayaklardaki büyüme nedeniyle ayakkabılarının olmadığını, parmakların kalınlaşması sonucu yüzüklerini takamadıklarını belirtirler. Ayrıca, burun ucu büyür, alın öne çıkar, çene ve dil büyür ve yüz kabalaşır. Fiziksel problemlerin yanı sıra hastalarda sıklıkla metabolik ve psikolojik bozukluklara da rastlanır.”

Saç Dökülmesi Varsa Dikkat

Tiroid bezinin, vücudun enerji dengesini sağladığını kaydeden Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, “Tiroid bezinin çalışması da hipofiz bezinden salgılanan TSH adlı bir hormonun kontrolü altında olur. Eğer TSH eksikliği olursa tiroid bezi yetmezliği (sekonder hipotiroidi) meydana gelir. Bu hastalarda üşüme, halsizlik, çabuk yorulma, iştah azalması olmasına rağmen kilo alma ve uykuya eğilim gibi bulgular görülür. TSH fazlalığında (sekonder hipertiroidi) ise tiroid bezinden aşırı miktarda tiroid homonu salgılanır ve zayıflama, ellerde titreme, çarpıntı, saç dökülmesi, uykusuzluk gibi bulgular ortaya çıkar” dedi.

Her şeye Rağmen Kilo Veremeyenlerin Kortizol Dengesi Kontrol Edilmeli

Bazı hipofiz bezi tümörlerinde normalden fazla ACTH hormonu salgılanır ve artmış ACTH böbrek üstü bezinden aşırı miktarda kortizol hormonu salgılanmasına neden olur, buna Cushing hastalığı denir. Tedaviye ve yaşam değişikliğine rağmen kilo veremeyen ve kan şekeri kontrol altına alınamayan hastalarda mutlaka kortizol fazlalığının araştırılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, sözlerine şöyle devam etti: Cushing hastalığında karın bölgesinde yağlanma ve kilo artışı buna karşılık kollarda ve bacaklarda incelme meydana gelir. Deri incelir ve bunun sonucu olarak basit çarpmalarda bile morarmalar görülür. Kadınlarda aşırı kıllanma veya saç dökülmesi, karın veya üst kol bölgesinde menekşe renginde çatlaklar ve kadınlarda adet düzensizliği de diğer belirtiler arasında yer alır. Bu hastaların ömür boyu izlenmeleri gerekir.”

“ACTH hormonun yetersiz salgılanmasının sonucu olarak böbreküstü bezi yeteri kadar kortizol yapamaz. Vücut strese özellikle infeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız kalır. Halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme, tansiyon düşüklüğü, kan şekeri düşüklüğü, zayıflık gibi bulgular ortaya çıkar. Bazı hastalar koma halinde hastaneye getirilirler.

En sık rastlanan hipofiz tümörü prolaktin slgılayan tümörlerdir. Kadınlarda daha çok görülür. Prolaktin hormonu doğumdan sonraki dönemde süt oluşumundan sorumlu olan hormondur. Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden veya sıkmakla süt gelmesi durumunda prolaktin salgılayan hipofiz tümörü düşünülmelidir. Nadiren erkeklerde de bu bulguya rastlanabilir. Bazı hipofiz tümörlerinde hiçbir hormonal bozukluk olmayabilir.

“Tedavi Altta Yatan Nedene Göre Belirleniyor”

Gerek hipofiz tümörlerinin gerekse diğer hipofiz hastalıklarının genellikle yavaş ve sinsi bir şekilde ilerlediğini, bu nedenle tanının geciktiğini dile getiren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi:

“Hastalığın kesin tanısı, hastanın dikkatli bir muayenesi, laboratuvar testleri ve görüntüleme yöntemleriyle konulur. Hastalığın türüne göre de ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ve ışın tedavisi uygulanır. Eğer tıbbi ya da cerrahi tedavi ile hormon fazlalığı ve tümörün büyümesi durdurulamıyorsa ışın tedavisine başvurulabilir. Hipofiz tümörlerinin önemli bir kısmında cerrahi tedavi ilk planda yer alır. Hipofiz hastalıkları konusunda deneyimli bir endokrinoloji uzmanı, beyin cerrahı ve yeterli teknolojik altyapıyla hipofiz tümöründen tamamen kurtulmak mümkün olabilir. Bununla birlikte günümüzde ilaç tedavisi de, elde edilen başarılı sonuçlara paralel olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Prolaktin hormonu salgılayan hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmında ilk tedavi ilaç tedavisidir. Işın tedavisini ise günümüzde eski yıllara göre daha nadir kullanıyoruz.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Kulak Çınlamasının Nedenleri

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

kulak çınlamasının nedenleri

Yaş ya da cinsiyet ayrımı gözetmeden herkeste ortaya çıkabilen kulak çınlamasının tedavi edilebilen bir sorun olduğunu söyleyen KBB Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, çınlamanın karakterinin altta yatan hastalığa göre değiştiğini söyledi.

“Ortamda ses olmadığı halde ses varmış gibi algılamak” olarak tanımlanan kulak çınlaması, basit bir kulak kiri, sistemik hastalıklar, tiroit problemleri, nörolojik bir takım rahatsızlıklardan da kaynaklanabiliyor. İç kulakta, sesi algıladığımız bölgede bulunan tüylü hücrelerin, hasar görmesi sonucu iç kulak ses üretiyor.  İşte kulak çınlaması da bu sesin algılanması sonucu ortaya çıkıyor. Kulak çınlamasının günümüzde geliştirilen pek çok yöntem sayesinde tedavi edildiğini ve hastanın hayat kalitesinin artırıldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, tedavi süreçlerine yönelik açıklamalar yaptı.

Hastalar Çaresiz Değil

Çınlamanın iletişim kurmayı da engelleyebildiğini paylaşan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Kulağında çınlama duygusu olan kişi, dış ortamdan gelen sesleri rahat algılayamıyor. Bu ses sürekli olunca, birtakım rahatsızlıklara, kaygıya, depresyona sebep olabiliyor. Sinirlilik hali oluşabiliyor, baş ağrısı da yapabiliyor” diye konuştu. Özellikle ileri yaşlarda 60 yaş üstü kişilerde, çalıştığı ortamda gürültüye maruz kalanlarda, gürültülü ortamda müzik dinleyenlerde daha fazla gözleniyor. Bu şikayeti olan hastaların çaresiz olmadığını aktaran Prof. Dr. Tatlıpınar, “Hastaların hekimlerine danışması, sağlıklı sonuçlar getiriyor” ifadelerini kullandı.

“Hastalıklara Göre Çınlamanın Karakteri Değişiyor”

Kulak çınlamasının karakterinin, altında yatan hastalıklara göre değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Tatlıpınar, şu bilgileri verdi: “Hastalar, ‘kulağımda zil çalıyor, deniz sesi geliyor’ diyebiliyor.  Hastalığa göre çınlamanın şeklinin değiştiğini görüyoruz. Örneğin, tümör varsa, yüksek frekanslı bir çınlama görülebiliyor. Üfürüm şeklinde görülen çınlamalar ise, damar kaynaklı bir sorunun varlığını gösterirken, zil sesi tarzında çınlama iç kulakla ilgili olabiliyor. Dolayısıyla ayırıcı tanıda, çınlamanın ne zaman başladığı, süresi ve karakteri son derece önem taşıyor. Altta yatan neden tespit edilerek tedavi edildiğinde, çınlama da ortadan kalkıyor” diye konuştu.

Vitamin Eksikliğine Dikkat!

Demir eksikliğinin kulak çınlaması yaptığını söyleyen Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Tükettiğimiz gıdaların demir yönünden zengin olmasına dikkat etmeliyiz. Bu gıdalar, yeşil yapraklı sebzeler, etler, kuru üzüm gibi gıdalar olmalı. Yapılan incelemeler sonucunda demir eksikliği anemisi tespit edilen kişilere, hekim kontrolünde replasman tedavisi de uygulanıyor” diye konuştu.

“Sigara ve Alkol de Çınlamaya Neden Olabilir”

Çınlamada, etkene yönelik tedavi önerdiklerinin altını çizen Prof. Dr. Tatlıpınar, “Burada en önemli faktörlerden bir tanesi, çınlamaya neden olan etkenleri ortadan kaldırmak ya da en azından azaltmak. Gürültülü ortamlarda çalışılıyorsa mutlaka kulaklık kullanılmalı. Gürültülü ortamlardan mümkünse tamamen uzak durmak, yüksek sesle müzik dinlenmemek de alınabilecek tedbirler arasında yer alıyor. Ayrıca çınlamayı tetiklediği için sigara ve alkolden uzak durulmalı. Kafeinli içecekler azaltılmalı.

Tedavi Yöntemleri Kişiye Göre Değişiyor

Eğer kişide ileri yaşa bağlı bir işitme kaybı varsa, buna çınlama da eşlik edebiliyor. Bu durumda, işitme cihazlarının yanı sıra, iç kulaktan gelen sesi maskeleyebilmek için deniz, yağmur, müzik sesi gibi bazı ses üreten, beyaz gürültü dediğimiz cihazlar da kullanabiliyoruz.” dedi.

Kişiye özel tedavi yöntemleri uyguladıklarını paylaşan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Çınlama hastayı çok fazla etkiliyorsa, ilaç ve vitamin de kullanılabiliyor.” diye ekledi.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım beyaz eşya servisi endüstriyel mutfak