Bizimle iletişime geçin

Çocuk Sağlığı

Anne Sütü Bebeği Güçlendiriyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Anne Sütü Bebeği Güçlendiriyor

Bebeklerin hem fiziksel hem psikolojik gelişimi için olmazsa olmazların başında gelen anne sütü, bebeklerin ilk 6 ayında mutlaka tek başına verilmelidir. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Belkıs Kütük, 1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda anne sütü bebeği güçlendiriyor dedi ve önemi hakkında bilgi verdi.

Altın Değerinde Anne Sütü

Anne sütü, bebeğin ihtiyacı olan vitamin, mineral, protein ve karbonhidratların yanı sıra kök hücre de içerir. Bunun haricinde annenin geçirmiş olduğu hastalıklara ve anneye yapılan aşılara karşı oluşmuş antikorları içermektedir. Fiziksel büyümeye katkısı dışında, anne sütü, bebekleri psikolojik olarak da güçlendirir ve anneyle aralarında pozitif bir bağ kurulmasını sağlar. Emen bebekler kendilerini güvende hissederler, mutlu ve sağlıklı bir yeni doğan dönemi geçirir.

Anne sütü, bebeğin ayına ve hastalık durumuna göre içeriği değişebilen bir gıda maddesidir. Yeni doğan bebeklerde sütün ilk damlaları yanı kolostrum çok önem taşımaktadır. Kolostrumda çok yoğun koruyucu maddeler ve antikorlar vardır. Bebek büyüdükçe sütün içeriği, sahip olduğu protein ve karbonhidrat oranı değişmektedir. Bebek hasta olduğunda da anne sütünün içeriğinin değiştiği tespit edilmiştir.

Meme Kanserinden Koruyor

Emzirmenin anneye çok faydası bulunmaktadır. Bebeğini uzun süre emziren annelerde meme kanserine daha az rastlanmakta, memede kist ve adenom oluşumu daha az gözlenmektedir. Emzirmek annenin rahminin toparlanmasına ve kilo vermesine yardımcı olmaktadır. Emziren anneler daha mutlu ve daha sakin olurlar. Duygusal tatmin yaşarlar ve bebekleriyle eşsiz bir sevgi bağı kurarlar.

Stresten Uzak Durarak Süt Miktarını Artırın

Bebek doğumdan sonra en kısa sürede emzirilmelidir. İlk yarım saat içinde emzirmek prolaktin yani süt yapıcı hormonun daha kısa sürede salgılanmasını sağlar ve süt daha erken gelir. Zor geçen normal doğumlar ve sezaryen doğumlar sonrasında süt oluşumu biraz gecikebilmekte ve anne sütü yetersiz kalabilmektedir. Anne doğumdan sonra mümkün olduğunca dinlenmeli, uykusunu almalı ve stres ve kaygılarından uzaklaşmalıdır. Bu durumda her aile bireyi anneyi psikolojik olarak desteklemeli, ona yardımcı olmaya çalışmalıdır. Bebek ve anne sağlıklı ise, bebek sıklıkla emziriliyorsa ve annenin beslenmesi iyiyse mutlaka süt olacaktır.

Anneler Bol Su İçip Dengeli Beslenmeli

Anne emzirirken yeme içme düzenine dikkat etmeli, protein ağırlıklı beslenmelidir. Meyve ve sebzeyi ihmal etmemeli, hamur tatlıları yerine hafifi sütlü tatlılar tüketmelidir. Emziren anneler günde 2-2.5 litre su içmeli, çok keskin baharatlardan süte geçip bebeği rahatsız edeceği için kaçınmalıdır. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi baklagiller, brokoli, karnabahar gibi sebzeler anneden bebeğe geçip gaz yapabilir. Bazı gaz yapan meyveleri de anne komposto olarak tüketebilir. Rezene ve ıhlamur gibi bitki çaylarını tüketmek sütün artmasına yardımcı olmaktadır.

Anne sütüyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Sağlığı

Çocuğunuzun Sürekli Hastalanma Nedeni Alerji Olabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Çocuğunuzun Sürekli Hastalanma Nedeni Alerji Olabilir

Kış aylarında, sık sık nezle ve grip olan, burun akıntısı, tıkanıklığı, kaşıntısı yaşayan; geceleri geçmeyen öksürük, öksürüğe bağlı hırıltı ya da nefes darlığı sorunları olan çocuklarda, altta yatan neden ‘alerji’ olabilir. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, alerjik çocuklarda enfeksiyonların, diğer çocuklara göre daha uzun sürdüğüne işaret ediyor. Çocuğunuzun sürekli hastalanma nedeni alerji olabilir.

Bahar aylarında sık görülen alerjiler, kışın kapalı ortamlarda daha fazla zamanının geçirilmesi, özellikle ev tozu gibi iç ortam alerjenleriyle maruziyeti artıyor. Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, bu nedenle 3 haftadan daha uzun süren burun akıntısı, öksürük ve öksürüğe bağlı hırıltıların alerjik kökenli olabileceğine işaret ediyor. Ayrıca,  bir yaş altındaki bebeklerde daha sık rastlanan besin alerjileri de, tıpkı polenler veya ev tozu akarları gibi burun tıkanıklığı, burun akıntısı, öksürük, hırıltılı solunum şikâyetleriyle kendini gösteriyor. Bu bebekler kış aylarında viral enfeksiyonlara daha yatkın oluyor. Geçirdikleri enfeksiyonlar bronşiolit’e ilerleyebiliyor. Astım ve alerjik rinit gibi hastalıklar, enfeksiyon hastalıklarıyla karıştırılırsa, gereksiz antibiyotik kullanımına ve asıl hastalığın tedavisinin gecikmesine yol açabiliyor.

Bu belirtilere dikkat!

Alerjik reaksiyonda, değişik organ ve sistemler farklı derecelerde etkilendiğinden, alerjik hastalıkların belirtileri çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.

  • Solunum sistemi etkilenmesi durumunda:
  • Uzun süren ve gece artış gösteren öksürük,
  • Göğüsten gelen hırıltı,
  • Nefes darlığı,
  • Burun akıntısı ve tıkanıklığı,
  • Aksırık,
  • Tekrarlayan orta kulak ve sinüzit sorunları ortaya çıkabiliyor.
  • Dolaşım sistemi etkilenmesi durumunda:
  • Ani gelişen yüzde solgunluk,
  • Tansiyon düşmesi ve çarpıntı ortaya çıkabiliyor.

Bazı durumlarda birden fazla sistemin etkilenmesine bağlı olarak, bu belirtilerin çoğu ve hatta tümü birden görülebiliyor. Bu belirtiler çocukta görüldüğünde uzman hekime başvurulması gerekiyor. Hekimin yapacağı çeşitli kan ve deri testleriyle alerji tanısı konulabiliyor.

Alerji, kronik bir hastalık olduğundan, akut dönemdeki tedavisi kadar, şikâyetin olmadığı dönemde verilen koruyucu tedavi de önem arz ediyor. Tedavinin temeli, alerjiye neden olan etken ya da etkenlerin ortadan kaldırılmasına dayanıyor. Semptomları hafifletmek için de ilaç tedavisinden yararlanılabiliyor.

Alerjik Hastalıkları Önlemek İçin De Mucizenin Adresi Anne Sütü!

Çocuklarda alerjik hastalıkların gelişmemesi için anne sütünün çok önemli olduğunun altına çizen Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, bebeklerin ilk 6 ay mutlaka anne sütü alması gerektiğini söylüyor ve mümkünse 2 yaşına kadar devam edilmesini öneriyor. Çocuğun bağışıklık sistemi ancak 5 yaş civarında tam olarak gelişebiliyor. Bu dönemde yapılan çocukluk dönemi aşıları, hastalıklardan korunmada önemli yer tutuyor.

Alerjik Olmak, Okula Gitmeyi, Spor Yapmayı veya Günlük Aktiviteleri Engellemiyor

Kontrol altında alerjik hastalığı olan çocukların, diğer çocuklardan farkı bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban sözlerine şöyle devam ediyor:

“Alerjinin neye karşı olduğunu bilmek, alerji zamanı gelmeden önlemlerini almak, gerekiyorsa alerji koruyucu ilaçları kullanmak gerekiyor. Gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmesi ve çocukların fast-food yerine sebze, meyve ağırlıklı beslenmesi önemli. Çocukların, alerjen ve enfeksiyonlarla daha kolay karşılaşabilecekleri kreş, alışveriş merkezi gibi ortamlara mümkünse erken yaşlarda sokulmaması gerekiyor. Kullanılan vitaminler, bitkisel ilaçlar bağışıklığı zayıf olan çocuğu koruyamıyor. Sık sık el yıkamak da çok önemli.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

Çocuklarınız Sağlıklı Gözlerle Baksın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Çocuklarınız Sağlıklı Gözlerle Baksın

Çocukluk yaşlarında yapılan ihmaller nedeniyle ileriki yaşlarda tedavisi oldukça zorlaşan sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Göz rahatsızlıkları özellikle gelişim dönemindeki çocuklar için psikolojik travmalara yol açan bir süreci başlatabiliyor. Öğrenim sürecindeki bilgilerin %80’inin görme duyusuyla elde edildiğini belirten Dünyagöz Etiler’den Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy, çocuk göz sağlığında meydana gelebilecek rahatsızlıkları ve dikkat edilmesi gerekenleri açıklıyor.

Çocukluk dönemindeki dünyayı anlamlandırma ve tanıma sürecinde görme duyusu en önemli rolü üstleniyor. Ancak bu dönemde yapılan bazı ihmaller ve meydana gelen göz rahatsızlıkları ilerleyen dönemlerde çocuğun sosyal yaşamını negatif yönde etkileyecek sonuçlara neden olabiliyor. Bu nedenle ciddi sonuçların önüne geçmek için çocuklarda meydana gelebilecek göz tembelliği, kırma kusurları, şaşılık ve renk körlüğü gibi göz rahatsızlıklarının doğru bilinmesi gerekiyor.

Çocuklarda En Sık Görülen Göz Rahatsızlıkları

Miyopi: Gözün önden arkaya olan çapının uzaması veya göz merceğinin ışığı fazlasıyla yansıtması, miyopa yol açabilir. Uzaktaki cisimleri net olarak göremeyen kişilerde görülen miyopi, 0-6 yaş arasındaki çocukların %4’ünde gözlemlenirken, 5-17 yaş arasında görülme oranı %9’dur. Gözlük ve lens kullanımının yanı sıra ilerleyen dönemlerde gözlerin uygun görülmesi halinde lazer ile tedavi edilebilir.

Hipermetropi: Halk arasında yakını görememe hastalığı olarak bilinen bir başka kırma kusuru olan hipermetropi, gözün önden arkaya olan çapının daralması ile oluşur. Doğuştan oluşabilen hipermetropi, 0-6 yaş arasındaki çocukların %21’inde görülürken,5-17 yaş arasında görülme oranı %13’tür. Gözlük ve lens kullanımının yanı sıra ilerleyen dönemlerde gözlerin uygun görülmesi halinde lazer ile tedavi edilebilir.

Astigmat: Kırma kusurları arasında çocuklarda en sık görülen rahatsızlık olan astigmat, göze gelen ışınların tek bir noktada kesişmesi ile oluşur. Göz küresindeki uyumsuz eğrilerin sebep olduğu astigmatta görüntü bulanıklaşır. Miyopi ve hipermetropi hastalarında gözlemlenen astigmat, 0-6 yaş arasındaki çocuklarda görülme oranı %15 ile 28’i arasındadır. Gözlük ve kontakt lens kullanımı ile kontrol altına alınabilen astigmat, ilerleyen yıllarda operasyon ile tedavi edilebilir.

Şaşılık: Göz doktorları tarafından ihmal edilmemesi şiddetle tavsiye edilen şaşılık, halk arasında göz kayması olarak da biliniyor. İlerleyen dönemlerde görme kaybına varabilecek ciddi sonuçlar oluşmasına yol açabilir. Şaşılık, 0-6 yaş arasındaki çocukların %3’ünde görülür. Tedavi başarısı için, erken başlamak büyük önem taşır. Herhangi bir kırma kusuru olan hastalarda 18 yaşına kadar gözlüğe devam edilmesi tavsiye edilir. Sadece bir gözde oluşan şaşılıklarda ise kapatma tedavisi uygulanır.

Göz tembelliği: Gözlerde veya göz sinirlerinde herhangi bir yapısal problem bulunmamasına rağmen, bir gözün diğerine göre oranla veya her iki gözün düşük görme kapasitesine sahip olması sebebiyle oluşan göz tembelliği, 0-6 yaş arasındaki çocukların %3’ünde görülür. Şaşılık, kırma kusurları, doğuştan katarakt, korneal leke veya göz kapağı düşüklüğü sebebiyle oluşabilen göz tembelliği teşhisinin özellikle 7 yaşın altında teşhisi konulması önem taşıyor. Sık göz kırpma, sıklıkla ovalama, dijital ekranlara bakarken başı bir yana eğme veya yazıları parmakla takip etme, göz tembelliğinin habercisi olabilir. Göz tembelliği, gözlük ve kapama tedavileri ile kontrol altına alınabiliyor.

Renk körlüğü: Kırmızı, yeşil ve mavi renklerden bir veya daha fazlasını ayırt edememe ile ortaya çıkan renk körlüğü, erkek çocuklarda bulunan X genine bağlı olarak gelişen bir rahatsızlık. Doğumsal bir rahatsızlık olmasına rağmen, çocukların renkleri ve çevreyi öğrenme çağında olması sebebiyle kolaylıkla fark edilemiyor. Erkek çocukların %2’sinde görülen renk körlüğünün bir tedavisi bulunmuyor. Renklerin ayırt edilebilmesi için özel olarak üretilen kontakt lensler sayesinde etkili sonuçlar alınabiliyor.

Erken Teşhis ve Doğru Müdahale Hayat Kurtarıcı Oluyor

Özellikle erken doğum olan çocuklarda görülen Prematüre Retinopatisi rahatsızlığı, hemen müdahale edilmesi gereken ciddi bir durumdur. Bunun yanı sıra gözlerde sıklıkla çapaklanma, şaşılık, travma sonucu oluşan yaralanmalar ve optik sinirlerde oluşan problemler sonucu oluşabilecek rahatsızlıklar da bu yaştaki çocuklarda sıklıkla görülen göz hastalıkları arasında yer alıyor. Bu noktada ebeveynlere büyük sorumluluklar düşüyor. Çocuklarının göz sağlığında ortaya çıkabilecek belirtilerin incelenmesi ve profesyonel bir destek alınması gerekmektedir. Çünkü bu dönemde gerçekleştirilecek erken teşhis ve doğru tedavi ileriki dönemler için hayat kurtarıcı olmaktadır.

Doğum Sonrası 4 – 6 Hafta Arasında Göz Muayenesi Şart

Çocuklarda meydana gelebilecek göz rahatsızlıklarının okul öncesi dönemde yapılacak göz muayeneleri ile tespit etmek mümkün. Doğumdan sonra 4 – 6 hafta arasında mutlaka göz muayenesinin yapılması gerekmektedir. Bu dönemde yapılacak muayene erken doğan bebeklerin gözlerinde görülen Prematüre Retinopatisi hastalığının veya genetik rahatsızlıkların tanısını kolaylaştırmaktadır. Bebeklerde 6 ay – 1 yaş arasında yapılacak muayeneler ise özellikle şaşılığın tespiti ve tedavisi için önemlidir. Burun kökünün henüz gelişmemesine bağlı olarak gözlerde yalancı kayma denilen durumun da görülebildiği bu dönemde kaymalar mutlaka tedavi gerektirir. 1 yaşında gerçekleştirilecek kırma kusuru muayenesi ise göz tembelliklerini net bir şekilde ortaya çıkarmaya yardımcı olmaktadır.

Çocuklarınızda Bu Belirtiler Varsa Dikkat Edin

Çocukların göz sağlığı 0 – 16 yaş arasındaki dönemde doğru şekilde takip edilmelidir. Bebeklik döneminde, okul öncesi dönemde veya okul süresince düzenli göz muayenelerinin yanı sıra göz sağlığının takibi birçok göz hastalığını küçük yaşlarda ortaya çıkarmaktadır. Göz kayması, göz kapağı düşüklüğü, göz yaşarması, göz kapaklarındaki şişlik gibi belirtilerin göz ve göz çevresinde meydana gelmesi durumunda mutlaka uzman bir hekime danışılmalıdır. Bunun yanı sıra ilerleyen yaşla birlikte çocukların hayatına giren teknolojik cihazların kullanımına da dikkat edilmelidir. Bu cihazlara sürekli yakından bakmak miyopi rahatsızlığına davetiye çıkarmaktadır. Bunun nedeni ise dijital ekranlardan yayılan zararlı ultraviyole ışını olan mavi ışıktır. Bu riski minimuma indirmek için çocukların, dijital ekranların başında geçirdiği zamanın kontrol altında tutulması önemlidir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

Bebeğim Sağlıklı Gelişiyor mu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bebeğim Sağlıklı Gelişiyor mu

Hiç kuşkusuz 40 haftalık keyifli bir o kadar da heyecanlı bekleyiş sürecinde“Bebeğim sağlıklı gelişiyor mu?” sorusu her ebeveynin yaşadığı kaygıların başında yer alıyor. Çoğunlukla korkulan olmuyor ve anne baba bebeğini sağlıkla kucaklarına almanın mutluluğunu yaşıyor. Ancak hamilelerin yüzde 5-10’unda ise fetusta anne karnında büyüme geriliği ortaya çıkabiliyor.

Erken doğumun yanı sıra bebeğin kaybına bile yol açabilen fetal büyüme geriliğinin pek çok nedeni var. En sık ve önemli nedenlerden biri de, anne karnındaki bebeğin gelişiminde yaşamsal önem taşıyan plasentanın oksijensiz kalması! Bebeğin sağlığını, hatta yaşamını bile tehdit eden bu sorunu araştıran Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici ile Amerikalı meslektaşları “Plasenta nasıl oluyor da fetal büyüme geriliğine yol açabiliyor?” sorusuna yanıt buldular.

Washington Üniversitesi’nde başlayan ve 10 yılı aşkın süredir yürütülen bu araştırmanın sonuçları, tıp dünyasında saygın Endocrinology Dergisi’nde yayınlandı. Birinci sıraya da bir Türk hekim, Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici imzasını attı. Yapılan araştırmada tespit edildi ki, plasenta oksijensiz kaldığında hücrelerinin hayatta kalabilmeleri için bir savunma mekanizması oluşturarak yağları damlacıklar içerisinde depoluyor. Çünkü bu yağları hapsetmezse kendi hücreleri ölecek ve bunun sonucunda da bebeğin kaybına yol açacak. Bebeğe az yağ transfer ederek büyüme geriliğine yol açsa da, aslında onun hayatını kurtarmış oluyor! İşte, plasentanın o gizemi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum / Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici’nin önemli açıklamaları…

Plasenta Oksijen Yetersizliğinde Yağ Depoluyor!

Kadın Hastalıkları ve Doğum / Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici ile Amerikalı meslektaşları Washington Üniversitesi’nde başlattıkları araştırmada oksijen yetersizliğine maruz bırakıldığında plasenta hücrelerinde yağ damlacıkları şeklinde yağ depolandığını ortaya koydular. Büyüme geriliği ile doğan bebeklerin plasentalarında da fazla yağ depolanmış olduğunu tespit eden araştırmacılar, bu bebeklerde normal doğum ağırlığındaki bebeklere göre yağ dokusunun neden orantısız olarak az olduğunun, bu bebeklerin neden zayıf ve cılız kaldığının üzerine gitmeye karar verdiler.

Hücreleri Ölümden Koruyan Mekanizmayı Çözdüler

Prof. Dr. İbrahim Bildirici ile meslektaşları geniş bir yelpazede, titizlikle yürüttükleri araştırmada, plasentanın dolaşım bozukluğu ve oksijenlenme yetersizliğinde, plasenta hücrelerinde yağ damlacıkları şeklinde yağ depolanmasının PLIN2 proteininin kontrolünde gerçekleştiğini ve bunun hücreleri ölümden koruyan bir savunma mekanizması olduğunu tespit ettiler. Araştırmacılar PLIN2 azalttıklarında yetersiz oksijene maruz bırakılan plasenta hücrelerinde ölümün arttığını, PLIN2’yi arttırdıklarında ise plasenta hücrelerinin canlılığını koruduğunu ortaya koydular.

Bebeğin Hayatını Kurtarıyor

Madalyonun diğer tarafında ise yağ depolayarak canlılığını idame ettirmeyi başaran bu plasenta ve hücrelerinden hücre dışına yeterince yağ transfer edilmediğini de tespit eden araştırmacılar böylelikle fetustaki büyüme geriliğinin de önemli bir mekanizmasını açıklığa kavuşturmuş oldular. Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici yaptıkları araştırma sonucunda plasentanın hayatta kalmasını sağlayan bir savunma mekanizmasını ortaya koyduklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Plasenta yeterince oksijen alamadığında, hayatta kalabilmek için yağ damlacıkları içinde yağ depoluyor. Çünkü bu yağları damlacıklar içinde hapsetmezse kendi hücreleri ölecek ve bunun sonucunda da bebeğin kaybına yol açacak. Az yağ transfer ettiği için bebekte büyüme geriliğine yol açsa da aslında onun hayatını kurtarmış oluyor.” Prof. Dr İbrahim Bildirici fetusun büyüme geriliğine neden olan bu mekanizmanın anlaşılmasının uzun vadede bu soruna yönelik geliştirilecek olan tedavilere ışık tutacağını da sözlerine ekledi.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar