Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Alerjik Çocuğunuza Etiket Okumayı Öğretin

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Alerjik çocuğunuza etiket okumayı öğretin

Anne veya baba alerjik bir hastalık taşıyorsa, çocuklarının alerjik olma ihtimali de o kadar artıyor. Alerjik çocuğunuza öncelikle etiket okumayı öğretin.

Alerji, en genel tanımıyla, bağışıklık sisteminin kendisinden olmayan şeylere karşı gösterdiği aşırı tepkidir. Bu yabancılar; gıda maddeleri, ilaçlar, hayvanlar olabileceği gibi toz, polen, nem ve benzer dış koşullar da olabilir.
Alerjinin gelişmesine sebep olan şeye göre değişen belirtileri vardır. Bazıları oldukça sinsi ilerler. Kimileri bebeklikten belirti vermeye başlarken, kimi alerjiler, ileri yaşlarda ortaya çıkar. Neticede alerjinin her tipi kişinin yaşam kalitesini düşüren tepkiler verir.
Alerjinin tanımında dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta var. Tanımı yaparken bağışıklık sisteminin tanımadığı şeyler dedik. Yani bedenin yapıtaşında var olmayan, bir şekilde dışarıdan alınan şeyler alerjen olabilir. Bedenimiz kendisi için alerjen şeylerle karşılaştığında doğası gereği kendini ondan korumaya çalışır. Kendini korumaya çalışan beden, tehlikeyi sahibine hissettirmek için normalden farklı tepkiler vermeye başlar. Bu tepkilerin cins ve şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Ancak genel alerji belirtileri; kaşıntı, hırıltı, nefes alamama (örneğin toz alerjisi olan bir kişi tozlu bir ortama girdiğinde burun etleri kendiliğinden şişerek nefes almayı zorlaştırır), cilt üzerinde şişlik ya da farklı doku oluşumu olarak sayılabilir.

BEBEĞİNİZDE OLABİLİR

Alerjisi olan kişiler ‘atopik’ olarak isimlendirilir. Atopi bir hastalık değil yatkınlıktır ve genelde kalıtsal özellik gösterir. Bu da demek oluyor ki ailesel faktörler, alerjide önemlidir. Eğer ebeveynlerden birinde alerjik bir hastalık varsa doğacak bebeğin alerjik olma ihtimali diğerlerine göre iki-üç kat fazladır. Anne-babanın her ikisi de alerjik bir hastalık taşıyorsa doğacak bebeğin alerjik olma ihtimali diğerlerine göre yedi-sekiz kat fazladır! Alerjiniz olduğunu basit alerji testleriyle öğrenebilirsiniz. Önemli olan neye alerjinizi olduğunu doğru tespit etmektir.

10 BİN ÇOCUKTAN İKİSİNİ ETKİLİYOR

Bazı alerjenler, alerjik şoka yani anaflaksiye sebep olabilirler ve bu durum ölümle dahi sonuçlanabilen feci tablolarla neticelenebilir. Anafleksi, yaklaşık 10 bin çocuktan ikisini etkiliyor. Anafleksiyle en sık karşılaşılan yaş aralığı ise 6-15. Başta fıstık, fındık, süt, yumurta gibi besinlerle antibiyotikler ve ülkemizde sık karşılaşılan arı sokması; bazı çocuklarda şiddetli alerjik reaksiyona yol açabilir. Çocuğun bünyesi ne kadar çok alerjik ise anafilaksininbelirtileri de o kadar hızlı ortaya çıkar ve hastanın durumu o kadar ağır olur. Bünye, alerjenle karşılaştıktan birkaç dakika sonra tepki vermeye başlar. 20 dakika sonunda belirtiler zirve yapar. Bu tip bir durumla karşılaşıldığında hemen bir uzmana başvurulmalıdır. Unutmamak gerekir ki alerjenlerin miktarı önemli değildir. Eğer bir maddeye karşı alerjiniz varsa onun zerresiyle dahi temas etmeniz, bedeninizin tepki vermesi için yeterlidir.
Yetişkinler, diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi alerji söz konusu olduğunda da kendilerini çocuklardan çok daha kolay korurlar. Ancak çocuklar için korunmaları gerekenleri belirlemek ve korunmak daha zordur. Bu durumda en önemli görev yetişkinlere düşer. Aşırı alerjik çocukları, alerjenlerden korumak için alınabilecek basit önlemler vardır.

KOLYE HAZIRLAYIN

Bu yöntemlerin başında, sizden ayrı vakit geçiren ve dışarıda yemek zorunda kalan çocuklarınızın nelere alerjisi olduğunu ve nasıl davranılması gerektiğini anlatan kartlar ya da bir çeşit künye hazırlamanız ve üzerinde taşımasını sağlamanız gelir. Kolayca hazırlayacağınız bir bilgi kolyesini çocuğunuzun boynuna takın ve kendisine yemek veren herkese göstermesini tembih edin.
Eğer çocuğunuz hastalığı hakkında bilinçlenebilecek bir yaştaysa, uzman hekimle birlikte ona ne yememesi gerektiğini anlatın. Mesela fındık, fıstık gibi şeylere alerjisi varsa, fındıklı kek vb. şeylerden de uzak durması gerektiğini ona öğretin. Edindireceğiniz en önemli alışkanlık, paketli gıdalarda etiket okuma alışkanlığıdır.

Alerjik şok sırasında bunlara dikkat!

Uzmanlar alerjik şok durumunda yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor:
Hastayı hemen sırt üstü yatırın, ayaklarını yükseltin.
Hastanın ağzını ve burnunu temizleyin, rahat nefes almasını sağlayın.
Anafilaksi, arı sokması sonrası oluşmuşsa arının iğnesini parçalamadan çıkarın ve yara yerini sabunlu su ile yıkayın, aralıklı buz uygulayın.
Kan basıncı düşmüş olan hastayı oturtmayın ve aniden ayağa kaldırmayın, ani ölüme yol açabilirsiniz!
Anafilaksi tedavisinin temel ilacı adrenalindir. Eğer hastalar yanlarında daha önceden hekimleri tarafından verilmiş hazır adrenalin iğneleri taşıyorlarsa bunu hemen uyluğun ön-yan tarafından uygulayın. Ardından acil ambulans çağırın ya da en yakın sağlık kuruluşuna gidin.

Alerjik şokun belirtileri

Deride yaygın kızarıklık ve kabartı
Dudaklar, dil ve boğazda şişme
Aşırı hapşırma ve burun akıntısı
Nefes almada zorlanma, hırıltı, çarpıntı
Baş dönmesi, aniden yere yığılma
Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Tatilde Keyfiniz Bozulmasın

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Tatilde Keyfiniz Bozulmasın

Okulların kapanmasıyla birlikte tatil planları gerçeğe dönüştü ve serinlemek isteyenlerin adresi deniz ve havuzlar oldu. Ailecek tatile çıkan tatillerde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Onlardan birisi de havuzlardan bulaşabilecek enfeksiyonlar. Tatilde keyfiniz bozulmasın istiyorsanız bu önerilere kulak verin.

Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nail Özgüneş, Ramazan Bayramı’nda tatile gidecekleri havuzlardan bulaşabilecek enfeksiyonlara karşı uyardı. Ortak kullanılan havuzların ishal, mantar, idrar yolları, kulak ve göz enfeksiyonlarına sıklıkla sebep olduğunu söyleyen Özgüneş, bu enfeksiyonlardan nasıl korunabilineceğini açıkladı.

Göz Enfeksiyonları

Yüzme havuzları, sıcak ve nemin etkisiyle bazı enfeksiyonların yayılımını kolaylaştırır. Havuz suyunun dezenfeksiyonunda yararlanılan klor bazlı maddelerin uygunsuz kullanımı tahrişlere, kornea yüzey bozukluklarına ve gözün bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Belirtileri çapaklanma, kızarıklık, bulanık görme, kaşıntı, yanma ve batmasıdır. Gözlerinde enfeksiyon olan kişiler, diğer havuz kullananların sağlığını düşünerek bulguları düzelinceye kadar havuz kullanmamalıdır. Lens kullananların ise havuza lensleriyle girmemeleri uygun olur. Havuza lensleriyle giren kişilerde, şiddetli göz ağrılarının olması çeşitli enfeksiyonlardan dolayı olabilir. Bu nedenle havuza ya da denize girerken havuz gözlüğü kullanımı önemlidir.

Sindirim Sistemi Enfeksiyonları

Havuzlardan bulaşan enfeksiyonların en başında, sindirim sistemi enfeksiyonları gelmekte ve bu durum kendini bulantı ve/veya ishal ile kendini göstermektedir. Rotavirüs, Hepatit A, Salmonella, Shigella, E. Coli (Turist İshali) olmak üzere çok çeşitli virüs ve bakteriler su sirkülasyonu ve klorlamanın yetersiz olduğu havuzlarda uzun süre canlılığını koruyabildiği için bu mikropları içinde barındıran havuz suyunun yutulması ile ortaya çıkar.

İçme Suyunuza Dikkat Edin!

Yaz aylarında ısı artışına bağlı olarak, su tüketimi ve dolayısıyla mikroplu su içme riski artar. Bunun yanı sıra sıcakta besinlerin saklanma koşullarına bağlı olarak bakterilerin üreme hızı ve ürettikleri toksinlerde artış olur. Yaz ishali olarak tanımlanan bu durum, deniz ve havuz sularının kaynağı olduğu ishalle karıştırılabilir.

Genital Bölge Ve İdrar Yolu Enfeksiyonları

Daha çok uygunsuz koşullara sahip havuzlardan kaynaklanan, idrar yolu enfeksiyonları ve kadınlarda görülen vajinit de sık rastlanan ve rahatsız edici enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkar. Bu enfeksiyonlar idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, bel ve kasık ağrısı, genital bölgede ağrı, kaşıntı ve akıntı gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Genital siğiller (HPV) de, havuzlardan bulaşabilmektedir.

Deri Enfeksiyonları ve Mantarlar

Bazı deri enfeksiyonları ve mantarlar havuz yolu ile bulaşabiliyor. Bunların başında, genital siğiller ve ‘molluskum kontagiozum’ gelmektedir. Sıcak ile artan terlemenin, yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığı biliniyor. Aşırı miktarda klor kullanılan havuz suları, duyarlı bazı kişilerde ciltte tahrişe neden olabiliyor. Hijyenik olmayan ortamlardan ya da temiz olmayan havlulardan da uyuz, impetigo gibi deri hastalıkları bulaşabiliyor.

Dış Kulak Yolu Enfeksiyonları Ve Sinüzit

Dış kulak yolu enfeksiyonu, sulu ortamı seven bakteriler ve bazen de mantarların sebep olduğu bir durumdur. Şiddetli kulak ağrısı, kulakta akıntı ve işitme azlığı, kaşıntı ve ileri durumlarda kulakta şişme ve kızarıklığa neden olur. Uzun süre suda kalma ya da kulağa su kaçması sonucunda risk artar. Aynı zamanda suya dalma esnasında eğer varsa sudaki bakteriler burun yoluyla sinüslere kadar ulaşabilir ve sinüzite neden olabilir.

Peki Bu Enfeksiyonlardan Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

* Klorlamanın ve su sirkülasyonunun yeterli olmadığını düşündüğünüz havuzlara girmeyin.

* Havuzda kesinlikle su yutmamaya özen gösterin. Özellikle sakız çiğnerken su yutulabileceği için, yüzerken sakız çiğnemeyin.

* Çocuk havuzu ve yetişkin havuzlarının ayrı olduğu tesisleri tercih edin.

* Islak mayo ile uzun süre oturmayın, mutlaka kurulanın.

* Havuzun bulunduğu kısma girmeden ayakların antiseptik solüsyonlar ile yıkandığı, havuza girmeden duş almanın ve bone kullanımının zorunlu olduğu tesisleri tercih edin.

* Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alarak üzerinizdeki olası mikrop ve fazla klordan temizlenin ve temiz çamaşırlar giyin.

* Havuzdan çıkar çıkmaz kurulanın. Çünkü bazı bakterilerin, uyuz ve mantar gibi enfeksiyonların gelişiminde nem, çok önem taşıyor.

* Havuza girerken mutlaka kulak tıkacı kullanın.

* Aktif bir kulak enfeksiyonunuz varsa ya da kulağınıza tüp takıldı ise havuza girmekten kaçının.

* Sinüzitten korunmak için havuza dalarken ya da suya atlarken burun tıkacı kullanın ya da burnunuzu elinizle kapatın.

* Göz enfeksiyonları açısından, havuz suyuyla teması en aza indirmek ve bu amaçla yüzücü gözlüğü kullanmak yararlı olur.

Tatille ilgili bir başka yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Sinüzite Neden Olan Etkenler

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Sinüzite Neden Olan Etkenler

Sinüzit, yüz kemiklerinin iltihap ile dolması ile oluşan halk arasında oldukça yaygın bir hastalıktır. En sık belirtileri arasında, burun tıkanıklığı, sarı- yeşil renkte burun akıntısı, baş ağrısı, geniz akıntısı bulunur. Kronikleşirse sorun daha da şiddetlenerek devam eder. Bu belirtilere ek olarak ağız kokusu ve öksürük gibi sorunları da doğurabilir. İşte sinüzite neden olan etkenler.

Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından sinüslerin ağızlarının tıkanması sonucu oluşsa da daha pek çok etken sinüzite yol açabiliyor. Örneğin bahar ve yaz aylarında polenler de sinüziti tetikleyerek alerjik riniti olan hastalara adeta kabus yaşatabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Naser Dadaşzade alerji kaynaklı sinüzitin tedavi edilmezse kronikleştiğine dikkat çekerek, “Bu nedenle polenlere maruz kalmaktan kaçınmalı. Bunun için de alerjik bünyesi olan kişilerin, polenlerin en çok yoğun olduğu 05.00 – 10.00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları bu mümkün değilse maske ile gözlükle korunmaları şart” diyor.Peki günümüzün önemli bir sağlık problemi olan sinüzite yol açan diğer etkenler neler? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Naser Dadaşzade sinüzite neden olan etkenler neler anlattı, önemli bilgiler verdi.

Virüs

Sinüs enfeksiyonuna en sık adenovirüsler, bir başka deyişle üst solunum yolları hastalıklarına neden olan bir grup DNA virüsü yol açıyor. Adenovirüsler daha çok sinüs ağzı yollarında ödeme yol açtıkları için sinüzit oluşturma riski daha fazla oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Naser Dadaşzade salgınlardan korunmak için gerekli önlemleri almanın ve grip için yıllık hazırlanan aşıları yaptırmanın hastalık riskini azalttığını belirtiyor.

Alerjik rinit

Devamlı ve mevsimsel görülen alerjik rinitler yüzde 10-20 oranında sinüzite yol açıyor. Alerjiye bağlı burun mukozasının ödemi konkaların şişmesine ve burun hava yolunun daralmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda sinüs ağzı yolları daralarak viral ve bakteri enfeksiyonunu arttırıyor. Özellikle mevsimsel alerjide çok kısa sürede hızlı bir ödem oluşuyor ve burun içi mukozası reaksiyonu gerçekleşiyor. Hapşırıkla birlikte nazal tıkanıklık ile ödem artıyor, bu durum da bakterilerin kolaylıkla çoğalmasına zemin hazırlıyor.

Deviasyon

Burundaki kıkırdak, kemik ve konka gibi anatomik yapının burun pasajını daraltması sonucu, alerjide olduğu gibi, sinüs ağzı yolları daralarak sinüslerde enfeksiyona sebep olabiliyor. Normalde nazal pasajdan geçen hava, konkalar tarafından temizleniyor ve ısısı vücuda uygun hale getiriliyor. Ancak deviasyon varlığında havanın nazal pasajdan geçememesi sonucu sinüslerin havalanması bozuluyor, bunun sonucunda da sinüzit tetikleniyor.

Polip

Alerjik rinitin neden olduğu ve burun mukozasından kaynaklanan polipler sinüs ağzı ile burun pasajını daraltarak sinüslerin enfeksiyonunu başlatabiliyorlar. Poliplerin salgıladığı sekresyonlar burun ile sinüslerin mukozasını kapladığı için burundan hava alma azalıyor ve koku hücrelerinin reseptörlerinin üzerini örttüğünden koku alma azalmış olur.

Burundaki büyük konkalar

Burun içindeki yapılar olan konkalar büyük olduklarında yine burun pasajını daraltarak sinüs ağzı yollarında tıkanıklık ve buna bağlı olarak sinüslerde enfeksiyonlara yol açabiliyorlar.

Sinüzitle ilgili bir diğer yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Oruç Tutmanın Sakıncalı Olduğu Durumlar

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Oruç Tutmanın Sakıncalı Olduğu Durumlar

Oruç tutmanın sağlığa faydalarına dair bir çok bilimsel çalışma yer alıyor ancak son yıllarda ramazanın yaza denk gelmesi insanların zorlanmasına ve sağlıklarının bazı durumlarda bozulmasına neden olabilir. Özellikle reflü, gastrit gibi mide hastalıkları olan kişilerin ekstra dikkat etmesi gerekli noktalar bulunuyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, kronik hastalıkları olan kişilerde oruç tutmanın sakıncalı olduğu durumlar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Eğer Bu Hastalıkları Geçirdiyseniz Dikkat!

Mide ve sindirim sistemi sorunları yaşayan insanların oruç tutarken bazı noktalara dikkat etmeleri gerekmektedir. Belli saatler dahilinde aç kalmanın metabolik olarak dinlendirici bir özelliği bulunmaktadır. Fakat uzun saatler boyunca tutulan oruçlar sonucunda sindirim sistemi ve metabolizma yavaşlamaktadır. Bu kadar uzun süre aç kaldıktan sonra beslenme şekli ve tüketilen yiyecekler sağlığı etkilemektedir. Geçtiğimiz yıllarda hep yaz aylarına denk gelen ramazanda havalar çok sıcak ve oruç saatleri çok uzun olmuştur. Bu yıl belki sıcaklıklar daha bölgesel olabilir ama yine uzun saatler oruç tutulacaktır. Risk grubundaki kişilerin doktor kontrolünden geçmesi ve onay almaları gerekmektedir. Diyabet hastası ama şekeri çok yüksek olmayan ve ilaçla kontrol altında tutabilen kişiler doktor kontrolünde oruç tutabilir veya tutmayı deneyebilir. Ama günde 3- 4 defa insülin kullanan, beraberinde kalp hastalığı olan, kan şekeri 200-300’ler de seyreden bir insanın oruç tutması önerilmemektedir. Kronik mide sorunları olan hastalar bu dönemde çok dikkat etmeliler.

  • Ayrıca yakın zamanda felç ya da iskemik atak geçirmiş, beyne ya da akciğerine pıhtı atmış,
  • Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçirmiş,
  • Ciddi kontrolsüz diyabeti olan,

Ciddi kronik mide sorunları olan yakın zamanda mide kanaması geçirmiş ya da endoskopiyle teşhis koyulmuş bir ülseri olan kişilerin uzun süre aç kalmamaları gerekmektedir. Diyabet ve mide hastalarının sık ve ara öğünlü beslenmeler önerilmektedir.

50 Yaş Üzeri Herkes Oruç Tutmadan Doktor Kontrolünden Geçmeli

Kalp hastalarının da düzenli ilaç kullanmaları gerektiğinden oruç tutmaları önerilmemektedir. Kalp krizi geçireli 6 aydan daha uzun süre olmuş tedavisi yapılmış ve stent takılmış kişiler diyabet veya eşlik eden başka hastalığı yoksa doktor kontrolünde oruç tutabilirler. Burada hastalıklar karşısında bireysel farklılıklar olabilmektedir. Bu tarz kronik rahatsızlıkları olan kişiler oruç tutmak istiyorlarsa öncesinde bir doktor kontrolünden geçmeli ve doktorun tavsiyesi doğrultusunda bu duruma karar vermelidir. Oruç tutmadan önce özellikle 50 yaşın üzerindeki kişilerin küçük bir check- up yaptırmalarında faydalı olmaktadır. Aile hikayesinde kalp krizi olan kişilerin özellikle dikkatli olması gerekmektedir. Bu risk faktörünün yanında kişi iyi beslenmiyorsa, sigara içiyorsa, bel çevresi kalınsa ve stresli bir işi varsa kalple ilgili testlerin mutlaka yapılması gerekmektedir.

Bu Önerilere Mutlaka Uyun

Gastrit toplumun yüzde 25-30’unda vardır ve yaygın olarak görülmektedir. Mide sorunları olan kişiler mide koruyucu ve asit azaltıcı ilaçlarını kullandıkları takdirde oruç tutmalarında sakınca yoktur. İftarda ve sahurda yenilen besinlere çok dikkat edilmelidir. Fakat açlığa hiç tahammül edemeyen hemen midesi ağrıyan ve yakın zamanda mide kanaması geçirmiş kişilerin oruç tutması sakıncalıdır. Reflü hastası bir kişinin iftarda hızlı yemek yememesi, sahur da ise yemek yiyip hemen yatmaması gerekmektedir. Yemek yerken dik oturulmalı ve yemek yedikten sonra hemen uyunmamalı ve uzanılmamalıdır. İftar da yemeklerin hafif olması ve yavaş yenmesi önerilmektedir. Gece yatarken yastıklarını yüksekte tutmalarında fayda vardır. Bel bölgesini çok sıkan kıyafetlerden uzak durulmalıdır. Reflüyü yani mide suyunun yemek borusuna çıkışını engelleyen bazı şuruplar ve asit dengeleyici haplar bulunmaktadır. Oruç tutmak isteyen reflü hastaları iftar ve sahurlardan sonra bu ilaçları kullanarak ve aşağıdaki önerilere dikkat ederek ramazan ayını rahat geçirebilirler;

  • Mide hastaları mide asidini artıran asitli içecekler tüketmemelidir.
  • Özellikle sahurda yağlı, kızarmış, çok acılı ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalıdır.
  • Tatlı olarak şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü ve meyveli hafif tatlılar tercih edilmelidir.
  • Yemeğe çorbayla başlayıp yavaş bir şekilde devam edilmelidir.
  • Sahurda zeytin, sucuk gibi mideyi rahatsız eden gıdalardan kaçınmaları gerekmektedir.
  • Fırından yeni çıkmış sıcak beyaz ekmek tüketmekten kaçınılmalıdır.
  • Demli çay ve çok kahve tüketimi yine mide şikayetlerini artırabilmektedir
  • Kan şekerini çabuk yükselten gıdalardan uzak durun.

Beyaz ekmek yerine esmer ekmek tüketmeleri daha faydalıdır. Sadece mide hastalarının değil, insülin direnci olan hastalarında esmer ekmeklerden tam tahıllı, çavdar gibi ekmekler tercih etmesi gerekmektedir. Uzun süre tok kalmak isteyen herkes buna dikkat etmelidir. Beyaz ekmek, pirinç pilavı, şerbetli tatlılar glisemik indeksi yüksek yani kan şekerini çabuk yükselten gıdalardır. Bütün gün aç kalacağım düşüncesiyle bu gıdalar çok tüketilmektedir. Tok tutma özelliği olmayan bu gıdalar bir de üzerine şekeri, mide hastalarında ise mide asidini yükseltmekte, şeker hastalığına ve reflüye sebep olmaktadır. Pirinç pilavı yerine bulgur tercih edilmeli, sahurda ise yemek yerine kahvaltı türü yiyecekler tüketilmelidir. Yumurta özellikle sahurda çok önemlidir. Tok tutar, şekeri yükseltmez ve mideyi rahatsız edici etkisi yoktur. Mide sorunları olan insanlar sahurdan ve iftardan sonra koruyucu ve asit düzenleyici ilaçlarını kullanarak, ramazanı kolay bir şekilde geçirebilirler.

Zeytinyağlı Yemekler Ve Bol Sıvı Tüketin

Bağırsak sistemi yemek yemekle de uyarılan bir sistemdir. Uzun süre aç kalmayla bu uyarılma olmayacağından bu durum kabızlıklara yol açabilmektedir. Kabızlık sorunu çekmeyen bir kişi ramazan da bu düzenin bozulması sonucu kabızlık şikayeti yaşayabilmektedir. İftar ve sahur arasında zeytinyağlı yemekler, bol sıvı tüketilmesi kabızlık sorunu yaşayanlara fayda sağlamaktadır. Ciddi kabızlık problemi yaşayan insanlar sahurda laksatif olarak adlandırılan bağırsağı yumuşatan yeni nesil ilaçları kullanabilirler.

Ramazanla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.