Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Ani Sıcaklık Değişiklikleri Bağışıklığınızı Zayıflatabilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Ani Sıcaklık Değişiklikleri Bağışıklığınızı Zayıflatabilir

Sıcaklık değişimlerini hastalanmadan atlatmak için bol bol D vitamini alın, kapalı ortamlarda fazla kalmayın, uyku düzeninize dikkat edin.

Özellikle mevsim geçişlerinden oldukça etkilenen bağışıklık sistemi, ani sıcaklık değişiklikleri ile birlikte enfeksiyon ve hastalıklara açık hale geldi.
Birçok bulaşıcı hastalığın; hava soğuduğunda evlere, ofislere kapanılmasıyla yayıldığını unutmayın. Kapalı alanların yeteri kadar havalandırılmaması, hastalıkların kuluçkası açısından en elverişli ortamları oluşturur. Bu da yakın zamanda bağışıklık sistemini etkileyecek pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur.
Patojenler, kalabalık ortamları severler. Kalabalık, halka açık yerlerdeki ve toplu taşıma araçlarındaki yetersiz ve kötü tasarlanmış havalandırma; hava kaynaklı patojenlere maruz kalmayı artırabilir. Ayrıca daha yüksek nispi nem, kişiden kişiye bulaşan patojenlerin yol açtığı hava yoluyla taşınan damlacıkların stabilitesini de etkileyebilir. Örneğin, grip virüsünün damlacıklarla bulaşması; serin, daha nemli mevsimlerde artış gösteriyor. Birçok ülkede daha serin ve nemli havanın başlangıcı, artan nüfus birikimi ile çakışıyor ve mevsimsel etki daha da şiddetleniyor.

YETERİ KADAR D VİTAMİNİ ALIN

Birçok çalışma, vücudun tamamını kapsayan giyim tarzlarının D vitamini konsantrasyonu üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğunu ve deri yüzeyinin güneş ışığına sınırlı maruz kalması nedeniyle D vitamini eksikliğine neden olduğunu gösteriyor. Güneş ışığından dönüştürülmüş D vitamini ihtiyacını karşılamak için kollar, bacaklar ve yüz gibi vücudun en savunmasız bölgelerinin haftada en az iki veya üç kez güneş ışığına maruz kalması, mevsim geçişleri sırasında hastalanma riskinizi azaltma açısından önemlidir. Güneş, vücudun biyolojik ve psikolojik sağlığı üzerinde olumlu etkiler sağlar. Güneş ışığının yaydığı D vitamini, iskelet sistemini güçlendirirken; romatizmal hastalıklar, iltihaplanma, osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde etkin rol oynar. Güneş ışığı ayrıca kalsiyum emilimini sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir, enerji, depresyon ve stresin azaltılmasına yardımcı olur. Güneşten tam fayda sağlamak için günde 20 dakika güneşe çıkmak yeterlidir. Bunun için tüm vücudunuzu güneşlendirmek de şart değil; sadece kol ve bacaklarınızın bir kısmının güneş görmesi, yeterli D vitamini almanızı sağlar.

UYKUYA DİKKAT!

Melatonin, sirkadiyen ve mevsimsel ritimler ile yakından ilişkili güçlü bir doğal hormondur. Sentezi çevresel ışık ve karanlık döngü tarafından düzenlenir. Melatonin, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde ve korunmasında etkilidir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, melatoninin çeşitli bakteriyel ve viral enfeksiyonlarla mücadelede etkili olduğunu rapor etmiştir. Melatoninin ayrıca hem hücresel, hem de humoral bağışıklığın düzenlenmesinde rol aldığı belirtilmiştir. Hayvanların ve insanların bağışıklık sistemi üzerindeki araştırmalara göre, melatonin salgısı ve güneş ışınları arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Dolayısıyla yılın belirli zamanlarında daha belirgin hale gelen bulaşıcı hastalıkların, melatonin salgısı ile yakından ilişkili olduğu söylenebilir.

Uyku bozuklukları; gece uyuyamama, çok uyuma ve gece uyuyamayıp gündüz uyuma olmak üzere üç grupta toplanır. Elbette bu üç grup sadece birer ana başlıktır ve sebepleri birbirinden çok farklı olabilir. Uyku bozukluklarında en sık baş ağrısından şikayet edilir. Ancak yapılan araştırmalara göre; dokuz saatten daha az uyumak, bağışıklık sistemi hastalıklarını da beraberinde getirmektedir. Vücudunuzun günlük işlevlerini yerine getirebilmesi için ortalama yedi-sekiz saat uyumanız gerekir. Bu saat aralığından daha az uyuduğunuzda, vücudunuz panik moduna geçmeye başlar. Biyolojik saatinizin normal seyrinden daha aza indirilmesi; kalp atış hızının artmasına, yüksek tansiyona ve enfeksiyon kaynaklı hastalıklara sebep olabilir. Bu nedenle özellikle sonbahar aylarında uyku düzeni korunmalı, ortalama dokuz saatten az ya da fazla uyumamaya dikkat edilmelidir.

SAĞLIKLI BESLENMEYE ÖZEN GÖSTERİN

Hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenmek gerekir. Metabolizmayı hızlandıran, sindirim sistemini düzene sokan, vitamin ihtiyacını karşılayan, bağışıklık sistemini koruyan gıdaları tüketmeye ve bol su içmeye özen gösterin.

Limon

C vitamini deposu olan limonun faydaları saymakla bitmez. Limon suyu tüketimi sindirimi kolaylaştırır, karaciğer detoksuna yardım eder, yaşlanmayı geciktirir, metabolizmayı hızlandırır, depresyon ve kaygıya karşı pozitif etkiler sağlar, kanser hücrelerinin oluşumunu engeller ve iltihaplanmaya karşı koruyucudur. Limonda yüksek miktarda bulunan antioksidan; hücresel hasarları önler, yaşlanma kırışıklıkları ve diğer cilt sorunları üzerinde de onarıcı etkiye sahiptir. Aynı zamanda bağışıklığı artırır, tendonları, kemikleri ve kan damarlarını iyileştirir. Gün içinde içtiğiniz her bardak suya yarım çorba kaşığı limon suyu eklemek, günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini sağlar.

Elma

Elma, içerdiği yoğun lif sebebiyle sindirim sistemine dost bir meyvedir. Ayrıca C vitamininden zengin oluşu sebebiyle kış aylarını hastalıklardan uzak geçirmenize de yardımcı olur. Her gün bir elma yemek, sindirim sistemini düzene sokar, böylece kilo vermenize de yardımcı olur. Elma; ayrıca soğan, sarımsak, lahana, karpuz ve karnabaharda bulunan ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren kuersetin bakımından da zengindir.

Enginar

Enginarın, özellikle karaciğer sağlığı için son derece önemli olduğunu hepiniz duymuşsunuzdur. Enginar, sindirim sisteminin en iyi dostu olan liften de zengindir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındırır.

Su

Mevsim geçişlerinde vücudu dirençli tutmanın bir başka yolu da bol su tüketiminden geçiyor. Dartmouth Tıp Fakültesi’nden araştırmacılara göre; düzenli su tüketen bireylerin bağışıklık sistemi daha güçlü. Özellikle iyi su tüketen bireyler, kansere karşı da daha dayanıklı oluyor.

Yeşil soğan

Bu mucize sebzenin özellikle gövdesinde yüksek miktarda C vitamini bulunur. Yeşil soğan ödem söktürür, şişkinlik sorunlarına iyi gelir, soğuk algınlığı, cilt hastalıkları ve yorgunluğa birebirdir.

Mantar

Mantar kolay pişimi ve lezzetli tadıyla, en çok tercih edilen sebzelerin başında gelir. Mantarın düzenli tüketimi; vücudun A, B ve C vitamini eksikliğini giderir. İçerdiği kalsiyum ve proteinler ile kalp dostudur. Ayrıca mantarda bolca bulunan çinko ve demir, kansızlığa iyi gelir. Mantar, bağışıklık sistemini mikrop ve enfeksiyonlara karşı korur.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Emzirmenin Anneye Faydaları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Emzirmenin Anneye Faydaları

Anne sütü içerdiği protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve bağışıklık sistemi koruyucu içerikleri sayesinde bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir doğa mucizesi. Üstelik bebek emmeye başlar başlamaz bir rahatlık ve güven duygusu hissediyor.

Uzmanlar da her fırsatta, sayısız faydaları nedeniyle bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmeleri gerektiğine dikkat çekiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü; 6. aydan sonra da ek besinlerle birlikte anne sütünün 2 yaşına kadar devam edilmesini öneriyor. Peki anne sütünün bebeğe sağladığı mucizevi yararlar neler? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, ‘1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda anne sütünün yaşamsal öneme sahip 8 faydasını anlattı, önemli bilgiler verdi.

Enfeksiyonlara “Dur” Diyor

Anne sütü birçok mikroorganizmaya karşı öldürücü etkiye sahip. İçerdiği özel enzimler sayesinde doğal bağışıklık oluşturarak bebeği hastalıklardan koruyor. Özellikle ishal, üst solunum yolu enfeksiyonu ve idrar yolu enfeksiyonu anne sütü alan bebeklerde daha az görülüyor.

IQ Puanları Daha Yüksek Oluyor

Anne sütünde bebeğin beyin, retina ve merkezi sinir sisteminin gelişimi için yaşamsal önem taşıyan maddelerin yanı sıra büyüme faktörleri ve hormonlar da bulunuyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi  anne sütünün içerdiği büyüme faktörleri sebebiyle beyin gelişimini etkilediğine dikkat çekerek, “Bazı çalışmalarda anne sütünün IQ puanlarını olumlu etkilediği görülmüş” diyor.

Diyabet Riskini Azaltıyor

Anne sütü bebeklerin daha iyi beslenme alışkanlığı edinmelerini sağlıyor. Daha az insülin (acıktıran, yağları depo eden hormon) ve daha fazla leptin (iştahı kapatan, yağları yakan hormon) içerdiği için de bebeğin aşırı kilo almasını önlüyor. Bu sayede sonraki yıllarda diyabet gelişme riskini azaltıyor.

Alerjik Hastalıklardan Koruyor

İlk günlerde gelen anne sütüne “kolostrum” deniyor. Bu sütte yararlı bakteriler olgun sütten daha fazla oluyor. Bebeğin bağırsağının yararlı bakterilerle kaplanmasını sağlıyor. Bu sayede alerji yapabilecek maddelerin emilimi engelleniyor. Dolayısıyla egzama ve astım gibi alerjik hastalıkları önlüyor.

Kalp Hastalıkları Riskini Düşürüyor

Ozmolaritesi düşük olan anne sütü böbreklerde daha az yük oluşturuyor. Bu sayede hipertansiyon ve buna bağlı kalp damar hastalığı gelişme riski anne sütüyle beslenen bebeklerde daha düşük oluyor.

Obeziteyi Önlüyor

Anne sütünün içeriği emzirmenin başlangıcında ve sonunda farklılık gösteriyor. Önsüt diye adlandırılan başlangıçtaki süt proteinden zengin oluyor. Son sütte ise yağ oranı daha yüksek olduğu için tokluk hissi yaratıyor, bu da obeziteyi önlüyor. Ayrıca prematüre bebeklerde sütün içeriği protein, yağ ve kalsiyumdan zengin oluyor. Bu sayede prematüre bebeklerin yeterli kilo almalarını sağlıyor.

Diş ve Diş Etlerini Güçlendiriyor

Anne sütü, içerdiği protein ve kalsiyum sayesinde diş ve diş etlerinin gelişebilecek hastalıklara karşı daha dirençli olmalarını sağlıyor. Anne sütündeki kalsiyum emilim oranı yüksek miktarda olduğu için diş çürüklerini önleme konusunda da büyük bir etkiye sahip.

Hazımsızlığa Bağlı Sorunları Engelliyor

Anne sütü bebeğin ihtiyacına uygun protein, karbonhidrat, yağ, demir ve diğer besin öğeleri içermesi sayesinde kolay sindiriliyor. Bu nedenle kabızlık, ishal ve kolik ağrıları anne sütüyle beslenen bebeklerde daha az görülüyor.

Emzirmenin Anneye 9 Faydası!

  1. Emzirme, anne ve bebek arasında ilk etapta yakın bir bağın kurulması için önemli.
  2. Anne sütü ideal sıcaklıkta, hazır halde bulunur ve herhangi bir sterilizasyon gerektirmez.
  3. Emziren anneler günlük ortalama 500 kalori daha fazla harcarlar. Dolayısıyla, emzirmeyen annelere göre daha kolay zayıflayabilirler.
  4. Sevgi hormonu olan oksitosin salgılanmasını tetikler ve rahmin küçülmesini sağlar.
  5. Düzenli emziren annenin adetinin başlaması gecikir. Dolayısıyla vücutta demir depolanır.
  6. Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır.
  7. Menopoz öncesinde meme kanseri riskini azaltır.
  8. Kemikleri güçlendirerek, yaşamın ileri döneminde kemik kırığı ve kemik erimesi riskini azaltır.
  9. Uzun dönemde Tip 2 diyabet riskini düşürür.

Anne- bebek sağlığıyla ilgili bir diğer yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıklara neyin sebep olduğu kesin olarak bulunamasa da genetik mirasınız bu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olabilir. Otoimmün hastalıklar vücudun farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. İşte konuyla ilgili diğer detaylar…

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminizin vücudunuza yanlışlıkla saldırdığı bir durumdur. Bağışıklık sistemi normalde bakteriler ve virüsler gibi mikroplara karşı vücuda koruma sağlar. Bu yabancı işgalcileri algıladığında, onlara saldırmak için bir savaşçı hücresi ordusu gönderir. Normalde, bağışıklık sistemi yabancı hücreler ve kendi hücrelerin arasındaki farkı söyleyebilir. Bir otoimmün hastalıkta, bağışıklık sistemi vücudunuzun bir kısmını (eklemleriniz veya cildiniz gibi) yabancı olarak algılar. Sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar adı verilen proteinleri salgılar. Bazı otoimmün hastalıklar sadece bir organı hedef alır. Tip 1 diyabet pankreasa zarar verir. Lupus gibi diğer hastalıklar tüm vücudu etkiler.

Bağışıklık Sistemi Aslında Nedir ve Ne İşe Yarar?

En basit ve akılda kalıcı tarifiyle bağışıklık sistemi, savunmadan sorumlu askeri birliktir. Bedeni tehdit altında hissettiği anda uygun silahlarla silahlanarak ‘düşmanla’ mücadeleye girer ve onu alt etmeye çalışır. Tüm canlıların bedeninde yaradılış itibariyle var olan (normal şartlarda) bağışıklık sistemi, bedeni tüm hastalık tehditlerine karşı korumakla görevlidir. Bu mükemmel sistem, doğum anından itibaren çalışmaya başlar. En önemli görevi; hastalıklara sebep olabilecek virüs, patojen ve yabancı maddeleri tanıyarak onlarla mücadele yollarını belirlemektir. Görevinin zorluğu da burada başlar. Tabiri caizse, dostu düşmanı en doğru şekilde ayırması gerekir. Aksi halde sağlıklı doku hücrelerini yok etmeye girişebilir.

Bağışıklık sisteminin muazzam bir işleyişi vardır. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder. Bu muazzam sistemin en önemli özelliği hafızasının olmasıdır. Bu özelliği sebebiyle daha önce mücadele ettiği düşmanı kolayca tanır ve gereken önlemi hızlıca alır. Bağışıklık sistemi mükemmel olmasıyla doğru orantılı olarak karmaşıktır. Sistemin temel öğeleri; hormonlar, lenf sistemi, akyuvarlar, kemik iliği ve bazı proteinlerdir. Bademciklerimiz, burun kıllarımız, mide asidimiz, hatta gözyaşımız bile bu sistemin birer parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, kalıtsal özellikler taşır. Doku, hormon ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklık türüdür. Bir de sonradan kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi vardır. Aşılanma, hastalığı geçirme, sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi ve serum takviyesi gibi durumlar, edinilmiş bağışıklık sisteminin örnekleri arasında yer alır.

Bağışıklık Sistemi Neden Vücuda Saldırır?

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla otoimmün hastalıklara yakalanma eğilimindedir. Kadınlar, erkeklere kıyasla yaklaşık 2 katı fazla otoimmün hastalıklara sahiptir. Çoğu zaman hastalık bir kadının doğurganlık yıllarında başlar (18-44 yaş arası).

Bazı otoimmün hastalıklar etnik gruplarda daha yaygındır. Örneğin, lupus Kafkasyalılardan daha fazla Afrikalı-Amerikalı ve İspanyolları etkiler. Multipl skleroz ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar genetik olarak görülebilir. Her aile üyesi mutlaka aynı hastalığa sahip olmayacaktır, ancak otoimmün duruma karşı bir yatkınlık geçirebilirler.

Otoimmün Hastalık Belirtileri

En az 80 farklı otoimmün hastalık vardır. Her biri birbirinden benzersiz olsa da, kızarıklık, baş dönmesi, düşük dereceli ateş gibi birçok belirleyici özellik belirtisi vardır.

İşte otoimmün hastalıkların erken belirtileri;

  • Yorgunluk
  • Kas Ağrıları
  • Şişlik Vve Kızarıklık
  • Düşük Dereceli Ateş
  • Odaklanmada Zorluk
  • Ellerde ve Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma
  • Saç Dökülmesi
  • Deri Döküntüleri

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıkları erken yakalamak, ilerlemelerini yavaşlatmanın en iyi yoludur, ancak öncelikle neye bakacağınızı iyi bilmeniz gerekir. En sık görülen çeşitleri ise;

Romatoid Artrit:

Artrit ve Romatizma’da yayınlanan bir çalışmaya göre, kadınların yaklaşık yüzde 4’ü yaşamları boyunca romatoid artrit hastalığıyla karşı karşıya gelecektir. Hastalık, eller, parmaklar, dirsekler, dizler ve kalçalar dahil olmak üzere vücutta iltihaplı eklem semptomları oluşturur.

Romatoid Artrit, eklemlerinizdeki aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkan ortak bir dejeneratif durum olan osteoartrit’ten farklı şekillerde kendini gösterir. Yorgunluk, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi hastalık belirtileri, zamanla yavaş yavaş gelişmek yerine haftalar içinde hızla ve ani kötüleşmeye eğilimlidir. Romatoid Artrit de simetrik semptomlar üretir, yani vücudun her iki tarafı da etkilenir.

Hastalığın tedavileri arasında doktorunuzun kontrolündeki ilaç tedavisinin yanı sıra egzersiz, kilo yönetimi ve genel sağlıklı alışkanlıklar gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir.

Tip 1 Diyabet:

Pankreas, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olan hormon insülini üretir. Tip 1 diyabet hastalığı ise, immün sistem ve pankreasın insülin üreten hücrelerin yok eder. Yüksek kan şekeri, kan damarları olumsuz etkilediği gibi ayrıca kalp, böbrek, göz ve sinir gibi organlara da zarar verebilir.

Lupus:

2015 yılında lupus hastası olduğunu açıklayan ABD’li ünlü şarkıcı ve oyuncu Selena Gomez ile beraber gündeme gelen lupus hastalığı, 10 kişiden 9’u kadın olan tahmini 1.5 milyon insanı etkileyen ve eklemlere, deriye, böbreklere, kalbe, akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine zarar verebilen bir hastalıktır.

Lupus, birçok farklı organı etkileyebileceğinden, çoğu zaman tanısı zor hale getirebilecek çok çeşitli semptomları içerir. Semptomları; aşırı yorgunluk, baş ağrısı, ağrılı veya şişmiş eklemler, ateş, anemi, ayaklarda, bacaklarda, ellerde veya göz çevresinde şişlik; derin nefes alma esnasında göğüs ağrısı, döküntü, güneş veya ışık duyarlılığı, saç dökülmesi, anormal kan pıhtılaşması…

Tedavi genellikle inflamasyonu azaltmak, bağışıklık sistemini baskılamak ve organların zarar görmesini en aza indirmek için verilen ilaçları içerir.

Haşimoto Tiroiditi

Haşimoto, 14 milyon Amerikalıyı etkileyerek en yaygın tiroid bozukluğu tipini oluşturuyor. Tiroid hormonu üretimi yavaşlatır. Semptomlar kilo alımı, soğuğa karşı duyarlılık, yorgunluk, saç dökülmesi ve tiroid şişmesidir.

Sedef Hastalığı

Cilt hücrelerinin çok hızlı büyümesine neden olan kronik bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülen tek otoimmün hastalıktır diyebiliriz. En sık görülen tip olan plak psoriazisi, ölü cilt hücrelerinin simli beyaz hali ile kaplanmış, kabarık, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar. Sıklıkla kaşıntılı ve ağrılı olan ve çatlama ve kanama olan bu plaklar çoğunlukla kafa derisi, diz, dirsek ve alt sırtta görülür.

Sedef hastalığının hafif formları genellikle özel nemlendiriciler ve şampuanlarla tedavi edilebilir, ancak orta ile ağır vakalarda genellikle topikal tedaviler, ışık tedavisi ve biyolojik de dahil olmak üzere ilaçların bir kombinasyonu gerekir.

Sjögren Sendromu

 Sjögren sendromu ile bağışıklık sisteminiz gözyaşı ve tükürük yapan bezlere saldırır. Bu, salgılarının miktar ve kalitesinde bir azalmaya neden olur ve kuru gözler, vajinal kuruluk ve ağız kuruluğu gibi semptomlara yol açar. Bu durum eklem ağrılarına ve yorgunluğa da neden olabilir. Dört milyon insan Sjögren sendromuna sahiptir ve hastalığın ortalama başlangıç ​​yaşı 40’ların sonudur.

Tedavi vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlıdır. Örneğin, kuru gözler ise göz damlası veya merhemler ile tedavi edilebilir.

www.sabah.com.tr’de yazımızın orjinal halini bulabilirsiniz. Okumak için tıklayın.

Okumaya Devam Et

Alternatif Sağlık

Fitoterapi ile Kendinizi Tedavi Edin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

fitoterapi

Bitkilerle tedavi anlamına gelen fitoterapi, hastalığı tedavi etmekten ziyade bağışıklığı güçlendirmeyi amaçlayan bir yöntem. Nane bağırsakları korurken tarçın ise stres ve migrene iyi geliyor!

Bu sıralar adını sürekli duyduğumuz fitoterapi, bitkilerin gücü ile hastalıkları tedavi etmeyi ve onların önüne geçmeyi amaçlar. Fitoterapi, geçmişten günümüze dayanan alternatif bir tedavi yöntemidir. Bu tedavinin asıl amacı, kişileri hastalandığı sırada tedavi etmekten çok bağışıklık sistemini güçlendirmektir. İlk defa uluslararası düzeyde ülkemizde yapılacak ve Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilecek olan 1. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi, 19-22 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlendi.

BITKI TEDAVISI

Phytotherapy (fitoterapı) terimi, Latince ‘bitki’ anlamına gelen ‘phyto’ kelimesi ile ‘tedavi’ kelimesinin birleşmesi ve Yunanca ‘bakım veya iyileştirme’ anlamına gelen ‘therapeia’dan türetilmiştir. Başka bir deyişle fitoterapi, bitkilerin ya gıda formunda, ekstreler ve takviyeler şeklinde ya da terapötik kullanımlar için çay olarak tüketilmesidir. Fitoterapide, tıbbi bitkiler; temel olarak organizmanın kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını desteklemek, uyarmak ve onu dengeye getirmek için vücudun genel işlevlerine yardımcı olmak veya güçlendirmek için seçilir. Modern fitoterapi, antik Çin, Hint, Amerikan ve Avrupa bitkisel geleneklerine bağlı olarak bitki özellikleri ve aktif içerik maddeleri üzerine yapılan son araştırmalara dayanır. Modern Batı fitoterapisi ayrıca vitaminler, mineraller, yağ asitleri, diyet, yaşam tarzı ve çok daha fazlasını içeren bütünsel bir yaklaşıma dayanır.

EŞ ZAMANLI TEDAVI EDICI ETKI

Bitki ekstreleri; farklı organ sistemlerine hitap eden ve çoğunlukla vücut üzerindeki sinerjik etkileri nedeniyle iyi işleyen birçok farklı bileşene, enzime ve kimyasal özelliklere sahiptir. Tek bir maddeye sahip olan ilaçlardan farklı olarak, bitki ilaçları birçok bileşen içerir ve vücutta birçok eş zamanlı tedavi edici etkiye sahip olabilir. Popüler doğal tedavilerde kullanılan bitkiler ise şunlardır:

TARÇIN
Pek çoğumuz tarçını, tatlılarımızın ya da içeceklerimizin vazgeçilmez aroması olarak kullanırız. Oysa tarçın tat vermekten çok daha fazlasını yapabilecek nitelikte bir baharattır. Bu hoş kokulu baharatın faydaları hakkında yapılan araştırmalar; strese bağlı baş ağrıları ve migrene iyi geldiğini, kanın pıhtılaşmasını önlediğini (ki bu felç ve benzer yüksek riskli hastalıkların oluşma ihtimalini azaltan altın değerinde bir özelliktir), kan şekerini dengelediğini, kilo vermeye yardımcı olduğunu, kötü kolesterolü düşürdüğünü, tip-2 diyabette insülin üretimini artırdığını ve lösemi-lenfoma hastalarında kanserli hücrelerin çoğalmasını yavaşlattığını gösterdi. Ayrıca bu baharatın şeker seviyelerine yardımcı olabileceğini, diyabetiklerin ve prediyabetiklerin karaciğerin insülinle daha iyi başa çıkmasına yardımcı olabileceğini de unutmamak gerekir.

MAYDANOZ
Bu bitki, kişilerin gözlerini ultraviyole ışınlardan korumaya yardımcı olur ve vücuttan ekstra sıvı akıtan bir diüretiktir.

NANE
Sindirim sağlığı için iyi olan nane, mide salgılarını artırmaya ve bağırsakların rahatlamasına yardımcı olur.

ADAÇAYI VE BIBERIYE
Araştırmalara göre, insanlara adaçayı yağı verilip kelime hafızası test edildiğinde bilgiyi işleme ve ezberlemedeki yeteneklerinde önemli gelişmeler olduğu görüldü. Biberiye ise, konsantrasyonun iyileştirilmesinde yardımcıdır.

NANE ÇAYI
Şişkinlik, baş ağrıları ve böcek ısırıkları için birebirdir. Aynı zamanda şişkinlik problemi için rahatlatıcı bir etki yaratır. Hemen birkaç poşet nane çayını sağlık dolabınıza yerleştirin.

REZENE KASLARI RAHATLATIR

Uykusuzluğa iyi gelen bitkiler ise şunlardır:

PAPATYA ÇAYI
İyi bir uyku çekmek için haplara ihtiyacınız olmayabilir. Zaten papatya çayının rahatlatıcı etkisini hemen hemen herkes biliyordur. Uyumadan önce içeceğiniz bir fincan papatya çayı, rahat bir uyku çekmenize yardımcı olur.

LAVANTA ÇAYI
Lavanta üzerine yapılan araştırmalardan bazılarında, kadınların daha fazla REM uykusu yakalamasına yardımcı olduğu görülürken, diğer araştırmalarda ise ruh hali üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahip olabileceğine işaret edildi.

REZENE
Rezene, kasları rahatlatır ve mide ekşimesi, şişkinlik ve krampların tedavisinde yardımcı olur. Bu faydaları nedeniyle bir bardak çayın içine rezene eklemeyi unutmayın.

AROMATERAPI
Bitki özlerinden elde edilen esansiyel yağlarla yapılan bir masaj tekniğidir. Bu masaj tekniğinde düşük tempolarla vücuda uygulamalar yapılır. Bitki özlerinin vücuda uygulanmasıyla birlikte vücut ısınmaya başlar, kas, eklem ve romatizma hastalıkları yerini ağrısız bir vücuda bırakır. Aromatik yağların kokusu ruha manevi huzur ve dinginlik sağlar.

BÖBREK HASTALIĞINA İYİ GELEN BİTKİLER

BADEM
Böbrek ve mesane yolunda oluşan iltihapları gidermeye yardımcı olur. Ayrıca böbrekte oluşan ağrıları da giderebilmektedir.

ISIRGANOTU
Böbrek ağrılarını gidermesinin yanı sıra, idrar yollarını da temizler.

BAKLA
İdrar yollarını temizleyerek böbrek ağrılarını dindirmektedir. Ayrıca böbrekte oluşan kum ve taşları da düşürmeye yardımcı olur.

ÇILEK
İdrar yollarını temizlemeye yardımcı olmaktadır.

ENGINAR
Böbrekte oluşan kumların dökülmesine yardımcı olmaktadır.

AYRIKOTU
İdrar söktürücü olarak bilinen bu bitki ayrıca mesane ve böbrek taşlarını düşürmeye de yardımcı olabilmektedir.
Ayrıca böbreklerdeki iltihapları da giderebilmektedir.

MAYDANOZ
Böbrekleri çalıştırır ve idrara çıkmanıza yardımcı olur.

ÜZÜM
Böbreğimizdeki taşların ve kumların düşürülmesine yardımcı olur.

PIRASA
Böbrekte oluşan taş ve kumların düşürülmesine yardımcı olmaktadır.

TURP
Böbreklerde bulunan mikropları öldürerek, böbreğinizde bulunan taş ve kumların dökülmesine yardımcı olur.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar