Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Alerjik Rinit Nedir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Alerjik Rinit saman nezlesi

Yetişkin bireylerin yaklaşık yüzde 10’u, sık sık saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinitin neden olduğu hapşırma, koku alamama ve kaşıntılı gözlerinden muzdariptir. Alerjik rinit, yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olur. Alerjiler yıl boyunca ortaya çıkabildiği gibi, özellikle ilkbahar döneminde polenlerin çoğalmasıyla birlikte daha da artış gösterir.

İŞ VERİMLİLİĞİNİ DÜŞÜRÜR

Alerjiler, en sık görülen kronik durumlardan biridir ve semptomları bağışıklık reaksiyonunun sonucudur. Bağışıklık sisteminiz vücudunuzu, sizi hasta eden istilacı organizmalara karşı korur. Ancak, alerjiniz olduğunda bağışıklık sisteminiz alerjeni (normalde zararsız olan maddeyi) bir istilacı olarak algılar ve hapşırma, boğaz ağrısı, kaşıntılı gözler, burun akıntısı gibi semptomları ortaya çıkarır. Alerjiler uykuyu kaçırabilir, günlük aktiviteleri bozabilir, iş verimliliğini azaltabilir ve bazen sinüs enfeksiyonlarına bile yol açabilir.

İnsanlar, tüm yıl boyunca alerji semptomları yaşayabilir, ancak bazı alerjenler farklı zamanlarda ortaya çıkar. Özellikle bahar ayları, çoğu alerjinin atağa geçmesi için en uygun mevsimdir. Bu mevsimde atmosferdeki karbondioksit seviyesinin daha yüksek olması, hava sıcaklığında artışa ve alerjik polenlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Polenlerin solunan havaya karışması, bahar alerjilerini atağa geçirebilir.Bugünkü yazımda sayacağım adımlar, alerjilerin kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır…

POLENLERİ EVİNİZİN DIŞINDA BIRAKIN

Alerji semptomlarını azaltmanın anahtarı, öncelikle neden olan tetikleyicilerden uzak durmaktır. İlkbaharda alerjilerin artmasına neden olan polenlerin miktarı sabah saatlerinde daha yüksektir.
Eğer yapabiliyorsanız, bu saatlerde dışarıda uzun zaman geçirmekten kaçının.Polenlerin yoğun olarak görüldüğü mevsimlerde evinizin kapı ve pencerelerini kapalı tutun. Unutmayın, polenler saçınıza, cildinize ve giysilerinize kolaylıkla yapışır. Üzerinize yapışan polenlerden kurtulmak için kıyafetlerinizi değiştirebilir veya eve girer girmez duş alabilirsiniz.

İÇ MEKANLAR TEMİZ Mİ?

Evlerimiz dışında sürekli olarak taşıtlar ve fabrikalar gibi her türlü yerlerden gelen zehirli dumanlar ile çevriliyiz.Ama daha da zararlı olan, günlük olarak evlerimizde maruz kaldığımız toksinler.Evet, temizliğinden emin olduğunuz yer aslında zehirli olabilir. Toksinlere ek olarak, yaşam alanlarımızda gizlenen birtakım potansiyel alerjenler de vardır.Çevre Koruma Ajansı’na göre, iç mekan hava kirleticilerinin seviyeleri, dışarıdaki kirletici seviyelerinden iki-beş kat daha yüksek olabilir. İç mekan hava kirliliği, insan sağlığına yönelik en önemli beş çevresel tehdit arasındadır. Çoğumuzun zamanının yüzde 90’ını iç mekanda geçirdiği göz önünde bulundurulduğunda, bu büyük bir endişe nedenidir.

Temiz hava solumak iyi bir sağlık için gereklidir. Bu durumda yapmanız gereken, evinizin havasını temizlemektir.Alerjisi olan kişiler için en iyi filtreler, havadaki alerjenleri çıkarmak için özel olarak tasarlanmış yüksek verimli parçacıklı hava (HEPA) filtreleridir.
Hava filtresini çalıştırmak için en doğru yer, zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz yatak odasıdır.

TOZLARI ALIN

Temiz bir ev herkes için daha keyifli bir yaşam ortamı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda temiz koşullar alerjenlerin de kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Eğer yapabiliyorsanız, evinizi haftalık olarak temizlemeye çalışın. Zeminlerinizin tamamını nemli bir paspasla paspaslayın ve HEPA filtreli bir elektrikli süpürgesiyle tüm halıları vakumlayın.
Toz akarları ve küflerin saklanabileceği sandalyelerin ve koltukların arkasını süpürmeyi unutmayın. Tozları pencere, mobilya ve diğer yüzeylerden silin.
Alerjiniz varsa, temizlik yaparken maske kullanın ya da alerjisi olmayan birinden yardım alın.

EGZERSİZLE ALERJİYİ YENİN

Yapılan araştırmalara göre, 30 dakika boyunca koşu bandında koşan alerji hastalarında tıkanıklık ve hapşırma gibi semptomları önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Araştırmacılar, egzersizlerin faydalı olduğunu, çünkü alerji yapan inflamatuar proteinleri kontrol etmedeyardımcı olduklarını belirtiyor. Ayrıca egzersiz, tıkanıklığı hafifletebilen burun pasajlarını açar.

EVİNİZDE BİTKİ YETİŞTİRMEYE NE DERSİNİZ?

Havayı temizlemek için bitkileri kullanın. Bitkiler doğal hava filtreleri gibidir; oksijen üretirler ve aslında havayı temizlerler. Ayrıca evinizin güzel görünmesini sağlarlar. Bu doğal filtreleme seçeneğini daha çok evinize ve ofisinize koyabilir, böylece sağlıklı havaya sahip olabilirsiniz. Eğer küf alerjiniz veya duyarlılığınız varsa, bazı bitkiler iyi bir fikir olmayabilir; hatta alerji belirtilerinizi tetikler. Dikkatli olmakta fayda var.

SİGARAYI HAYATINIZDAN ÇIKARIN

Sigara dumanı, genel sağlığınızı tehdit ettiği gibi alerjinin de en büyük düşmanlarından birisidir. Her fırsatta söylediğim gibi sigarayı bırakmanız için onlarca neden bulunuyor. Alerjinizin artması veya burun tıkanıklığının giderek kötüleşen bir hale gelmesinin nedeni de sigara bağımlılığınız olabilir. Eğer sigara içiyorsanız hemen bırakın. Ayrıca sigara içilen ortamlardan uzak durmanızda yarar var.

KLİMA TEMİZLİĞİ İHMALE GELMEZ

Klima, özellikle sıcak havalarda imdadımıza yetişiyor. Ancak gerekli temizliği yapılmadığı takdirde maalesef alerji tetikleme özelliğine sahiptir. Bu sebeple alerjinizin nedeni temiz olmayan klimanız ise, klimalarda kullanılan filtreleri her ay değiştirmelisiniz. Ayrıca alerjenleri tutan özel filtreler almanız da faydalı olacaktır. Böylece kapalı hava partiküllerinin büyük çoğunluğunu ortadan kaldırabilirsiniz.

ÇAMAŞIRLARINIZI BALKONDA KURUTUN

Yeni yıkanmış, mis gibi kokan nevresimleri kim sevmez ki? Yalnız kötü bir haberim var. Aslında bu güzel durum belki de sizin alerjilerinizi tetikleyen neden olabilir. Öncelikle kokulu çamaşır deterjanı ve yumuşatıcı kullanmaktan kaçının. Ayrıca, çamaşırlarınızı evinizin içinde kurutmak yerine balkonda kurutmayı deneyin. Yalnız polenin fazla olduğu dönemlerde, polenin çamaşırlara yapışmaması adına kurutucuyu tercih edebilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Nadir Görülen ilginç Alerji Tipleri

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Nadir Görülen ilginç Alerji Tipleri

Alerji, genel anlamıyla aynı miktar ve koşullarda başka kişiler için zararsız olan farklı yabancı maddelere karşı, bazı kişilerin aşırı duyarlılık göstermesidir. Ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri gibi maddeler, alerjinin en sık nedenleri arasında yer alırlar. Acıbadem Bodrum Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Eren, nadir görülen ilginç alerji tiplerini sıraladı.

Ayakkabı

Bazı insanlar derinin işlenmesinde kullanılan kimyasallara egzama benzeri alerjik reaksiyon gösterebiliyor.

Çikolata

Çikolata içindeki besin katkı maddelerine karşı deride kaşıntı, kabarıklık gibi ürtiker ve egzama benzeri reaksiyonlar olabiliyor.

Güneş

Güneşteki UV ışınlarından kaynaklanan bu alerji tipinde belirtiler ciltte kızarıklık, kabarma ve kaşıntı olarak kendini gösteriyor.

Soğuk

Sadece soğuk hava değil soğuk suda yüzmek gibi durumlar da tehlike arz ediyor. Alerjiye neden olan şey ise kan basıncının ani olarak düşmesi olarak biliniyor.

Spor

Egzersizden sonra yemek yenince ortaya çıkabiliyor. Ciltte kızarıklıklar ve ağır durumlarda anaflaksi (alerjik şok) görülebiliyor.

Su

Suyla temas sonrası ciltte ürtiker benzeri kızarıklıklar oluyor.

Su hariç tüm yiyecek ve içeceklere alerji

Dünyada bilinen tek örneği Avustralyalı çocuk Kaleb Bussenschutt. Kaleb’in sadece suya, buza ve belli bir marka altında üretilen limonataya alerjisi yok. Onun dışında ne yerse yesin anında kusuyor.

Teknoloji

Migren benzeri baş ağrısı ve deri reaksiyonlarına neden olabilen bu alerji tipinde en olası neden saç kurutma makinesi, wireless sistemleri, mikrodalga fırınlar ve cep telefonlarına bağlı ortamda oluşan elektro-manyetik kirlilik. Son yıllarda bu durum “Hasta Bina Sendromu” olarak da adlandırılıyor.

İç çamaşırı

Sentetik dokuma ürünlerine karşı hassas kişilerde görülüyor.

Meni

Kadınların spermaya alerjileri olduğu gibi bazı erkeklerin de kendi spermalarına alerjileri olabiliyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, aralık ayının ikinci haftası itibariyle grip salgını başladı. Grip aşısı için hiçbir zaman geç olmadığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Risk grubundaki kişilerin aşılanmasında fayda var” dedi.

Domuz gribi, gergedan virüsü gibi farklı isimlerle duyurulan salgınlar şu günlerde birçok kişiyi olumsuz etkiliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Domuz gribi salgınının ortaya çıktığı 2009 yılında, dünyada ve Türkiye’de her zamankinden daha fazla hasta gördük. Bugün artık, domuz gribi virüsüne karşı insanlarda bir bağışıklık gelişti. Ayrıca grip aşılarının içerisinde domuz gribinin virüsü var. Hastalığın eskisi kadar yaşamı tehdit etmediğini söyleyebilirim” diye konuştu.

Peki Kimler Tehlike Altında?

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Tehlike yaratan bir grup var. Onlar bağışıklığı iyi çalışmayan, 65 yaş üzerindeki kişiler, KOAH gibi akciğer hastalığı olanlar, solumum yetmezliği olan hastalar, kanser tedavisi gören kişiler ve gebeler. Bağışıklık sistemi iyi çalışmadığından bu grupta yaşamı tehdit etme riski daha yüksek. Sağlıklı kişilerde ise artık çok fazla tehlike arz etmiyor” ifadelerini kullandı.

Hamilelerin Özellikle Daha Dikkatli Olması Gerekiyor

Risk grubundaki kişilerin aşılanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu şöyle devam etti:

“İdeal olan, salgın başlamadan eylül, ekim aylarında aşılanmaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, aşı için  geç değil. Çünkü mart ayı sonuna kadar salgın azala azala devam eder. Şu an yapılacak aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Hamileleri özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü düşük ve erken doğum riskiyle karşı karşıyalar. Grip buna neden olabiliyor. Hastalık, gebelerde yaşamı da tehdit edebiliyor. Gebeliğini kış aylarında geçirecek kişilerin aşılanmasında fayda var. Gebeleri ve yeni doğum yapmışları aşılıyoruz.”

“Proteinden Zengin Beslenin”

Bağışıklık sistemini koruyan en etkili yöntemin yeterli uyku ve beslenme olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sönmezoğlu, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Bunun için öncelikle uykuya ve beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Mutlaka, soğuktan korunarak, açık havada vakit geçirilmeli,  stresten mümkün olduğunca uzak durulmalı. C vitaminden zengin narenciye tüketmek, hapşıran-öksüren kişilerden uzak durmak  ve elleri sık sık yıkamak gibi hijyen önlemleri de almak önem taşıyor. Ayrıca, proteinden zengin beslenmeli. Yumurta, süt ürünleri, yoğurt, et, sebzeler ve meyveleri özellikle kış aylarında hiç ihmal etmemeli” dedi.

Her Sabah Yarım Limon, Zerdeçal ve Zencefil

Enfeksiyonlara karşı koruyucu bir formül olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sönmezoğlu, şunları söyledi:

“Ilık su içine atılacak zencefil, limon suyu, zerdeçal son derece etkin. Hastalığın başladığını hissettiğiniz an bu karışımı kullanabilirsiniz. Her gün sabah kalktığınızda ılık bir bardak suyun içine taze sıkılmış yarım limon, 1 çay kaşığı zencefil, 1 çay kaşığı kadar zerdeçal koyarak içmek koruyucu etki yaratıyor. Aynı zamanda kuşburnu, ıhlamur, nane-limon son derece etkilidir.

Gergedan Virüsü Nezle

Son zamanlarda Gergedan Virüsü olarak adlandırılan virüsün, nezle virüsü olduğunu söyleyen Sönmezoğlu, “Bu yeni bir virüs değildir. Bu birkaç günlük burun akıntısı, hafif baş ağrısı, kuru öksürükle geçer. Eğer burun kanalları açık tutulmazsa daha sonra sinüzite dönebilir. O nedenle bu enfeksiyona yakalanmış kişiler burnun açık olmasına dikkat etmelidir. Burun açıcı tuzlu sular burnun tıkanmasını engelleyecektir” dedi.

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle oluşur ve antibiyotikler onlara etki etmez. Ama ne yazık ki biz, ülke olarak antibiyotiklere çok güvendiğimiz ve onlardan çok şey beklediğimiz için, virüs olduğunu bilsek bile kullanıyoruz. Bu vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürüyor, ekosistemi bozuyor” diyerek antibiyotikler konusunda da uyardı.

Konuyla ilgili farklı bir içeriğe burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmadığını belirterek, “Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece bakterilerin oluşturduğu enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.” dedi.

Prof. Dr. Büke, yaptığı açıklamada, kışın kendini göstermeye başladığı bu günlerde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığının gözlendiğini, bu noktada yapılan en büyük yanlışlardan birinin de  belirtiler başlar başlamaz antibiyotiklere yönelmek olduğunu aktardı.

Özellikle sonbahar ve kış aylarında en sık görülen sağlık sorunları olarak ön plana çıkan soğuk algınlığı ve grip gibi boğaz ağrısı ile seyreden hastalıklara karşı yapılabilecekler konusunda bilgi de veren Büke, soğuk algınlığı ve nezlenin genellikle grip ile karıştırıldığına ancak aralarında belirgin farklılıkların olduğuna dikkati çekti.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

“Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı yok”

Büke, influenza virüslerine bağlı gelişen gripte ise hastalığın boğaz ağrısı ile başladığını, buna karşın 38,5 ve üzeri derecelerde ateş, şiddetli kas ağrısı, baş ağrısı ve hatta eklem ağrısıyla seyrettiğini söyledi.

Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı olmadığının altını çizerek, gereksiz kullanıldıklarında vücutta bulunan yararlı flora bakterilerinde direnç gelişmesine yol açacağına dikkati çeken Prof. Dr.  Büke, şunları kaydetti:

“Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor.  Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece  bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Soğuk algınlığı ve risk grubu dışındaki kişilerde gelişen grip 5-7 günde kendiliğinden iyileşir. Belki de doğal tedavi yöntemlerinin yakınmaları hafiflettiği ve daha hızlı iyileşme sağladığı hastalıkların en başında soğuk algınlığı ve risk grubu  dışındaki kişilerde gelişen grip gelmektedir. Hekim tarafından soğuk algınlığı ya da grip tanısı alan kişilerde destek amacıyla yeterli istirahat, beslenme ve yeterli sıvı alınması yanı sıra bazı doğal ürünler de kullanılabilir. Ayrıca doğal ürünlerin çeşitli ilaçlarla etkileşimlerinin olabileceği unutulmamalı ve özellikle kronik hastalıkları nedeniyle çeşitli ilaçlar kullanan bireylerin bu konuda mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor.”

 “Sarımsak soğuk algınlığında da etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün”

 Prof. Dr. Büke, sarımsağın da soğuk algınlığında etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün olduğunu, düzenli kullanıldığında hastalık sıklığını ve sayısını azaltabildiğini aktararak, bu tür durumlarda iyileşmeyi hızlandırabildiğini ifade etti.

Ekinezyanın da viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında etkili doğal bir bitki olduğunu vurgulayan Büke, bu amaçla çeşitli şekillerde kullanılabildiğini belirtti.

Büke, ayrıca C vitamininin de kış aylarından önceki süreçte kullanılmasının nezle ve soğuk algınlığı gelişme riskini azaltabildiğini vurgulayarak, vücutta eser miktarda ancak bütün hücrelerde bulunan çinkonun da hücre çoğalmasında, bağışık yanıtta, nörolojik fonksiyonlarda önemli rol oynadığını, bu nedenle soğuk algınlığı yakınmaları başlar başlamaz kullanılması durumunda hastalığın süresini ve şiddetini azaltabildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Büke, çinkoyu besinlerle de almanın mümkün olduğuna dikkati çekerek, kabuklu deniz ürünleri, sakatat, baklagiller ve buğday tohumunda yoğun şekilde bulunduğunu söyledi.

“Boğaz ağrısı yakınmalarını hafifletmek için limonlu ballı su”

Boğaz ağrısının, soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların seyri sırasında görülebileceği gibi, bakterilerin, özellikle de A grubu beta hemolitik streptokokların oluşturduğu anjin durumunda da ortaya çıkabildiğini dile getiren Büke, bu bakterinin özellikle 5-15 yaş grubundaki çocuklarda kalp kapaklarında kardit ve böbrekte nefrite neden olabileceğini belirtti.

Büke, boğaz ağrısı, soğuk algınlığı gibi durumlarda tanı ve tedavi için mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurgulayarak, boğaz ağrısı yakınmasını hafifletmek için uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:

“250 mililitre sıcak su içine 1 kahve kaşığı bal ve bir yarım limon suyunun karıştırılarak içilmesiyle boğaz ağrısı yakınması hafifletilebilmektedir.  Bu karışımın antioksidan etkisi sayesinde boğazda enflamasyon da hafiflemektedir.  Tuzlu ya da bikarbonatlı su ile yapılan gargara da bu süreçte uygulanabilir.  Ayrıca ballı soğan şurubu ve okaliptus suyu da yakınmaları hafifletmeye yardımcı olabilir.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
seo
diyetisyen