Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Anne Sütü Bebeği Bakterilere Karşı Koruyor

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Anne Sütü Bebeği Bakterilere Karşı Koruyor

Halk arasında ağız sütü denen altın suyu, doğumdan sonraki ilk yedi gün gelen anne sütüdür. Özellikle protein, mineral ve vitamin bakımından zengin olan bu süt; bebeği dış ortamdaki bakterilere karşı korur.’İnsan zerreden meydana gelir’ desek, yanlış bir ifade kullanmış olmayız diye düşünüyorum. Zerreden başlayan ve dokuz ay süren yaşama hazırlık süresinin her anı başlı başına bir mucizedir. Bu mucizevi serüven; doğumla sona ermez, anne sütüyle devam eder. Bebeğinizin ihtiyacına göre hal değiştiren bu harikulade sıvı, bilimadamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış. Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır. Peki, nedir bu anne sütü ve nelerden oluşur?

PREMATÜRE BEBEKLERE FARKLI SÜT

Anne sütünün içeriği; verildiği döneme, annenin beslenme durumuna ve bebeğin doğum zamanına göre değişiklik gösterir. Prematüre doğan bir bebeğin ihtiyaçları vaktinde doğan bir bebekten farklıdır. Araştırmalar; prematüre doğan bebeklerin annelerinden gelen sütün, diğer annelerinkinden farklı olduğunu gösteriyor. Bu gibi örnekler, anne sütünün nasıl bir mucize olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İlk yedi gün anne memesinden gelen süte, kolostrum adı verilir. ‘Altın suyu’ olarak da tanımlanan sarımsı renkte ve koyu kıvamdaki bu süt; özellikle protein, mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sarımsı renk, yüksek beta karoten düzeyinden kaynaklanmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre; kolostrumdaki proteinler, bebeği hastalıklara karşı koruyucu antikorlar (özellikle IgA) ve bağırsak epitelinin direncini artırıcı maddeler içerir. Doğumdan hemen sonra yeni doğana ilk besin olarak kolostrumun verilmesi, bebeğin dış ortamdaki patojen bakterilere karşı korunmasını sağlar. Doğumdan sonra damla damla çok az miktarda gelen bu sütün miktarı, bebek emdikçe artmaktadır. Halk arasında ‘ağız sütü’ olarak tanımlanan kolostrumun enerji içeriği, 67 kcal/100 ml’dir. Özellikle ilk altı aylık dönemde başka hiçbir takviyeye ihtiyaç duymadan bebeğin beslenmesi için anne sütü tek başına yeterlidir. Su da bu takviyelerden biridir. Özel durumlar ya da doktor tavsiyesi dışında bebeğe su verilmesine gerek yoktur.

Anne sütünün içinde bulunan yararlı maddeleri şöyle sıralayabiliriz:

PROTEİNLER: Anne sütünde dokuz protein fraksiyonu bulunur ve protein yapı taşları, yani aminoasitler yüksek orandadır.

KARBONHİDRATLAR: Anne sütünde bulunan karbonhidrat, süt şekeri yani laktozdur. Laktoz, bebeğin kan şekerinin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Ayrıca kalsiyum emilimini kuvvetlendirici etkisi vardır. Laktozun galaktoz kısmı, yağlarla bileşik yapıp bebeğin beyin dokusu gelişimini sağlar. Laktoz aynı zamanda bağırsaktaki zararlı olmayan mikroorganizmaların çoğalmasına neden olur (prebiyotik etki). Bu da bağırsak enfeksiyonlarını, belirgin oranda azaltır.

YAĞLAR: Yağlar, yeni doğan bebekler için enerji kaynağıdır. Beyin gelişimi için yağ asidine ihtiyacı olan bebekler bu yağ asitlerini anne sütünden temin ederler. Bebekler için yağ, çok önemlidir. Beyin ve sinir sistemi gelişiminin yanı sıra gözdeki retina fonksiyonları için gerekli olan doymamış yağ asitleri de anne sütünde bulunur.

MİNERALLER: Anne sütünde; potasyum, sodyum, kalsiyum ve çinko bulunur. Bu minerallerin tamamı bebeğin ihtiyacına göre şekillenir ve gelişim sürecindeki yerini alır.

ENZİMLER: Anne sütünde sindirime yardım eden 20’den fazla enzim vardır. Bu maddelerin bir kısmı bebekte sindirimi kolaylaştırırken bir kısmı hücresel düzeyde, mikropların vücutta etkisiz hale getirilmesi sırasında destek sağlar.

ANNE SÜTÜ HASTALIKLARI ÖNLÜYOR

Yapılan araştırmalar; anne sütüyle beslenen çocukların, ileri yaşlarında diğer çocuklara göre çok daha sağlıklı olduklarını gösteriyor. Anne sütüyle beslenen bebeklerde; üst solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı, zatürre ve ishal riski diğerlerine göre daha düşüktür. Ayrıca obezite ve koroner arter hastalık riski anne sütüyle beslenen çocuklarda, diğerlerine göre daha azdır. Anne sütündeki uzun zincirli yağ asitleri sayesinde algılama, tanıma yetenekleri diğerlerine göre daha iyidir. Ayrıca zeka yaşları daha ileridir ve nörolojik açıdan daha gelişmiş durumdadırlar. Ağız ve çene yapısı daha düzgün, diş çürükleri daha azdır. Altı aydan fazla anne sütü alan bebeklerde lenf tümörlerinin görülme ihtimali daha azdır. Bir yıldan fazla anne sütü alan bebeklerde diyabet riski neredeyse yarı yarıya düşer.

EMZİRMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN

Son yıllarda kadınların çalışma hayatında daha fazla var olmaları sebebiyle anne sütü verilme oranında azalma söz konusu. Bebeklerini mutlaka anne sütüyle beslemek isteyen hassas anneler, sütlerini sağarak uygun koşullarda saklama ve biberonla besleme yöntemini tercih ediyorlar. Peki anne sütü nasıl saklanmalı? Bu konuda uygulamadan uygulamaya farklılıklar söz konusudur. Ancak sıklıkla karşımıza çıkan bir tavsiyeden bahsedebiliriz. Anne sütü sağıldıktan sonra oda sıcaklığında üç saat, buzdolabında üç gün, derin dondurucuda ise üç ay saklanabilir. Bu konuda doktorunuza danışabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Bebeğiniz Sinirli mi?

Yayınlanma:

,

Bebeğiniz Sinirli mi

Sakinleştirmek için “nedenini” öğrenmeniz şart!

Bebeğiniz sinirli mi sinirli… Kucağa alındığında kendini atmaya çalışıyor… Mamasını tükürüyor ya da eliyle çıkarıp atıyor… Sizi itiyor, ısırıp, tırmalıyor… Zaman zaman yaşadığınız bu tür durumlarda onu sakinleştirmek bir türlü mümkün olmuyor… Peki ama hemen her ebeveynin tarif ettiği bu “asabiyetin” nedenleri neler olabilir?

Kişilik yapısı zaman içerisinde şeklini alsa da bazı kişilik özelliklerini doğuştan getiririz. Bu bakış açısı ile baktığımızda bazı bebekler diğerlerine göre daha hırçın, daha asabi tabiatlı olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri bebeklerin dünyaya dair ön bilgiye sahip olmadan hayata başladıklarını, deneyimledikleri şeylerin anlamlarını zaman içerisinde, bilinçleri oluşup neden-sonuç ilişkilerine vakıf oldukça anladıklarını belirterek, “Anlayamadıkları noktada ise sinirlenebiliyor, hırçınlaşabiliyor ve üzülebiliyorlar” diyor. Bunun dışındaki durumlarda hırçınlıklarının başka sebepleri de olabildiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, bebeğinizi sinirlendirebilen durumları anlattı, onu nasıl sakinleştirebileceğiniz konusunda önerilerde bulundu.

Yemek konusunda ısrar ediyorsanız

Aç olduğunu düşündüğünüzde aslında bebeğiniz tok olabilir ve ısrarla verdiğiniz gıdayı reddeder. Eğer onu zorlarsanız sinirlenebilir.

Ne yapmalısınız? Bebeğiniz hırçınlaştığında ısrarcı olmayın, dikkatini dağıtıp biraz zaman geçtikten sonra yemek yedirmeyi tekrar deneyin.

Başarısızlık duygusuyla tanıştığında

Hareket kabiliyeti gelişmeye başladıkça daha çok hareket etmek ister. Ancak yürümeye başlamasıyla birlikte başarısızlık duygusuyla tanışır. Her ayaklanıp attığı birkaç adımdan sonra düşmek onu mutsuz eder ve bu da sinirli, üzgün olmasına, ağlamasına sebep olur.

Ne yapmalısınız? Yürümeye çalışıp düştüğünde ve buna sinirlenip ağladığında onu motive edin, destekleyin.

Hareketlerini engellemeye çalışırsanız

Mama kaşığını veya oyuncaklarını yere atmak gibi davranışlar sergileyebilir. İlk seferinde bir şey demeyip, attığı nesneleri geri verip, ikincisinde ise otoriter veya sinirli bir şekilde “hayır” demeniz, onun ne olduğunu anlamamasına ve engellenme hissiyle hırçınlaşmasına neden olabilir.

Ne yapmalısınız? Psikolog Sena Sivri bu durumda onu cezalandırmamanız gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Oyuncağını sinirlenip yere attığında oyuncağı kaldırmayın. Atma, kırma, vurma gibi davranışlarda bulunduğunda dikkatini başka şeye çekmeye çalışın; en sevdiği oyuncağı ile oyalamaya çalışmak gibi. Daha da önemlisi neden sinirlendiğine odaklanın. Belki de mama koltuğunda oturmaktan çok sıkılmıştır. “

Kendini ifade edemiyorsa

Konuşmaya başlamasıyla beraber kendini ifade etmenin mutluluğunu yaşarken, bir yandan da kelime dağarcığı kısıtlı olduğu için kendini ifade edemediği, doğru kelimeyi bulamadığı zamanlar olur. Bunlar da onun sinirlenmesine ve hırçın tepkiler vermesine yol açabilir.

Ne yapmalısınız?

Kendini ifade edemediğinde hırçınlaşmasının normal olduğunu unutmayın, sabırlı davranın. Dil becerisini geliştirmek için ona masal okumayı, bir şeyler anlatmayı, iletişim halinde olmayı deneyin.

Yorgun olabilir

Hareket kabiliyetinin kısıtlılığına bağlı olarak kendini engellenmiş hisseder ve bu dönemde bebek arabasına bindirilmek, banyo yaptırılması, üstünün değiştirilmesi gibi eylemler anne babanın belirlediği saat ve kontrollerde olduğu için onu yorabilir. Bu yorgunluk hissi de sinirlenmesine sebep olur.

Ne yapmalısınız?

Israrcı olmayın. Mecburiyet gerektirmeyen durumlar dışında (bir yere gidilmesi, üstünü kirlettiğinde değişmesinin gerekmesi vb) yaptırmaya çalıştığınız hareketi yapması için onu zorlamayın, yerini değiştirmeyin, yattığı / oturduğu yerden kalkmak istemiyorsa ısrar etmeyin, dinlenmesine fırsat tanıyın.

Yabancıların kucağına gitmek istemiyordur

6-7 aylık iken anne babasını diğer yabancılardan ayırmaya başlar ve onlar hariç kimsenin kucağına gitmek istemez. Çünkü yabancılar tarafından kucağa alındığında kendini güvensiz hisseder, sinirlenir, tepkisini göstermek için de ağlar veya bağırır.

Ne yapmalısınız? “Yabancıların kucağına gitmek istemediğinde ısrarcı olmayın.” Uyarısında bulunan Psikolog Sena Sivri, “Sizin için anneniz ve arkadaşlarınız çok yakınınızdır. Ancak bebeğiniz için sizin haricinizdeki herkesin bir yabancı olduğunu unutmayın.” diyor.

Fiziksel bir sorun yaşıyor olabiliyor

Bebekler de yetişkinler gibi fiziksel değişimlerden etkilenirler. Büyüme sürecinde diş çıkarmak gibi kendisini huzursuz eden yeni fiziksel değişikliklerle karşılaşır ve tanışır. Bu da hırçınlaşmasına sebep olabilir. Örneğin yeni çıkardığı dişlere alışmaya çalışırken ağrı ve batma hissi onu çok rahatsız edebilir. Aynı zamanda hastalandığında, ateşlendiğinde, ağrısı ya da gaz sorunu olduğunda çok huzursuz olabilir. Yetişkinler bile ağrı ve rahatsızlığı hissedip huzursuzluğa kapılırken, bebekler kendilerini ifade edemedikleri için bu problem daha da yoğun yaşanır.

Ne yapmalısınız?

Bebeğinizin tepkilerine duyarlı olup sıkıntı yaşadığı durumu anlayın ve hekimin tavsiyesi doğrultusunda onu rahatlatacak yöntemleri uygulayın, en önemlisi de sabırlı olun.

Bebeğinizi nasıl sakinleştirirsiniz?

  • Onun bebek olduğunu unutmayın. Yeni şeyler deneyen, gelişen fakat hala anne babasının yardımına muhtaç olduğunu kendinize hatırlatarak sabırlı olun.
  • Sinirlendiğinde tıpkı kendiniz sinirlendiğinizde olduğu gibi düşünün. Bebeğinizi neyin sinirlendirdiğini anlamaya çalışın. Belki de beşiğin içinde oturmaktan çok sıkıldı ve dışına çıkmak istiyordur.
  • Anne ve baba olarak çocuğunuzun hırçınlaştığı zamanlara yönelik ortak bir dil ve tutum geliştirin. Farklı tepkiler almak bebeğinizin kafasını iyice karıştırıp onu daha hırçın hale getirebilir.
  • Yeterli ve etkin vakit geçirmeye çalışın, her zaman onunla ilgilendiğinizi ve ihtiyacı olduğunda orada olacağınızı hissettirin.
  • Bebeğinizle konuşun. Onu sakinleştirecek cümleler kurup, sevdiği şarkı ve ninnileri söylemiz sakinleşmesine yardımcı olacaktır.

Bebeklerimizin neden ağladığını anlamaya yönelik bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Sinüzitten Korunmak İçin Öneriler!

Yayınlanma:

,

Sinüzitten korunmak için öneriler adlı konunun kapak fotoğrafı.
Sinüzitten korunma konusunun kapak fotoğrafı

Bu Öneriler Sinüzitten Koruyor!

Kış mevsiminde kabusunuz olmasın!

Genelde göz çevresinde oluşan şiddetli baş ağrısı, yüzde dolgunluk ve ağırlık, burun ile geniz akıntısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı… Yol açtığı bu tür şikayetlerle yaşam kalitesini oldukça düşüren sinüzit en çok kış aylarında görülüyor. Bunun nedeni ise kışın kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmemiz. Kapalı ortamlarda havasızlık ve ısıtma sistemleri nedeniyle hava kuruyor. Kuru hava da burun mukozasının bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu virüs ve bakteri gibi enfeksiyonlara açık hale getiriyor. Kışın üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanan kişi sayısı daha fazla oluyor ve kapalı ortamlarda bulunmak da enfeksiyonun yayılmasını tetikliyor. Üst solunum yolunun basit enfeksiyonları ilerlediği zaman sinüzite neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu kış mevsiminin korkulu rüyası sinüzitten korunmak ile ilgili faydalı tüyolar veriyor.

İşte sinüzitten korunmak için yapmanız gerekenler!

Kapalı ortamları odayı sık sık havalandırın

Sinüzitin kış aylarında artmasının en önemli sebebi, havasız odalarda zaman geçirmek ve havalandırma olmaması nedeniyle enfeksiyon riskine maruz kalmak. Bu yüzden bulunduğunuz kapalı alanları olabildiğince fazla havalandırın. Sık sık temiz hava almaya da özen gösterin.

Rüzgara maruz kalmayın

Rüzgarda maruz kaldığımız hissedilir ısı değişikliği ve kuru havayı solumak sinüzit riskini artıran bir diğer nedeni oluşturuyor Bu nedenle rüzgarlı havalarda ağız ve burnunuzu kapalı tutarak burnun kurumasını önlemeniz ve soğuğa maruz kalmaktan kaçınmanız çok önemli.

Kuru, soğuk havada burnunuzu nemlendirin

Burunda kuruluğa tıkanıklık ve çevresel faktörler de eklenince, üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyen günlerde sinüzit gelişebiliyor. Burnunuzu suyla sık sık nemlendirin, çok kurursa nemlendirici sıvılar ya da jeller kullanın.

Kapalı ortama girince üzerinizi inceltin

Sinüzitten korunmak için dikkat etmeniz bir başka önemli nokta da, terliyken üşümemeniz ve kapalı ortama girince üzerinizi inceltmeniz. Çünkü bir anda gelişen ısı değişiklikleri enfeksiyonlar için zemin hazırlayıcı bir faktör oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu, ortam sıcaklığında ani şekilde 6 derece yaşanan değişikliklerin sinüzit gelişimine yol açabilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Mikroorganizmalar mukoza bariyerini bu ani ısı değişikliğiyle çok kolay kırıyor ve bakteri ile virüslerin vücuda girmesini kolaylaştırıyor” diyor.

Kalorifere ıslak havlu yerleştirin

Sıcak ortamlarda hava kuruyor. Kuru hava da burundaki mukozanın bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu üst solunum yolu enfeksiyonlarına açık hale getiriyor. Sıcak ortamlarda kaloriferin peteğine ıslak havlu koymanız en pratik çözüm olacaktır.

Klimada nem oranını yüksek tutun

Klimalı alanlar da burunda kuruluk hissi yarattığı için burnun mukozasındaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Klima sistemlerinde nem oranını optimal ortam havası oranında tutmaya özen gösterin.

Su ve mevsim meyvelerini ihmal etmeyin

Günlük sıvı alımı ağırlıklı olarak içilen su ve meyvelerle olmalı. Taze meyvelerdeki vitamin ve su metabolizmamız yanında bağışıklık mekanizmamız için de önemli.

Sigara içmeyin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu sigaranın içindeki maddelerin kanserojen olmalarının yanı sıra bakteri ve virüsler için bir bariyer olan burun mukozasına yıkıcı etkisi de olduğuna dikkat çekiyor. Burun mukozası ve sinüslerin içini döşeyen mukoza devamlılık gösteriyor. Harika bir nemlendirici, kaygan ve partikülleri tutucu fonksiyonu var. Sigara, bu fonksiyonları durduruyor. Bu nedenle sigara içmeyin, içilen ortamlardan da mutlaka uzak durun.

Sinüzit ile ilgili olarak ayrıca şu yazıyı da inceleyebilirsiniz :  Sinüzite Karşı Mevsim Meyvelerini Tüketin

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Ayak Sağlığı : En Sık Görülen 3 Problem

Yayınlanma:

,

Ayak sağlığında görülen problemlem konulu yazının kapak fotoğrafı

Yüksek topuklar, fazla kilo ve aşırı egzersiz

Ayak sağlığı dikkat etmemiz gereken konulardan birisi. Çünkü gün içinde oradan oraya koşuşturduğumuz, saatlerce üzerinde durduğumuz ve ayakkabılar ardına gizlediğimiz ayaklar az çilemizi çekmiyor! Bizse ancak ağrıdığı ya da üstüne basamaz hale geldiğimizde ayaklarımız aklımıza geliyor. Yanlış ayakkabı seçimi, yüksek topuklar, fazla kilo sonucu ayaklarımızda ağrılar ve sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kimi zaman ise sadece fizyolojik yapıdan ötürü (düztabanlık) ayaklarımızda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz.  Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Ayak ve Ayak Bileği Cerrahı Dr. Selim Muğrabi, çocukluktan yetişkinliğe en çok rastlanan 3 ayak sağlığı sorununu anlattı.

Başparmak çıkıntısı

Ayak başparmağı içeriye doğru hareket ettiğinde tarak kemiğinin dışarıya dönmesiyle oluşan başparmak çıkıntısı latince adıyla halluks valgus, kimilerinde görünüşü nedeniyle kimilerinde ise ağrılı oluşuyla rahatsızlık verebiliyor. Özellikle ayağı sıkan, ayağa uyum sağlamayan, dar ve sivri burunlu ayakkabılar giymek bu soruna yol açıyor. Bu tür ayakkabıları en çok kadınlar tercih ettiği için, başparmak çıkıntısının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 9 kat fazla. Başparmak çıkıntısının herkeste ağrıya neden olmadığını ve ağrısız çıkıntılarda da ameliyata gerek duyulmadığını söyleyen Dr. Selim Muğrabi, özellikle estetik amaçlı düzeltmeleri önermezken, ameliyatın yalnızca ağrılı başparmaklara uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlıktan muzdarip kişilerin çoğunda uygun ayakkabı kullanımı ile ağrıların önüne geçilebileceğinden bahsediyor. Başparmak çıkıntısının cerrahi tedavisinde ciddi değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Selim Muğrabi, bunların ameliyat sonrası konforu artırmaya yönelik değişiklikler olduğunu söyleyerek, “Eskiden olduğu gibi ameliyat sonrası uzun dinlenme dönemi, alçı, ameliyat sonrası ağrıları yaşanmıyor. Kişi ameliyatın ardından ayakkabıları ile hemen yere basabiliyor ve yaklaşık bir aya kadar işe dönebiliyor” diyor.

Topuk ağrısı

Halk arasında ‘topuk dikeni’ olarak adlandırılan topuk ağrısı, bir süre hareketsizken ayağa yeniden kalkıldığında daha yoğun bir şekilde hissediliyor. Kişinin şikayetleri, sabah yataktan kalktığında ya da uzun süreli oturduktan sonra ayağa kalktığında artış gösteriyor. ‘Topuğa bir şey batıyor hissi’ yaratan ağrılar, yürüdükçe hafifler gibi olsa da, uzunca yürümek ya da ayakta kalmak ağrının yeniden artmasına neden oluyor. Aşırı egzersiz, düztabanlık, obezite, yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi birçok durumun topuk ağrısına zemin hazırlayabildiğini açıklayan Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlığın toplumdaki kadın nüfusunun yüzde 30’unu erkeklerin ise yüzde 10’unu etkilediğini sözlerine ekliyor. Tedavide ayağa binen yükün dengelenmesi için kişiye özel tabanlıklar kullanılmasını öneren Dr. Selim Muğrabi, “Bununla birlikte hastalar fizik tedaviye başlatılarak, ayak altında kısalmış olan adalenin uzamasına yönelik çalışmalar yapılabilir. Eğer ağrılar geçmemekte direniyorsa, gece ateli kullanılabilir” diyor. Dışarıdan ses dalgası uygulamaları, enjeksiyonlar gibi alternatif tedavilerin de uygulanabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, en son çare olarak cerrahiden de faydalanılabileceğine değiniyor.

Düztabanlık ve içe basma

Ayağın anatomik yapısı gereği kavis şeklindeki ayak tabanımız, adım atmamızı sağlayan yatay yaylanmadaki en önemli yapılardan biri. Bu yaylanmayı destekleyen kas ve tendonun çalışmaması sonucu da ‘düztabanlık’ meydana geliyor. Kimilerinde herhangi bir rahatsızlık vermeyen düztabanlık kimilerindeyse; içe basma, bacak ağrıları, erken yorulma gibi şikayetlere yol açabiliyor. Ailelerin en çok endişelendiği konuların da ilk sıralarında gelen düztabanlık, çocuklarda en çok içe basmaya neden oluyor. Ailelerin yoğun endişe duymalarının temelinde, yetişkinlikte ortaya çıkabilecek sorunlar ve estetik kaygıların ağır bastığını dile getiren Dr. Selim Muğrabi, içe basmanın iki ana problemden kaynaklanabileceğini söyleyerek, bunu şöyle açıklıyor: “Bazı çocuklarda kalça kemiği üst bölgesi ile kalça başı arasında mevcut olması gereken açılanmanın gelişiminde sorun tespit edilebilir. Yaşla beraber bu açı kendiliğinden normale döneceğinden herhangi bir tedavi gerektirmez. Düztabanlığa bağlı içe basma problemi ise, çocuklarda genellikle erken yorulma, bacak ve diz ağrısı, koşma esnasında dengesizlik, zıplamada zorlanma gibi şikâyetlere yol açıyor.”

Tabanlık kullanıldığında çocuğun şikayetlerinin geçeceğini anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, “Tabanlıklar, denge sorunu yaşayan ve ağrı problemi olan çocuklarda şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik faydalı olur. Ancak düztabanlık devam eder” diyor. Dr. Selim Muğrabi, içe basan çocukların ayaklarının 8 yaşına kadar herhangi bir tedaviye (alçı, cihaz, operasyon gibi) gereksinim olmadan kendi halinde düzelebileceğini de ekliyor.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.