Bizimle iletişime geçin

Haberler

Alzheimerı Sanatla Yeniyor!

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

alzheimerı sanatla

Alzheimer, Türkiye’nin en önemli sağlık sorunlarından biri… Hastaları olduğu kadar hasta yakınlarını da olumsuz ekleyen bir sağlık sorunu. Türkiye’de bu rahatsızlıklardan muzdarip 400 bin hastadan biri olan 77 yaşındaki Mahir A.’nın 3 yıl boyunca verdiği mücadelede en büyük destekçisi tüm zorluklara katlanan 70 yaşındaki eşi Hidayet A. Oldu. Hidayet A., 45 yıllık eşini bakımevine bırakmayı hiç düşünmedi. Kendi evini bakım merkezi haline getirmesinin yanı sıra eşinin en sevdiği resimleri yaparak ve Ud eşliğinde onunla şarkılar söyleyerek Alzheimerı sanatla yenmenin mücadelesini veriyor.

Türkiye’de 65 ve üstü 400 binin üzerinde yaşlı, Alzheimer hastalığının pençesinde. Yaklaşık 800 binin üstünde aile ise bu hastalılıkla mücadele ediyor. Hastalar kadar hasta yakınları üzerinde de çeşitli psikolojik izler ve etkiler bırakan bu hastalığın kesin bir tedavisi bulunmuyor. Bıraktığı kalıcı izleri silmekse hiç kolay değil. Alzheimerı ilk kez 45 yıllık eşi bu hastalığa yakaladığında tanıyan 70 yaşındaki Hidayet A (Hanım) da, 77 yaşındaki eşi Hidayet A’da hafıza kaybına neden olan, sosyal hayattan ve aile hayatından bir anda koparan hastalıkla 3 yıl önce mücadele etmeye başladı. Hayatındaki her şeyden vazgeçti, yaşadığı çaresizliğe ve tükenmişliğe rağmen eşini bir hastaneye veya bakımevine vermeyi hiç düşünmedi. Profesyonel bir destek aldığı evde bakım modeli sayesinde evini eşi için bir bakımevine çevirdi. Bu sayede normal hayatına da geri dönen ve aynı zamanda sanatsal çalışmalar yapan Hidayet Hanım, en büyük ilacı moral olan hastalıkla mücadele etmek için eşinin en sevdiği resimleri yaptı, Ud çalarak sevdiği şarkıları ona yeniden hatırlattı. Hastalıkla baş etme gücünü sanattan aldı. Alzheimer’a 74 yaşında yakalanan ve hastalık nedeniyle artık eşini tanıyamayan Mahir A ise eşinin verdiği destek sayesinde 77 yaşında onu yeniden hatırlamaya başladı.

Alzheimerlı eşi için yaptığı resimleri sergi salonunda sergileyecek

Eşinin hastalığıyla sevgi ve sabırla mücadele ettiğini belirtken Hidayet A, yaşadığı süreci şöyle anlattı: “Eşim çok neşeli, eğlenceli biriydi. Bu hastalığa yakalandığında ise biranda değişti. Hafıza kaybı yaşamaya başladı, beni tanıyamaz hale geldi. Alışkanlıkları değişti, dışarıya çıkmıyordu, hijyene önem veren biri olmasına rağmen suya dokunmuyor ve yıkanmıyordu. Kısa süreli bir şok yaşadım. Doktora gittiğimde eşimin Alzheimer olduğunu öğrendim. İlaç tedavisini denedim ancak eşim normal hayatından, eski neşesinden çok uzaktaydı. Ardından sosyal hayatın ve aile hayatının bu hastalığın yavaşlatılmasında önemli olduğunu öğrendim. Eşimi kimseye emanet etmeden evde bakmaya karar verdim. En büyük ihtiyacım bana yardım edecek ve destek olacak birilerinin yanımda olmasıydı. Bu esnada çevremdekilerin de önerisiyle evde bakım hizmeti almaya başladım. Evde bakım hekimi Dr. Tayyar Vardar ve ekibindeki hemşirelerin desteğiyle eşim 2-3 yıllık bir aradan sonra normal hayatına dönmeye başladı. Artık yemek yiyor, yıkanıyor hatta iki yıldır hiç adım atmadığı dışarıya da çıkabiliyordu. Ben de kendisi için sevdiği resimleri yaparak zihinsel ve ruhsal anlamda destek olup hastalıkla mücadele etmeye devam etti. Birlikte şarkılar da söylüyorduk. Bu sayede beni unutmuyordu. Şimdi ise eşim için yaptığım tüm resimleri bir sergi salonunda sergilemeye hazırlanıyorum.”

Alzheimer hastalığını evde bakım uygulaması yavaşlatıyor

Alzheimer’ın geniş bir kitleyi ilgilendiren önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirten Medical Center Evde Bakım Hekimi Dr. Tayyar Vardar, Alzheimer hastalığının ilerleyen dönemleriyle ailelerin baş edemediğini, depresyonla beraber tükenmişlik yaşadıklarını ve bu nedenle profesyonel desteğe ve gözleme ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Tayyar Vardar şöyle konuştu: “Alzheimer hasta yakınlarının %60’ında tükenme ve depresyon mevcuttur. Hastalığının ilerleyen dönemlerinde aile yakınları hastalıkla mücadele etmekte zorluklar yaşıyorlar ve bu yüzden hasta için sürekli olarak bir bakıma ihtiyaç duyuyorlar. Bu anlamda evde uygulanan evde sağlık modeli Alzheimer hasta yakınlarının umudu haline geldi. Hasta yakınları hastalarının bir bakımevine bırakmaktansa kendi evlerinde profesyonel destek alıp süreci takip edebiliyor ve sürece dahil olabiliyorlar.  Evde bakım modeli ile Alzheimerlı hastanın ihtiyaç duyduğu bakımı yerine getirilirken aile yakınlarına hastanın müzik veya resim gibi eski hobilerini tekrar hatırlatıp, ilgi ve sevgilerini göstererek moral ve huzurlu bir ortam sağlamaları kalıyor.

Bu nedenle evde sağlık hizmeti Alzheimer hastalarının hastalığı hem yavaşlatılıyor hem de hastanın yaşam koşulları iyileştiriliyor. Hasta yakınlarının ise bu süreçten en az etkilenmesini sağlanıyor. Biz de Medical Center Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri olarak hastanın gereksinimleri doğrultusunda hazırladığımız bakım planı sayesinde hastayı kendi evinde kontrol altında tutarak hayatına devam edebilmesini sağlarken, hastalığın hasta yakınları üzerinde yarattığı olumsuz etkileri yüzde 20’lere düşürebiliyoruz.”

Alzheimer ile savaşmanın farklı yöntemlerinden bahsettiğimiz yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Enerji ve Mutluluk Veren Besinler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

mutluluk veren besinler

Günümüzün insanlarının en büyük sorunlarından ikisi, hiç şüphesiz ki yorgunluk ve mutsuzluk. İş temposu, trafik, gürültü, şehir hayatı ve daha pek çok stres kaynağı gün içinde bizleri yorgun ve mutsuz kılabiliyor. Ancak bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve size mutluluk veren besinler ile oluşturulan doğru bir beslenme programı keyfinizi yerine getirebilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, enerji ve mutluluk veren besinler hakkında konuştu.

Mutluluk hissi besini gördüğümüz anda başlıyor

Sağlıklı beslenmenin özellikle de bazı besinlerin mutlulukla yakından ilgisi bulunmaktadır. Bazı insanlar yaşamak için yediğini bazılarıysa yemek için yaşadığını ifade etmektedir. Kişinin yemek yediği zaman mutlu hissetmesi ya da sevdiği bir besini yediğinde mutlu olması bir tesadüf değildir.  Bu besinler daha görüldüğü anda kişinin vücudunda birtakım kimyasal değişimler olmasını sağlar, fiziksel olarak bedeni ve beyni uyararak bireyi mutlu eder. Bunu da vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin ve dopaminin salgılanmasını sağlayarak yapmaktadır. Hemen herkesin yediğinde mutlu olduğunu ifade ettiği çikolata da bunlardan biridir.

Mutluluk veren besinlerden doğru yararlanmak için miktara dikkat edin

Dengeli ve yeterli bir beslenme programı ile birlikte bu besinleri tüketmek depresyona bile iyi gelmektedir. İşte mutluluk veren 5 önemli besin…

YUMURTA

En değerli protein kaynaklarından biri olan yumurta aynı zamanda mutluluğunda kaynağı olarak da bilinmektedir. Kişide herhangi bir sağılık problemi yoksa her gün 1 yumurta ile kahvaltı yapabilir ve güne mutlu başlayabilir. Ancak mutluluk etkisini daha da artırmak için yanında 3 yemek kaşığı lor peyniri ve 1 dilim yulaf veya çavdar ekmeği de tüketilebilir. Yumurta gün içinde seçilebilecek herhangi bir öğünde rahatlıkla kullanılabilecek çok değerli bir besindir.

KİNOA

Son dönemlerde adını sıkça duyuran bir tahıl olan kinoa serotoninin öncü maddesi olan triptofan aminoasidi yönünden zengin bir besindir. Akşam yemeklerinde salata ya da sebze yemekleri içerisinde tüketilen 3 yemek kaşığı kinoa günün stresinin atılmasına ve yemekten keyif almaya yardımcı olmaktadır. Kinoa beyaz, kırmızı, siyah renkteki seçenekleriyle kısır, salata, köfte, tahıllı kurabiye ve hafif tatlıların içinde değerlendirilebilir.

KABAK ÇEKİRDEĞİ

20 gr kabak çekirdeğinde 120 mg triptofan bulunmaktadır. İçerdiği bu mutluluk öncüsü aminoasit sayesinde serotonin salgılanmasına yardımcı olur. Kabak çekirdeği stresi ve endişeleri önlerken kişinin rahatlayıp sakinleşmenize de yardımcı olur.

AMARANTH

Halk arasında “horozibiği” tohumu olarak da bilinen amaranth, protein değeri yüksek olması nedeni ile beslenme programlarında yer almaya başlayan bir besindir. Kinoa gibi triptofan içeriği yüksektir. İçerdiği protein sayesinde emilimi de arttığından mutluluk veren besinler arasındadır. Akşam yemeklerinde 3 yemek kaşığı amaranth tüketilebilir.

HİNDİ ETİ

Hindi eti yine triptofan açısından zengin bir besindir. Hem yüksek miktarda protein içermesi hem de selenyum ve B12 vitaminleri açısından zengin bir besin olması nedeni ile tüketimi önerilmektedir. Öğle yemeklerinde tüketilecek bir hindi eti ile özellikle soğuk havaların neden olduğu enerji düşüklüğünden kurtulmak mümkündür. Hindinin mutluluk veren etkisinden en iyi şekilde yararlanabilmek için yanında mutlaka bir kompleks karbonhidrat tüketilmelidir. Örneğin yulaf veya çavdar unundan yapılmış bir ekmek veya yulaflı, kinoalı salata, kinoa pilavı gibi yiyecekler iyi birer seçenek olacaktır.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Doğru Duruş, Hormonları Etkiliyor!

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Doğru duruş

CEP TELEFONU KULLANIRKEN 12 ÖNEMLİ ÖNERİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tablerler başında mail, mesaj veya sosyal medya trafiğine dalarak günde ortalama 2-4 saatimizi başımız öne eğik şekilde geçirmekteyiz. Bu, boyun omurlarımıza yılda 700 ila 1400 saat aralığında ek stres yüklüyor olduğumuz anlamına geliyor.Lise öğrencilerinde ise durum neredeyse 5000 saati bulmakta. Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, başta cep telefonu olmak üzere mobil cihazların kullanımı ve düşük ergonomiye bağlı olarak bel, boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının görülme sıklığının arttığına dikkat çekiyor ve doğru duruş hakkında tavsiyeler veriyor.

Doğru duruş, mutluluk hormonlarını etkiliyor!

İş, eğlence ya da sosyalleşme adına elimizden düşürmediğimiz cep telefonu başta olmak üzere mobil cihazlarının kullanım süresi arttıkça sağlığımız üzerinde yarattığı etkiler de ortaya çıkıyor. Özellikle de kas iskelet sistemimiz üzerindeki baskı süresinin artması sorunun daha hızlı gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Bu sorunların başında da boyun ve bel fıtıkları ve bunlara bağlı ağrılar, sinir sıkışmaları, duruş bozuklukları geliyor. Omurgamızın uzun süre aynı pozisyonda durmak için tasarlanmadığını hatırlatan Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, “İdeal duruş omurga sağlığının yanı sıra genel vücut sağlığı ve ruh halimizi de olumlu yönde etkiliyor. Çünkü araştırmalar düzgün duruşun serotonin düzeylerini de olumlu yönde etkilediğini gösteriyor” diyor.

En çok boyun bölgesi etkileniyor

Başımızı nötral pozisyon denilen sağlıklı ideal açıda tuttuğumuzda, boyun omurlarımıza binen yükün yaklaşık 4.5 – 5 kg civarında olduğu biliniyor. Baş statik veya öne eğik haldeyken boyun kasları, çevre tendon ve bağlar başı destekliyor. Yapılan çalışmalar;boynun 15 derece eğimi ile boyuna binen yükün 12.25 kg, 30 derece eğimi ile 18 kg, 45 derece eğimi ile 22 kg’a kadar çıktığını ortaya koyuyor. Bu nitelikteki stresin zaman içerisindeki tekrar eden artışıyla da boyun bölgesinde erken dejenerasyona ve beraberinde çeşitli boyun rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Dr. Nural Aydın bu nedenle aşırı cep telefonu kullanımı ve düşük ergonomi sonucunda sıklıkla karşılaşılan hastalıklar arasında; bel – boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının yer aldığını söylüyor. Genel aşırı kullanım ve duruş bozukluğuna bağlı oluşan sakatlanmalara ek olarak, sürüş veya yürüyüş (özellikle düzgün olmayan yüzeylerde) gibi tam dikkat gerektiren durumlarda cep telefonu kullanımı da akut yaralanma riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle mevcut risklerin farkında olmak ve potansiyel yaralanmaları önlemek için sağlıklı adımlar atmak ve güvenlik tedbirleri almak son derece önem taşıyor.

Cep telefonunu daha ergonomik kullanmak için…

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, mobil telefonları ergonomik kullanmaya yardım edecek önerilerini sıralıyor…

  • -Cep telefonunuzu kullanırken başınızı eğmek yerine telefonunuzu kaldırın.
  • -Ekranı okurken telefonunuzu çene hizası veya biraz altına gelecek şekilde konumlandırın. -Telefonunuzu kucağınızda veya göğüs yüksekliğinin altında tutmaktan kaçının.
  • -Mesaj, mail yazarken başparmağa alternatif diğer parmaklarınızı da kullanmaya çalışın. -Telefonu tek elle kullanmak yerine mümkün olduğunca düz bir yüzeye koyun ya da bir elle telefonu tutarken diğer elle yazmaya çalışın.
  • -Başparmağınızla yazarken parmağınızı bükmek yerine parmak ayasıyla yazmaya gayret edin.
  • -Bileklerinizi mümkün olduğunca rahat ve düz tutun.
  • -Cihazlarınızı kullanırken bilekleriniz ve parmaklarınızdaki gerginliğini en aza indirin. Mümkün olduğunca dik bir postürde durun.
  • -Boyunda düzleşme ve omuz başında içe dönüklüğe sebep olmasından dolayı aşağıya uzun süreli bakmaktan sakının.
  • -Akıllı cihazınızı boynunuzun rotasyon da denilen dönmesine sebep olacak bir yere koymayın.
  • -Mesajlarınızı mümkün olduğunca kısa tutun ya da ses tanıma yazılımlarını kullanın. Fazla tuş vuruşu daha fazla bilek-parmak yorgunluğuna neden olacaktır.
  • -Dokunmatik ekranlı telefonlarda mesajlaşırken, telefonunuzu dikey bir konumda kullanın. Bu, yazarken tuşa basmak için başparmağınızın ulaşması gereken alan miktarını azaltacaktır.
  • -Uzun süreli çalışmalar için cep telefonu veya tablet kullanmayın.

-Yazma sürenizi 10-15 dakikaya sınırlayın. Her 15 dakikada en az 2-3 dakika küçük molalar verin. Telefonunuzu sessize alarak bu küçük molaların kesintiye uğramasını engelleyin.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Ev Turşusu Yapmanın Püf Noktaları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

ev turşusu

Kış aylarının bittiği, soğuk havaların son günlerini yaşadığımız bu günlerde özellikle kırmızı pancar, lahana ve karnabahar gibi kış sebzeleri tezgahlardan göz kırpıyor. Kalp sağlığından bağışıklık sistemini güçlendirmeye, metabolizmayı hızlandırmadan soğuk algınlığını önlemeye, kanserden korunmadan kan şekerini dengelemeye kadar pek çok faydası olan ev turşusu, içerisindeki meyve ve sebzelerin kalorisini yüzde 30’a varan oranlarda azaltıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu bir besinin yapısındaki karbonhidratın fermantasyon yani mayalanma ile yararlı bakteriler tarafından laktik aside çevrilerek dayanıklılığının artırılması yöntemidir. Evde turşu hazırlarken yararlı bakterilerin mayalanma sürecini başlatması ve zararlı bakterilerin turşuda bulunmaması için dikkat edilmesi gereken bazı  noktalar vardır. Aksi halde hem tat ve lezzet açısından başarılı bir turşu yapılamaz hem de zararlı bakteriler veya onların toksinleri besin zehirlenmelerine neden olabilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, kabından tuzuna ev turşusu yaparken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Plastik yerine cam kavanoz kullanın

Turşu hazırlamak için kullanılacak kaplar; cam kavanoz veya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan onaylı tek kullanımlık plastik kaplar olmalı. Diğer kaplarda hazırlandığında turşunun içerisine kabın yapımında kullanılan ve insan vücudu için kanserojen olabilen maddelerin geçişi olabilir. Ayrıca kullanılan kabın temizliğine ve hava almamasına dikkat edilmeli. Turşusu yapılacak sebze/meyvelerin de kapta tamamen salamura içinde kalması, üst yüzeyde hava ile temas etmemesi sağlanmalı. Hava ile temas eden sebzeler bozulur ve kesinlikle tüketilmemesi gerekir.

Kabı ve besinleri çok iyi temizleyin

Turşu yapılırken kullanılan tüm malzemeler (kap, sebze-meyveler, kaşık, kepçe vs) çok iyi temizlenmiş ve başka herhangi bir şeyle temas etmemiş olmalı. Ayrıca kimyasal temizlik maddesi kalıntısı da bulunmamalı. Aksi  halde fermantasyonun/ mayalanmanın sağlıklı oluşmasını engeller.

Tuzuna dikkat edin  

Tuzun turşu yapımında yeterli miktarda eklenmesi hem yararlı bakterilerin oluşup zararlı bakterilerin oluşmaması için hem de turşusu yapılan besinlerin sertliklerinin uygun olması için önemli. Tuzu az eklenen turşu; yumuşar, esner, suyu bulanıklaşır ve kararır. Tuzu fazla olan turşuların ise olgunlaşma süresi uzar, tadı fazla tuzludur ve özellikle salatalık gibi sebzelerin turşularının içinde fazla su birikmesine neden olur.

Kaya tuzu ile hazırlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu hazırlarken sofra tuzu yerine kaya tuzu kullanın. Çünkü normal sofra tuzu ile yapılan turşularda kısa sürede yumuşama gözleniyor. Yüzde 8 tuzlu su hazırlamak için 1 litre suya 80 gram tuz eklemek gerekir” diyor.

Limon tuzu ve sirke koyun

Turşu hazırlanırken asitlik oranı düşük olan sebzelere (özellikle taze fasulye, bamya vb) limon tuzu eklemek, tuz miktarını çok artırmadan turşu oluşumunu sağlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda turşunun rengini korur. Sirke de doğal bir koruyucu olması ve turşu fermente olurken istenmeyen bakterilerin oluşmamasını sağlaması bakımından turşuya eklenmesinde fayda var.

Ezik besinlerden kaçının

Turşusunu kuracağınız sebze ve meyvelerin diri, zedelenmemiş, taze ve kaliteli olmasına dikkat edin. Ezilmiş, herhangi bir yerinden çürümeye başlamış meyve/sebzeler turşu yapımında kullanılmamalı. Çünkü bu tür sebze/meyvelerde zararlı bakteriler bulunabilir, turşunun oluşması esnasında yararlı bakterilerin oluşmasını /çalışmasını engelleyebilir ve/veya gıda zehirlenmelerine neden olabilecek zararlı bakterilerin veya onların toksinlerinin besinden uzaklaştırılmasına engel olur.

İçme suyu kullanın

Turşusu hazırlanacak besinler iyice temizlendikten sonra tuz ile karıştırılarak hazırlanan salamura suyun çok temiz olması gerekir. Beklemiş, güvenli olmayan kaynaktan alınmış su olmamalı. Temiz olmayan bir su ile hazırlanan turşuda zararlı bakteriler üreyebileceği gibi gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bu nedenle turşu hazırlarken kullandığınız suyu içme suyundan ya da kaynatıp soğuttuğunuz sudan kullanın.

Beyaz tabakayı hemen alın

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu oluşumu sırasında turşunun üst yüzeyinde beyaz bir tabaka oluşur ise hemen alınması gerekir çünkü küf oluşmasına ve turşunun bozulmasına neden olur. Ara ara kontrol edilerek yine oluşursa yine hemen alınmalı. Bu beyaz tabaka turşuya uygun oranlarda tuz eklenmediyse ve turşu uygun sıcaklıkta bekletilmediyse oluşuyor” diyor.

Karanlıkta bekletin, süresine dikkat edin

Turşu oluşması için hazırlanan sebze ve meyveler karanlık ve serin bir ortamda, 18-20 derece ısıda bekletilmeli. Isının 20 dereceden fazla olması zararlı bakterilerin sayısının turşuda hızla artmasına neden olurken, düşük olması ise iyi bir turşunun oluşmasını engeller. Zararlı bakteri sayısı artan bir turşu sağlık açısından zararlı bir hale gelir. Gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bekletilme süresi genellikle 4-6 hafta arasında olmalı.

Turşu tüketirken dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu tüketirken unutulmaması gereken en önemli nokta turşunun tuz, yani sodyum içeriğidir. Salatalıkta normalde en fazla 6 gram sodyum bulunurken salatalığın turşusunda ise bu miktar 1300 grama kadar çıkar. Diğer sebze ve meyveler için de bu durum çok farklı değildir. Bu nedenle hipertansiyonu, kronik böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, mide rahatsızlığı olan ve ödem problemleri yaşayanların çok fazla tüketmemesi gerekir. Aksi halde fayda yerine zarar verecektir” diyor.

 

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar