Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Alerjik Rinit Nedir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Alerjik Rinit saman nezlesi

Yetişkin bireylerin yaklaşık yüzde 10’u, sık sık saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinitin neden olduğu hapşırma, koku alamama ve kaşıntılı gözlerinden muzdariptir. Alerjik rinit, yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olur. Alerjiler yıl boyunca ortaya çıkabildiği gibi, özellikle ilkbahar döneminde polenlerin çoğalmasıyla birlikte daha da artış gösterir.

İŞ VERİMLİLİĞİNİ DÜŞÜRÜR

Alerjiler, en sık görülen kronik durumlardan biridir ve semptomları bağışıklık reaksiyonunun sonucudur. Bağışıklık sisteminiz vücudunuzu, sizi hasta eden istilacı organizmalara karşı korur. Ancak, alerjiniz olduğunda bağışıklık sisteminiz alerjeni (normalde zararsız olan maddeyi) bir istilacı olarak algılar ve hapşırma, boğaz ağrısı, kaşıntılı gözler, burun akıntısı gibi semptomları ortaya çıkarır. Alerjiler uykuyu kaçırabilir, günlük aktiviteleri bozabilir, iş verimliliğini azaltabilir ve bazen sinüs enfeksiyonlarına bile yol açabilir.

İnsanlar, tüm yıl boyunca alerji semptomları yaşayabilir, ancak bazı alerjenler farklı zamanlarda ortaya çıkar. Özellikle bahar ayları, çoğu alerjinin atağa geçmesi için en uygun mevsimdir. Bu mevsimde atmosferdeki karbondioksit seviyesinin daha yüksek olması, hava sıcaklığında artışa ve alerjik polenlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Polenlerin solunan havaya karışması, bahar alerjilerini atağa geçirebilir.Bugünkü yazımda sayacağım adımlar, alerjilerin kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır…

POLENLERİ EVİNİZİN DIŞINDA BIRAKIN

Alerji semptomlarını azaltmanın anahtarı, öncelikle neden olan tetikleyicilerden uzak durmaktır. İlkbaharda alerjilerin artmasına neden olan polenlerin miktarı sabah saatlerinde daha yüksektir.
Eğer yapabiliyorsanız, bu saatlerde dışarıda uzun zaman geçirmekten kaçının.Polenlerin yoğun olarak görüldüğü mevsimlerde evinizin kapı ve pencerelerini kapalı tutun. Unutmayın, polenler saçınıza, cildinize ve giysilerinize kolaylıkla yapışır. Üzerinize yapışan polenlerden kurtulmak için kıyafetlerinizi değiştirebilir veya eve girer girmez duş alabilirsiniz.

İÇ MEKANLAR TEMİZ Mİ?

Evlerimiz dışında sürekli olarak taşıtlar ve fabrikalar gibi her türlü yerlerden gelen zehirli dumanlar ile çevriliyiz.Ama daha da zararlı olan, günlük olarak evlerimizde maruz kaldığımız toksinler.Evet, temizliğinden emin olduğunuz yer aslında zehirli olabilir. Toksinlere ek olarak, yaşam alanlarımızda gizlenen birtakım potansiyel alerjenler de vardır.Çevre Koruma Ajansı’na göre, iç mekan hava kirleticilerinin seviyeleri, dışarıdaki kirletici seviyelerinden iki-beş kat daha yüksek olabilir. İç mekan hava kirliliği, insan sağlığına yönelik en önemli beş çevresel tehdit arasındadır. Çoğumuzun zamanının yüzde 90’ını iç mekanda geçirdiği göz önünde bulundurulduğunda, bu büyük bir endişe nedenidir.

Temiz hava solumak iyi bir sağlık için gereklidir. Bu durumda yapmanız gereken, evinizin havasını temizlemektir.Alerjisi olan kişiler için en iyi filtreler, havadaki alerjenleri çıkarmak için özel olarak tasarlanmış yüksek verimli parçacıklı hava (HEPA) filtreleridir.
Hava filtresini çalıştırmak için en doğru yer, zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz yatak odasıdır.

TOZLARI ALIN

Temiz bir ev herkes için daha keyifli bir yaşam ortamı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda temiz koşullar alerjenlerin de kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Eğer yapabiliyorsanız, evinizi haftalık olarak temizlemeye çalışın. Zeminlerinizin tamamını nemli bir paspasla paspaslayın ve HEPA filtreli bir elektrikli süpürgesiyle tüm halıları vakumlayın.
Toz akarları ve küflerin saklanabileceği sandalyelerin ve koltukların arkasını süpürmeyi unutmayın. Tozları pencere, mobilya ve diğer yüzeylerden silin.
Alerjiniz varsa, temizlik yaparken maske kullanın ya da alerjisi olmayan birinden yardım alın.

EGZERSİZLE ALERJİYİ YENİN

Yapılan araştırmalara göre, 30 dakika boyunca koşu bandında koşan alerji hastalarında tıkanıklık ve hapşırma gibi semptomları önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Araştırmacılar, egzersizlerin faydalı olduğunu, çünkü alerji yapan inflamatuar proteinleri kontrol etmedeyardımcı olduklarını belirtiyor. Ayrıca egzersiz, tıkanıklığı hafifletebilen burun pasajlarını açar.

EVİNİZDE BİTKİ YETİŞTİRMEYE NE DERSİNİZ?

Havayı temizlemek için bitkileri kullanın. Bitkiler doğal hava filtreleri gibidir; oksijen üretirler ve aslında havayı temizlerler. Ayrıca evinizin güzel görünmesini sağlarlar. Bu doğal filtreleme seçeneğini daha çok evinize ve ofisinize koyabilir, böylece sağlıklı havaya sahip olabilirsiniz. Eğer küf alerjiniz veya duyarlılığınız varsa, bazı bitkiler iyi bir fikir olmayabilir; hatta alerji belirtilerinizi tetikler. Dikkatli olmakta fayda var.

SİGARAYI HAYATINIZDAN ÇIKARIN

Sigara dumanı, genel sağlığınızı tehdit ettiği gibi alerjinin de en büyük düşmanlarından birisidir. Her fırsatta söylediğim gibi sigarayı bırakmanız için onlarca neden bulunuyor. Alerjinizin artması veya burun tıkanıklığının giderek kötüleşen bir hale gelmesinin nedeni de sigara bağımlılığınız olabilir. Eğer sigara içiyorsanız hemen bırakın. Ayrıca sigara içilen ortamlardan uzak durmanızda yarar var.

KLİMA TEMİZLİĞİ İHMALE GELMEZ

Klima, özellikle sıcak havalarda imdadımıza yetişiyor. Ancak gerekli temizliği yapılmadığı takdirde maalesef alerji tetikleme özelliğine sahiptir. Bu sebeple alerjinizin nedeni temiz olmayan klimanız ise, klimalarda kullanılan filtreleri her ay değiştirmelisiniz. Ayrıca alerjenleri tutan özel filtreler almanız da faydalı olacaktır. Böylece kapalı hava partiküllerinin büyük çoğunluğunu ortadan kaldırabilirsiniz.

ÇAMAŞIRLARINIZI BALKONDA KURUTUN

Yeni yıkanmış, mis gibi kokan nevresimleri kim sevmez ki? Yalnız kötü bir haberim var. Aslında bu güzel durum belki de sizin alerjilerinizi tetikleyen neden olabilir. Öncelikle kokulu çamaşır deterjanı ve yumuşatıcı kullanmaktan kaçının. Ayrıca, çamaşırlarınızı evinizin içinde kurutmak yerine balkonda kurutmayı deneyin. Yalnız polenin fazla olduğu dönemlerde, polenin çamaşırlara yapışmaması adına kurutucuyu tercih edebilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Boğazın Kurumaması için Bol Su Tüketin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Boğazın Kurumaması için Bol Su Tüketin

Havanın soğumasıyla birlikte kışın davetsiz misafiri boğaz enfeksiyonları da kendini göstermeye başladı. Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, enfeksiyonlardan korunmak için şu önerilerde bulunuyor: “Ellerinizi sık sık yıkayın, toplu taşıma araçlarında korunmaya dikkat edin, bol su ve taze meyve-sebze tüketin.”

“Boğaz enfeksiyonları; akut farenjit, akut tonsilit ve basit üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır” diyen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, “Boğaz enfeksiyonlarının ilk belirtisi, yutkunma esnasında boğaz ağrısıdır. Bunu takiben bakteriyel enfeksiyonların başlıca semptomları; yüksek ateş, yaygın kas ağrıları, kulak ağrısı, burun tıkanıklığı, genizde akıntı ve vücutta kırgınlıktır” dedi.

Boğazın Kurumaması İçin Bol Su Tüketin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, enfeksiyondan korunmak için almanız gereken önlemleri şöyle anlattı: “Enfeksiyonlardan korunmak için öncelikle vücut direncimizi yüksek tutmalıyız. Yani taze meyve-sebze tüketmeli ve vitamin almalıyız. Boğaz enfeksiyonlarından korunmak için bol su içilmelidir. Boğazın kurulması, boğaz enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Tedavi olarak eğer yüksek ateş yok ise; semptomatik ilaçlar, boğaz spreyleri ve genel soğuk algınlığı ilaçları yeterli olacaktır. Ancak yüksek ateş eşlik ediyorsa, doktorunuzun tavsiye ettiği antibiyotiği kullanmak gerekebilir.”

Bademcikleri Almak Gerekebilir

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, boğaz enfeksiyonlarından biri olan beta virüsü ile ilgili de bilgiler verdi: “Halk arasında beta virüsü olarak adlandırılan organizma (beta hemolitik streptokok), bir bakteridir. Genellikle bademciklere yerleşir ve vücut direnci düştüğü zaman tekrarlayan enfeksiyonlar yapabilir. Özellikle çocuk yaşlarda yakalanılan bu enfeksiyonlar, ilerleyen zamanlarda vücutta yayılarak eklemleri ve kalp kapağı gibi başka yerleri etkileyebilir. Tedavi olarak ideal yöntem, penisilin türü bir antibiyotik kullanılmasıdır. Ancak yılda 5-6 kereyi geçen bademcik iltihaplarına dikkat edilmelidir. Eğer vücutta yayılım, eklemlerde veya kalp kapakçıklarında tutulum var ise, bademcikleri almak gerekebilir. Beta virüsünün direkt bulaşıcılığı yoktur. Ancak viral enfeksiyonlar bulaşabilir. Bütün enfeksiyonlarda olduğu gibi el yıkama, toplu alanlarda öksürük-hapşırık gibi durumlarda ağzın kapatılması, taze meyve-sebze tüketilmesi ve bol su içilmesi; olası enfeksiyonları önlemede etkili olacaktır.”

Griple ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Emzirmenin Anneye Faydaları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Emzirmenin Anneye Faydaları

Anne sütü içerdiği protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve bağışıklık sistemi koruyucu içerikleri sayesinde bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir doğa mucizesi. Üstelik bebek emmeye başlar başlamaz bir rahatlık ve güven duygusu hissediyor.

Uzmanlar da her fırsatta, sayısız faydaları nedeniyle bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmeleri gerektiğine dikkat çekiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü; 6. aydan sonra da ek besinlerle birlikte anne sütünün 2 yaşına kadar devam edilmesini öneriyor. Peki anne sütünün bebeğe sağladığı mucizevi yararlar neler? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, ‘1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda anne sütünün yaşamsal öneme sahip 8 faydasını anlattı, önemli bilgiler verdi.

Enfeksiyonlara “Dur” Diyor

Anne sütü birçok mikroorganizmaya karşı öldürücü etkiye sahip. İçerdiği özel enzimler sayesinde doğal bağışıklık oluşturarak bebeği hastalıklardan koruyor. Özellikle ishal, üst solunum yolu enfeksiyonu ve idrar yolu enfeksiyonu anne sütü alan bebeklerde daha az görülüyor.

IQ Puanları Daha Yüksek Oluyor

Anne sütünde bebeğin beyin, retina ve merkezi sinir sisteminin gelişimi için yaşamsal önem taşıyan maddelerin yanı sıra büyüme faktörleri ve hormonlar da bulunuyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi  anne sütünün içerdiği büyüme faktörleri sebebiyle beyin gelişimini etkilediğine dikkat çekerek, “Bazı çalışmalarda anne sütünün IQ puanlarını olumlu etkilediği görülmüş” diyor.

Diyabet Riskini Azaltıyor

Anne sütü bebeklerin daha iyi beslenme alışkanlığı edinmelerini sağlıyor. Daha az insülin (acıktıran, yağları depo eden hormon) ve daha fazla leptin (iştahı kapatan, yağları yakan hormon) içerdiği için de bebeğin aşırı kilo almasını önlüyor. Bu sayede sonraki yıllarda diyabet gelişme riskini azaltıyor.

Alerjik Hastalıklardan Koruyor

İlk günlerde gelen anne sütüne “kolostrum” deniyor. Bu sütte yararlı bakteriler olgun sütten daha fazla oluyor. Bebeğin bağırsağının yararlı bakterilerle kaplanmasını sağlıyor. Bu sayede alerji yapabilecek maddelerin emilimi engelleniyor. Dolayısıyla egzama ve astım gibi alerjik hastalıkları önlüyor.

Kalp Hastalıkları Riskini Düşürüyor

Ozmolaritesi düşük olan anne sütü böbreklerde daha az yük oluşturuyor. Bu sayede hipertansiyon ve buna bağlı kalp damar hastalığı gelişme riski anne sütüyle beslenen bebeklerde daha düşük oluyor.

Obeziteyi Önlüyor

Anne sütünün içeriği emzirmenin başlangıcında ve sonunda farklılık gösteriyor. Önsüt diye adlandırılan başlangıçtaki süt proteinden zengin oluyor. Son sütte ise yağ oranı daha yüksek olduğu için tokluk hissi yaratıyor, bu da obeziteyi önlüyor. Ayrıca prematüre bebeklerde sütün içeriği protein, yağ ve kalsiyumdan zengin oluyor. Bu sayede prematüre bebeklerin yeterli kilo almalarını sağlıyor.

Diş ve Diş Etlerini Güçlendiriyor

Anne sütü, içerdiği protein ve kalsiyum sayesinde diş ve diş etlerinin gelişebilecek hastalıklara karşı daha dirençli olmalarını sağlıyor. Anne sütündeki kalsiyum emilim oranı yüksek miktarda olduğu için diş çürüklerini önleme konusunda da büyük bir etkiye sahip.

Hazımsızlığa Bağlı Sorunları Engelliyor

Anne sütü bebeğin ihtiyacına uygun protein, karbonhidrat, yağ, demir ve diğer besin öğeleri içermesi sayesinde kolay sindiriliyor. Bu nedenle kabızlık, ishal ve kolik ağrıları anne sütüyle beslenen bebeklerde daha az görülüyor.

Emzirmenin Anneye 9 Faydası!

  1. Emzirme, anne ve bebek arasında ilk etapta yakın bir bağın kurulması için önemli.
  2. Anne sütü ideal sıcaklıkta, hazır halde bulunur ve herhangi bir sterilizasyon gerektirmez.
  3. Emziren anneler günlük ortalama 500 kalori daha fazla harcarlar. Dolayısıyla, emzirmeyen annelere göre daha kolay zayıflayabilirler.
  4. Sevgi hormonu olan oksitosin salgılanmasını tetikler ve rahmin küçülmesini sağlar.
  5. Düzenli emziren annenin adetinin başlaması gecikir. Dolayısıyla vücutta demir depolanır.
  6. Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır.
  7. Menopoz öncesinde meme kanseri riskini azaltır.
  8. Kemikleri güçlendirerek, yaşamın ileri döneminde kemik kırığı ve kemik erimesi riskini azaltır.
  9. Uzun dönemde Tip 2 diyabet riskini düşürür.

Anne- bebek sağlığıyla ilgili bir diğer yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıklara neyin sebep olduğu kesin olarak bulunamasa da genetik mirasınız bu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olabilir. Otoimmün hastalıklar vücudun farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. İşte konuyla ilgili diğer detaylar…

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminizin vücudunuza yanlışlıkla saldırdığı bir durumdur. Bağışıklık sistemi normalde bakteriler ve virüsler gibi mikroplara karşı vücuda koruma sağlar. Bu yabancı işgalcileri algıladığında, onlara saldırmak için bir savaşçı hücresi ordusu gönderir. Normalde, bağışıklık sistemi yabancı hücreler ve kendi hücrelerin arasındaki farkı söyleyebilir. Bir otoimmün hastalıkta, bağışıklık sistemi vücudunuzun bir kısmını (eklemleriniz veya cildiniz gibi) yabancı olarak algılar. Sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar adı verilen proteinleri salgılar. Bazı otoimmün hastalıklar sadece bir organı hedef alır. Tip 1 diyabet pankreasa zarar verir. Lupus gibi diğer hastalıklar tüm vücudu etkiler.

Bağışıklık Sistemi Aslında Nedir ve Ne İşe Yarar?

En basit ve akılda kalıcı tarifiyle bağışıklık sistemi, savunmadan sorumlu askeri birliktir. Bedeni tehdit altında hissettiği anda uygun silahlarla silahlanarak ‘düşmanla’ mücadeleye girer ve onu alt etmeye çalışır. Tüm canlıların bedeninde yaradılış itibariyle var olan (normal şartlarda) bağışıklık sistemi, bedeni tüm hastalık tehditlerine karşı korumakla görevlidir. Bu mükemmel sistem, doğum anından itibaren çalışmaya başlar. En önemli görevi; hastalıklara sebep olabilecek virüs, patojen ve yabancı maddeleri tanıyarak onlarla mücadele yollarını belirlemektir. Görevinin zorluğu da burada başlar. Tabiri caizse, dostu düşmanı en doğru şekilde ayırması gerekir. Aksi halde sağlıklı doku hücrelerini yok etmeye girişebilir.

Bağışıklık sisteminin muazzam bir işleyişi vardır. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder. Bu muazzam sistemin en önemli özelliği hafızasının olmasıdır. Bu özelliği sebebiyle daha önce mücadele ettiği düşmanı kolayca tanır ve gereken önlemi hızlıca alır. Bağışıklık sistemi mükemmel olmasıyla doğru orantılı olarak karmaşıktır. Sistemin temel öğeleri; hormonlar, lenf sistemi, akyuvarlar, kemik iliği ve bazı proteinlerdir. Bademciklerimiz, burun kıllarımız, mide asidimiz, hatta gözyaşımız bile bu sistemin birer parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, kalıtsal özellikler taşır. Doku, hormon ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklık türüdür. Bir de sonradan kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi vardır. Aşılanma, hastalığı geçirme, sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi ve serum takviyesi gibi durumlar, edinilmiş bağışıklık sisteminin örnekleri arasında yer alır.

Bağışıklık Sistemi Neden Vücuda Saldırır?

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla otoimmün hastalıklara yakalanma eğilimindedir. Kadınlar, erkeklere kıyasla yaklaşık 2 katı fazla otoimmün hastalıklara sahiptir. Çoğu zaman hastalık bir kadının doğurganlık yıllarında başlar (18-44 yaş arası).

Bazı otoimmün hastalıklar etnik gruplarda daha yaygındır. Örneğin, lupus Kafkasyalılardan daha fazla Afrikalı-Amerikalı ve İspanyolları etkiler. Multipl skleroz ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar genetik olarak görülebilir. Her aile üyesi mutlaka aynı hastalığa sahip olmayacaktır, ancak otoimmün duruma karşı bir yatkınlık geçirebilirler.

Otoimmün Hastalık Belirtileri

En az 80 farklı otoimmün hastalık vardır. Her biri birbirinden benzersiz olsa da, kızarıklık, baş dönmesi, düşük dereceli ateş gibi birçok belirleyici özellik belirtisi vardır.

İşte otoimmün hastalıkların erken belirtileri;

  • Yorgunluk
  • Kas Ağrıları
  • Şişlik Vve Kızarıklık
  • Düşük Dereceli Ateş
  • Odaklanmada Zorluk
  • Ellerde ve Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma
  • Saç Dökülmesi
  • Deri Döküntüleri

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıkları erken yakalamak, ilerlemelerini yavaşlatmanın en iyi yoludur, ancak öncelikle neye bakacağınızı iyi bilmeniz gerekir. En sık görülen çeşitleri ise;

Romatoid Artrit:

Artrit ve Romatizma’da yayınlanan bir çalışmaya göre, kadınların yaklaşık yüzde 4’ü yaşamları boyunca romatoid artrit hastalığıyla karşı karşıya gelecektir. Hastalık, eller, parmaklar, dirsekler, dizler ve kalçalar dahil olmak üzere vücutta iltihaplı eklem semptomları oluşturur.

Romatoid Artrit, eklemlerinizdeki aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkan ortak bir dejeneratif durum olan osteoartrit’ten farklı şekillerde kendini gösterir. Yorgunluk, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi hastalık belirtileri, zamanla yavaş yavaş gelişmek yerine haftalar içinde hızla ve ani kötüleşmeye eğilimlidir. Romatoid Artrit de simetrik semptomlar üretir, yani vücudun her iki tarafı da etkilenir.

Hastalığın tedavileri arasında doktorunuzun kontrolündeki ilaç tedavisinin yanı sıra egzersiz, kilo yönetimi ve genel sağlıklı alışkanlıklar gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir.

Tip 1 Diyabet:

Pankreas, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olan hormon insülini üretir. Tip 1 diyabet hastalığı ise, immün sistem ve pankreasın insülin üreten hücrelerin yok eder. Yüksek kan şekeri, kan damarları olumsuz etkilediği gibi ayrıca kalp, böbrek, göz ve sinir gibi organlara da zarar verebilir.

Lupus:

2015 yılında lupus hastası olduğunu açıklayan ABD’li ünlü şarkıcı ve oyuncu Selena Gomez ile beraber gündeme gelen lupus hastalığı, 10 kişiden 9’u kadın olan tahmini 1.5 milyon insanı etkileyen ve eklemlere, deriye, böbreklere, kalbe, akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine zarar verebilen bir hastalıktır.

Lupus, birçok farklı organı etkileyebileceğinden, çoğu zaman tanısı zor hale getirebilecek çok çeşitli semptomları içerir. Semptomları; aşırı yorgunluk, baş ağrısı, ağrılı veya şişmiş eklemler, ateş, anemi, ayaklarda, bacaklarda, ellerde veya göz çevresinde şişlik; derin nefes alma esnasında göğüs ağrısı, döküntü, güneş veya ışık duyarlılığı, saç dökülmesi, anormal kan pıhtılaşması…

Tedavi genellikle inflamasyonu azaltmak, bağışıklık sistemini baskılamak ve organların zarar görmesini en aza indirmek için verilen ilaçları içerir.

Haşimoto Tiroiditi

Haşimoto, 14 milyon Amerikalıyı etkileyerek en yaygın tiroid bozukluğu tipini oluşturuyor. Tiroid hormonu üretimi yavaşlatır. Semptomlar kilo alımı, soğuğa karşı duyarlılık, yorgunluk, saç dökülmesi ve tiroid şişmesidir.

Sedef Hastalığı

Cilt hücrelerinin çok hızlı büyümesine neden olan kronik bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülen tek otoimmün hastalıktır diyebiliriz. En sık görülen tip olan plak psoriazisi, ölü cilt hücrelerinin simli beyaz hali ile kaplanmış, kabarık, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar. Sıklıkla kaşıntılı ve ağrılı olan ve çatlama ve kanama olan bu plaklar çoğunlukla kafa derisi, diz, dirsek ve alt sırtta görülür.

Sedef hastalığının hafif formları genellikle özel nemlendiriciler ve şampuanlarla tedavi edilebilir, ancak orta ile ağır vakalarda genellikle topikal tedaviler, ışık tedavisi ve biyolojik de dahil olmak üzere ilaçların bir kombinasyonu gerekir.

Sjögren Sendromu

 Sjögren sendromu ile bağışıklık sisteminiz gözyaşı ve tükürük yapan bezlere saldırır. Bu, salgılarının miktar ve kalitesinde bir azalmaya neden olur ve kuru gözler, vajinal kuruluk ve ağız kuruluğu gibi semptomlara yol açar. Bu durum eklem ağrılarına ve yorgunluğa da neden olabilir. Dört milyon insan Sjögren sendromuna sahiptir ve hastalığın ortalama başlangıç ​​yaşı 40’ların sonudur.

Tedavi vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlıdır. Örneğin, kuru gözler ise göz damlası veya merhemler ile tedavi edilebilir.

www.sabah.com.tr’de yazımızın orjinal halini bulabilirsiniz. Okumak için tıklayın.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar