Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Akdeniz Tipi Beslenme Alzheimer Riskini Azaltır

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Akdeniz Tipi Beslenme Alzheimer Riskini Azaltır

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Örmeci, “Akdeniz tipi beslenme, düzenli fiziksel aktivite, iyi sosyal yaşam, sürekli öğrenmeye devam etme ve bilişsel aktiviteler yapma, iyi uyuma, kronik hastalıklarla iyi tedavi uyumu gibi önlemler Alzheimer hastalığı riskini azaltır.” ifadelerini kullandı.

Yeditepe Üniversitesi’nden “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü”ne ilişkin yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Örmeci, demans yani bunamanın, yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak düşünülmesinin, hasta yakınlarının hastalığın erken dönem bulgularını başka bahaneler bularak bir süre görmezden gelmesinin ya da bilgi eksikliği gibi nedenlerin, Alzheimer tanısını geciktirdiğine dikkati çekti.

Alzheimer ile demans sendromunun sık karıştırılan iki kavram olduğunu aktaran Örmeci, “Aslında Alzheimer hastalığı da bir tür demans yani demans kelimesi geniş bir kavram. Alzheimer hastalığından başka hastalıklar da bu kavramının içinde yer alıyor. Örneğin, damarsal hastalıklarla ilişkili demans, Pick hastalığı demansı, Parkinson hastalığı demansı, Lewy cisimcikli demansı gibi…” ifadelerini kullandı.

Örmeci, birçok başka hastalığın demans çatısı altında toplandığını kaydederek, bütün demanslar içinde en sık görülenin yüzde 60-70 oranla, Alzheimer hastalığı olduğunu vurguladı.

“Unutkanlıktan yakınanların çok azı demans tanısı alıyor”

Doç. Dr. Burcu Örmeci, günümüzde birçok insanın unutkanlıktan yakındığını belirterek, “Bunların çok azı demans tanısı alıyor. Demansta, beynin diğer işlevlerinin de bozulmasına bağlı olarak unutkanlığa ek olarak, birçok belirti ortaya çıkıyor. Yani, unutmanın yanında dil ve algı bozuklukları, kişilik değişiklikleri, muhakeme bozuklukları, yeti kaybı da görülüyor.” ifadelerini kullandı.

Örmeci, birlikte yaşadığı kişilerin ya da yerlerin isimlerini unutmak, bulunduğu mekana yabancılaşmak veya odaları ve tuvaleti bulamamak, muhakeme yapamamak ve inisiyatif alamamak şeklinde gelişen semptomların, zaman içinde kişiyi tek başına yaşayamaz noktasına getirdiğini aktardı.

Oysa, günümüzde unutkanlıktan yakınan çoğu kişide gerçek sorunun, yoğunluktan kaynaklanan dikkat bozukluğu ve buna bağlı ortaya çıkan bilgiyi kaydetmekte yetersizlik olduğuna işaret eden Örmeci, “Aslında yaşanan gerçek bir unutkanlık değil. Kişi hali hazırda kaydetmemiş olduğu bilgiyi arar, bulamaz ya da hatırlayamaz. Bu durumda unuttuğunu zanneder. Demans kavramındaki unutkanlık ise daha önceden kaydedilmiş ve kullanılmakta olan bilginin, geri dönüşümsüz şekilde kaybedilmesidir. Bu bilgiler için sonradan hatırlama olmaz. Kaybedilmiş bilginin yeniden öğrenilmesi de genellikle mümkün değildir.” bilgisini verdi.

Örmeci, demans kavramı içindeki birçok hastalık ve Alzheimer hastalığının günümüz için bilinen net bir tedavisi olmadığına dikkati çekerek, “Ancak bazı vitamin eksiklikleri ya da ilaçlara bağlı, bazı beyin kanamaları veya beyindeki su miktarının artmasına bağlı demanslar tedavi edilebilir. Böylece hasta eski haline dönebilir. Bu tedavi edilebilir nedenlerin tümü için en önemli nokta, demans tablosu kalıcı olmadan erken tedavi uygulanmasıdır.” ifadelerini kullandı.

“Yeti kaybına neden olan unutkanlık, yaşlanmanın doğal bir süreci değil”

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Örmeci, Alzheimer hastalığının yaşla birlikte artış gösteren bir sorun olmakla birlikte yaşlanan herkeste ortaya çıkmadığını belirtti.

Kişinin sağlıklı olduğu sürece hafızasının tam olarak çalıştığının altını çizen Örmeci, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yeti kaybına neden olan unutkanlık yaşlanmanın doğal bir süreci değil. Genç ve orta yaşlı kişilerde de demans tablosu ortaya çıkabilir. Bunlara erken başlangıçlı demans/Alzheimer hastalığı adı verilir. Erken başlangıçlı demanslarda genetik faktörler belirleyicidir. Kalıtımsal özellikler içerir. Ailede erken başlangıçlı demans tanısı almış kişi varsa genetik risk artar.

Geç başlangıçlı Alzheimer hastalığında genetiğin katkısı oldukça azdır. Daha çok çevresel faktörler (zehirli gazlar, radyoaktivite, enfeksiyon ajanları, yapay katkılı besinler…) ve diğer hastalıklar risk faktörlerini oluşturur. Ailede tanı almış kişi sayısı arttıkça veya tanı alma yaşı gençleştikçe genetik risk artar. Ailede Alzheimer tanısı almış sadece bir kişi varsa ve tanı yaşı 65’in üstünde ise genetik risk neredeyse toplumla aynıdır.”

Örmeci, alüminyumlu ürünlere uzun süre maruz kalmanın Alzheimer hastalığı riskini artırdığına dair kesin kanıt niteliğinde bilimsel veriler bulunmadığını belirterek, “Yapılmış birkaç çalışma olmasına karşın, kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmak için yeterli değildir. Ancak, diğer tüm metal ve ağır metaller gibi, alüminyum da çevresel risk faktörleri arasında gösterilir.” ifadelerini kullandı.

“Kişilik yapısının değişmesi bazı demanslarda en erken bulgu olabiliyor”

Doç. Dr. Burcu Örmeci, günümüzde Alzheimer hastalığını ilaçla önlemek veya tedavi etmenin mümkün olmadığını belirterek, ancak riski azaltmaya yönelik önlemler alınabileceğini ifade etti.

Örmeci, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Akdeniz tipi beslenme, düzenli fiziksel aktivite, iyi sosyal yaşam, sürekli öğrenmeye devam etme ve bilişsel aktiviteler yapma, iyi uyuma, kronik hastalıklarla iyi tedavi uyumu gibi önlemler Alzheimer hastalığı riskini azaltır. Bir kişi Alzheimer tanısı aldığında, bu hastalık 10 yıl kadar önce başlamış, ancak klinik olarak fark edilmesi zaman almış olabilir. Kafaya alınacak travmalardaki risk, boksörlerde olduğu gibi, kafaya kronik travma alınmasıdır. Kronik travma beyin hücrelerinin zaman içinde yavaş yavaş ölmesine neden olur. Ölen hücre miktarı belirli bir seviyeyi aşınca demans tablosu ortaya çıkar. Tek ve şiddetli bir travmadan sonra ortaya çıkan hafıza sorunlarına demans adı verilmez. Bu durumda tanı, travma sonrası beyin hasarı olarak konur.”

Alzheimer hastalığı ile nasıl yaşanabileceğine değinen Örmeci, “Çok sinirli ve agresif kişilerin, uysal ve sakin olabildikleri de gözleniyor. Kişilik yapısının değişmesi özellikle bazı demanslarda en erken bulgu olabiliyor. Ancak burada sorun kesinlikle kalıcı ve ilerleyici olmasıdır. Geçici mizaç ve huy değişiklikleri herkesin başına gelebilen normal bir süreçtir. Dolayısıyla ayrımın iyi yapılması gerekir.” bilgisini verdi.

Örmeci, şu ifadeleri kullandı:

“Alzheimer hastalığı uzun vadede yaşamı kısaltan bir hastalık olmakla birlikte hasta toplum içinde ve sosyal yaşamda çok uzun yıllar kalabilir. Hastanın hayat kalitesini artıracak destek tedavilerle hastalık uzun süre kontrol altında tutulabilir.

Alzheimer, hem hastanın hem de yakınlarının bir arada ve tedavinin içinde olmasını gerektiren bir hastalıktır. Ancak Alzheimer hastası bulunan bir ailede, bireylerin de hayat kalitesi, sosyal durumu, işleri ve sağlığı mutlaka gözetilmelidir. Sadece hasta ön plana alınıp, üretken çağdaki yetişkinler ve özellikle çocuklar ihmal edilmemelidir.”

Alzheimer hastalığıyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

BEDENİMİZİN DOĞAL KORUYUCU TEPKİSİ; ENFLAMASYON

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

ENFLAMASYON

Bedenimizin doğal koruyucu tepkisi; enflamasyon ya da diğer adıyla inflamasyon vücutta çeşitli yaralanmalar ve enfeksiyon aslında tam dilimize tercüme edildiğinde iltihap olarak da adlandırılır. Bunun aslında sebebi belirli durumlarında ortaya çıkan bu doğal koruyucu tepkide görev yapan hücreler aynı zamanda bildiğimiz iltihaplanmaya da sebep olurlar. Yapılan araştırmalar uzun süre geçmeyen iltihaplar yani kronikleşen iltihapların sebeplerinin başında stres, sigara ve uykusuzluk geldiğini gösterir. Peki enflamasyonu azaltmak için neler yapılmalı? Bu soruya yanıt arayıp hangi besinlerle enflamasyonun önüne geçebiliriz öğrenelim!
Düşünce kanayan diz, bıçakla kesilen parmak veya bir böcek sokması iltihaplanmanın ortaya çıktığı durumlardan bir kaçıdır. Bu durumlarda bağışıklık sistemi bu tür yaraları kapatmaya yardım ederek yaralara hücre gönderir ve tedavi sağlar.

Uzun süreli iltihaplara dikkat!

Uzun süren iltihaplar sağlığınız için tehlikeli bir hal alır. Bu tür iltihapların nedenleri arasında başta gelen etkenler; sigara ve strestir. Düzenli sigara kullanımı ve stresli bir hayata sahip olmak iltihabın uzun soluklu olmasına yol açabilir.

Uzun süreli bir enflamasyonda inme ve yüksek tansiyon sorunu!

Enflamasyonun uzun süreler devam etmesi vücudun kronik hastalık gibi sorunlarla karşılaşacağının göstergesi olarak kabul edilebilir. Uzun süren eflamasyonlarda en sık rastlanan hastalıkların ise yüksek tansiyon ve inme ile bağlantısı olduğu gözlemlendi. Aslında düşünsenize bedeninizin sürekli bir yerinde savaş var, yani temelde o savaş için belirli bir stres faktörü devrede oluyor. Dolayısı ile enflamasyonun aslında damar sağlığı için olumsuz etkileri araştırmalarda gündeme geliyor. Ve bu bahsettiğimiz sonuçlarda doğrudan bu stres ile ilişkilendirilebilir.

Mücadele için eğer içiyorsanız derhal sigarayı bırakmalısınız!

İltihap seviyesini azaltmak için birçok çalışma yapılırken bu çalışmalardan en önemlisinin sigarayı bırakmak olduğu söylenebilir. Sigara damar tıkanıklığına sebep olan plaklarda yağ birikimini arttırıyor, böylece zaten bir enflamasyon olan bölgedeki bu reaksiyonu arttırıyor. Hem plak büyümeye devam ediyor hem de oradaki reaksiyon kronikleşiyor. Bu durum neticesinde kalp krizi oluşumuna sebep olan plak komplikasyonları gerçekleşiyor ve umulmadık bir krizle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kısaca sigara kullanmak enflamatuar açıdan da damarlarınız için tehlikeli oluyor. Sigarayı bıraktığınızda adeta ilaç almışçasına damarlarınızdaki bir yükü azaltmış oluyorsunuz.

Harekete Geçin!

İşleyen demir ışıldar, bunu hepimiz biliyoruz. Her fırsatta dile getirmeye devam ediyorum hareket eden beden de bir nevi kendini sürekli zinde tutar. Sağlığınız için günlük yaşantınızda yürüyüşler ve çeşitli egzersizler önemlidir. Enflamasyonu azaltmak içinse haftanın 5 günü yarım saatlik egzersizlerle enflamasyonu %12 azaltmak mümkün.

Stresten Kaçarak Enflamasyonu Azaltın!

İltihap seviyesini arttıran şeylerin başında stres gelir. Duygusal durumlar ve stres iltihapla doğrudan bağlantılıdır. Sizi strese sokan şeylerden uzak durmanız iltihabı azaltmanın yollarından biridir. Arkadaşlarınızla zaman geçirmek, rahatlamak, ve meditasyon yapmak stresinizi azaltmaya yardımcı olacaktır.
Yediklerinize Dikkat! Tükettiğiniz Besinler Enflamasyonla Mücadele Ediyor
Araştırmalara göre yiyeceklerimiz bedenimizde gerçekleşen reaksiyonlarda doğrudan etkiye sahip. Neticede bedenimizin adeta işlemesi için yenilen gıdalar oluşan kimyasal reaksiyonlarda doğrudan rol oynuyorlar. Örneğin Akdeniz diyeti iltihaplanma seviyesini azaltabildiği gösterilmiştir, bununla birlikte doğrudan enflamasyonla mücadele diyetlerini de biliyoruz. Günlük yaşam tarzı olarak adlandırabileceğimiz Akdeniz diyeti, içerisinde tüketilen kepekli gıdalar, baklagiller, yağlı balık ve sebzeler iltihaplanmayla mücadelede ve iltihaplanma seviyelerini aza çekmede oldukça etkilidir. Bu genellemenin yanı sıra hangi besin çiftlerinin enflamasyonla mücadele ettiğine yakından bakalım;

Yeşil Yapraklı Besinler ve Zeytinyağı

Araştırmalar yeşil yapraklı sebzelerle, sağlıklı bir yağın birleşmesinin A vitamini, K vitamini, ve lutein gibi antioksidanların emilimini artırabildiğini gözlemlemiştir. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan lutein gözlerde ki iltihabı azaltırken, yaşa bağlı olarak ortaya çıkan dejeneratif hastalıkların da önlenmesine yardımcı olur. Diğer taraftan doğal anti oksidan olan A vimini ve hatta çeşitli kanserlerde olumlu etkisi olan K vitamini gibi maddelerinde emilimini bu şekilde arttırıp faydalarından daha fazla yararlanabilirsiniz. Şimdi zeytinyağlı bir salata yeme zamanı!

Mercimek ve Limon

Yıllardan beri gelen ve mutfak kültürümüzde önemli bir yeri olan, ayrıca adeta şifa niyetine içtiğimiz bol limonlu bir mercimek çorbası tahmin edilenden daha yararlıdır. Kadınlar da menopoz dönemi öncesinde demir eksikliği riskine çok sık rastlanılmaktadır. Demir eksikliği olan bireylerde sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin demir kullanımı da azalmaktadır. Bunun dışında çeşitli durumlarda yine demir eksikliği anemisi görüyoruz ancak besin kaynaklarımızdaki demiri yeteri kadar bedenimize alamazsak medikal tedavi dışında bir şansımız kalmaz. Gıdalardaki demiri sindirim sistemimizden bedenimize alabilmemiz için c vitaminine ihtiyaç duyarız. Dolayısı ile bir c vitamini kaynağı olan limonu, mercimek ve fasulye gibi demir bakımından yüksek gıdalar tüketmeye özen gösterirsek bu sorunun üstesinden gelmek için önemli bir adım atmış oluruz!

Soğan ve Sarımsak ve Tam Tahıllar!

Kötü kokulara sebep olduğunu düşündüğünüz soğan ve sarımsağın faydaları saymakla bitmiyor. Doğal antibiyotik olduğunu veya doğal antihistaminik olduklarını biliyoruz ancak soğan ve sarımsağın beraberinde tam tahıllı gıdaların tüketimi muhteşem bir etki göstererek bu gıdalardaki çinko emilimini arttırmaktadır. Bu besinlerin beraber kullanımı normale göre çinko eğilimini 3 kata kadar arttırabilir. Yapılan araştırmalara göre çinko takviyesi alan yaşlılarda enflamasyonla ilişkili olduğu bilinen damar sertliği, kanser, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarda %66’a varan azalma gözlemlenmiştir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Diyet listenizi yaşınız belirlesin; kesinlikle, 50’li veya 60’lı yaşlara geldiğinizde 20’li yaşlarda olduğunuz gibi bir insan değilsiniz. Yılların size kattığı tecrübeyi kast etmiyorum, unutmayın bedenimizde zamanla değişiyor. Bu süreç içerisinde sağlıklı ve güçlü kalmak istiyorsanız beslenmenizi de sürekli güncellemeniz gerekiyor.
Her bir yeni yaş vücutta çeşitli değişikliklere yol açar. İlerleyen yaşla beraber vücudun dengesini sağlamak için yenilen besinlere dikkat edilmesi gerekmelidir. Peki hangi gıdalar bu dengeyi sağlar? Yaş ilerledikçe vücut hangi besinlere ihtiyaç duyar? Bütün bu soruların cevapları ve belirli bir yaşın üzerindeki bireylerin sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşama yardım olarak tüketilecek besinlere bugün beraber göz atalım.

Yaşa Göre Doğru Besin Tüketimi

Kalori alımını azaltarak başlayın. Yaşla birlikte nasıl ki uyku ihtiyacınız bile azalıyor, beslenme yani rakamsal olarak enerji, ihtiyacınız da azalır. Doğal olarak sahip olduğunuz kas miktarı yaşla birlikte düşer ve bu da metabolizmanızın yavaşlamasına neden olur. Dipnot olarak, yaşam tarzınızı sürdürmek için çok fazla kaloriye ihtiyacınız olmadığı anlamına gelir. 40 yaşından sonra, genel olarak bir kişinin kalori ihtiyacı her on yılda yaklaşık yüzde 10 oranında azalır. Kısaca 40 yaşında 2000 kalorilik enerjiye ihtiyaç duyan birisi 70 yaşına geldiğinde 1400 kalori onun için yeterli olacaktır. En güzel ipucu atıştırmalıkları değiştirmekte, bu sefer fıstık yerine kereviz sağı veya salatalık tercih edebilirsiniz.

Protein tüketimi

Hollanda’da yapılan ve 2018 yılında yayınlanan, yaklaşık 80 bin insanın verisinin değerlendirildiği bir araştırmaya göre toplam protein alımı, hayvansal protein alımı ve özellikle balık / et / yumurta proteini alımının kas kütlesini oluşturmak ve korumak için önemli olabileceğini göstermektedir. 2015 yılında Avustralya’dan gelen bir çalışmanın bulguları, 65 yaş üstü yetişkinlerin yani yaşlı insanların, özellikle direnç egzersizleri gibi fizik kondisyonu için önerileri alırken, fiziksel işlevi optimize etmek ve beden fonksiyonlarını normalde tutabilmek için için günde 1.0 ila 1.3 g / kg / gün diyet proteinine ihtiyaç duyduklarını tespit etmiştir. Protein denince et, kümes hayvanları ve deniz ürünlerinin artık ötesinde düşünün. Protein bitkisel kaynaklarda ve çiğ fındık, kavrulmuş nohut gibi kolay, taşınabilir atıştırmalıklarda da bulunur. Yaşa uygun beslenme işte bu kaynakların bile düzenlenmesi anlamına geliyor.

Sağlığınızı Lifle Kontrol Altında Tutun

Kabızlık sorunuyla yaş ilerledikçe daha yaygın karşılaşmaya başladık. Lif açısından zengin olan besinler meyve sebze baklagiller gibi besinler kabızlık sorununun önüne geçmekle beraber kan şekerinizi dengede tutmaya ve kolesterolünüzü düşürmeye yardımcı olur. Sadece şeker metabolizması veya bağırsak hareketlerinin düzenini korumak değil aynı zamanda sindirim sistemi kanserlerine karşı ve yağ metabolizmanıza karşı bedeninizi lif tüketimini arttırmak koruyacaktır.
B12 Dostu Kepekli Tahıllar: Yaşla birlikte, bazı besin maddelerinin bağırsaklardan emilimi zorlaşır. Aralarında liste başını çeken B12 Vitamini, sinir fonksiyonu, hücre metabolizması ve kırmızı kan hücresi oluşumunda rol oynayan temel bir besindir. Kepekli ve tam tahıllı ekmekler, buğday ve kuskus gibi kepekli tahıllar B12 ve lif bakımından zengin besinlerdir. B-6, B-12 ve folat beyin için önemli vitaminlerdir ve kepekli gıdalarda bulunan bu vitaminler beyini sağlıklı tutmaya yardımcı olmaktadır. Sadece tam tahıllar değil elbette, eş zamanlı olarak diyetinize et, balık, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri gibi şeyler ekleyin.

Kalsiyum ve D vitamini kaynakları:

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitülerine göre yaşlandıkça yaşamımız için mutlak önem arz eden mikro besinler listesinde kalsiyum ve d vitamini yer alıyor. Kemik dostu kalsiyum, kemiklerinizi güçlendirir ve yaşlandıkça görülmesi daha muhtemel olan kolon kanseri ve yüksek tansiyon riskinizi azaltır. Diğer taraftan D vitamini ek olarak bağışıklık sisteminize olumlu katkı sağlayarak sizi koruyacaktır. 50 yaş ve altındaki kadınların günlük 1000 miligram kalsiyum ve 600 ünite D vitamini alması gerekir. 51 yaş ve üstü kadınlarda kalsiyum alımları 1.200 miligrama kadar çıkarılmalıdır. Kemiklerinizi sağlam tutmak için inek sütü gibi kalsiyum bakımından zengin yiyeceklere ve D vitamini kaynağı olan somon ve ton balığı gibi balıkları beslenmenize eklemenizde fayda var.
Yaşlanma Karşıtı Kuruyemişler; Fındık, badem, ceviz, kaju ve daha birçok kuruyemiş yaşlanmaya karşı etkili besinlerden biridir. İlerleyen yaşa bağlı olarak ortaya çıkan kalp sorunları, sinir ve kanser gibi hastalıklarda kuruyemişin bu hastalıkları önlemeye yardımcı olduğunu gözlemlenmiştir.

Günde En az 8 Bardak Su Tüketin!

Yeterli miktarda su içmek, vücudunuzdaki her sistemin işlevini korumanıza yardımcı olur. Yaş ilerledikçe vücut su kaybetmeye başlar. Su sağlık için oldukça önemlidir ve tüketimine dikkat edilmesi gereklidir. Su, aynı zamanda vücut ısınızın kontrolünde, eklemlerinizin yumuşamasında vücudunuza yararlı olacaktır ve yorgunluğunuzu giderebilecektir. Susuzluk herhangi birinin başına gelse de, 2017 yılında yayınlanan Mayo Klinik araştırmasına göre yaşlandıkça böbrekleriniz su tasarrufu daha az yapar ve susuz kalma ihtimaliniz artabilir. 2005 yılında Ulusal Dahili Bilimler Akademisinin kılavuzuna göre günlük su tüketim miktarı 9 bardak olmalıdır.

Alzheimera Balıkla Meydan Okuyun!

Balık eti beyninize iyi gelen bir omega-3 yağ asidi cinsi olan DHA’dan zengindir. Düşük DHA seviyeleri araştırmalara göre Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilmiştir, ancak yine araştırmalara göre yeterince alındığında hafızanızı ve yeni şeyler öğrenme yeteneğinizi arttırabildiğiniz gösterilmiştir. Tekrar edersem, haftada en az iki öğün balık yemenizi tavsiye ediyorum.

Kansere Kırmızı Besinlerle Karşınıza Alın!

Çilek, domates, karpuz ve turuncu biber gibi kırmızı sebze ve meyveler likopen açısından zengin olan besinlerdir. Bu tür kırmızı besinler kansere karşı mücadele de etkilidir ve aynı zamanda inme riskinizi azaltabilir.

Bağışıklığınızı Koyu Yeşil Yapraklı Sebzelerle Güçlendirin!

Yaşınız ilerledikçe vücudun mikroplara karşı savunması güçleşmektedir. Bu savunmayı güçlendirmek için brokoli, karnabahar, brüksel lahanası gibi lahanagiller ailesine ait gıdalar tüketerek hem savunma mekanizmanızı güçlendirip hem de kansere riskinizi azaltabilirsiniz. Bağışıklık hücrelerinizin performansını arttıran ve böylece zamanla hastalıklara neden olan ve hücrelere zarar veren toksinlerle daha iyi savaşmayı sağlayan sulfonopren adında bir kimyasal içerirler.

Uzun Soluklu Bir Sağlık için Baharat Kullanın!

Baharat bulundurduğu antioksidanlar sayesinde yıllar boyunca sağlığınızı güvende tutar. Tarçın kolesterola ve şekere iyi gelirken zerdeçal sizi alzheimerdan ve depresyondan koruyabilir, sarımsak damarlarınızı açık tutarken zencefil enflamasyonu baskılar. Kısaca baharatlar doğru ve taze tüketildiğinde fayda sağlar ancak yaş ilerledikçe düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin baharat kullanırken azami dikkat etmeleri gerekir. Bir çoğunun ilaç etkileşimi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Yüksek Proteinli Bitkisel Besin Kaynakları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Yüksek proteinli bitkisel besin kaynakları ile vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel besin maddeleri söz konusu olduğunda, protein listenin başında gelir. Kasların onarılmasından, bağışıklığı güçlendirmeye kadar sizi güçlü tutan proteinin bitkisel kaynaklarını biliyor musunuz?
Proteinler hücrelerimizin düzgün çalışmasını sağlayan en önemli moleküllerden biridir. Proteinler, amino asitlerden oluşur. Vücudumuzun yapısı ve işlevi proteinlere bağlıdır. Vücudun hücreleri, dokuları ve organlarının düzenlenmesi protein olmadan gerçekleşemez. Proteinler hemen hemen her biyolojik süreçte rol oynar ve işlevleri çok çeşitlidir. Vücuttaki proteinlerin temel işlevleri, dokuları inşa etmek, güçlendirmek, onarmak ve yerine koymaktır. Kas dokusunun kendini yenileyebilmesi ve gelişebilmesi için de vücudun proteine ihtiyacı vardır.
Protein vücudumuzun yapıtaşı ve birçok savunma mekanizmasında yer alan bileşiğin ana malzemesi. Dolayısıyla proteinden eksik beslenmek bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Kaliteli proteinler tüketmek istiyorsanız, yumurta, et, balık, peynir, süt-yoğurt, kuru baklagiller gibi besinleri beslenme programınıza eklemeye özen gösterin.

Yüksek Proteinli Bitkisel Gıdalar

Sadece hayvansal gıdalardan protein alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, bitkisel kaynaklardan da protein alabileceğinizi hemen söyleyelim.
Bitkiler, hücresel yapı bakımından hayvanlar kadar canlıdır, bu nedenle de protein içeriği vardır. Özellikle baklagiller, protein açısından zengin bir bitki kaynağıdır.

Nohut

Nohut, protein ve lif açısından oldukça zengindir. Ayrıca nohutta protein ve lifin yanı sıra demir, çinko, vitamin ve mineraller de bulunur.

Kinoa

İyi ve kaliteli protein, tüm gerekli aminoasitleri içeren, vücutta kullanılabilirliği yüzde 100 olan proteindir. Hayvansal proteinlerin tümü bu gruba girer ve kinoa bu grupta olan birkaç bitkisel gıdadan biridir. Pirinç ve buğday gibi tahıllarla kıyaslandığında daha kaliteli ve yüksek protein içerdiği bilinmektedir.

Badem

Badem, yüksek miktarda protein içermesinin yanında, C vitamini açısından da oldukça zengindir. Bu da cildinizin ve saçlarınızın sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca badem, günlük önerilen magnezyum alımının % 61’ini sağlar; bu da şeker isteğini azaltmaya, Premenstrüal Sendrom – PMS (adet öncesi sendromu) ile ilgili krampları yatıştırmaya, kemik sağlığını iyileştirmeye, kas ağrısını ve spazmlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

Chia Tohumları

Chia tohumu, yüksek miktarda lif ve protein içerir. Karbonhidrat da içerir ama yüksek oranda lif olduğu için kana yavaş karışır. Böylece doygunluk hissi oluşur ve de uzun süre tok kalmanızı sağlar.

Kabak Çekirdeği

Bir avuç kabak çekirdeğinde yaklaşık 5 gram protein bulunur ve bu miktar günlük protein ihtiyacının %10’unu oluşturmaktadır. Kabak çekirdeği diğer protein değeri yüksek besinler gibi sizi uzun süre tok tutabilir. Kabak çekirdeği, lif ve mineral ve magnezyum deposudur. Kasları rahatlatan ve hava dalgalarını açmaya yardımcı olan bir mineraldir.

Patates

Bir başka gizli protein kaynağı da patatestir. Orta büyüklükteki bir patates 4 gr protein içerir ve bunun yanında günlük potasyum alımının yaklaşık % 20’sini karşılar.

Brokoli

Brokoli sadece müthiş bir lif kaynağı değil, aynı zamanda protein içeriği ile de şaşırtıcı bir sebzedir. Porsiyon başına pişirilmiş yarım bardak brokolide yaklaşık 2 gr protein bulunur.

Avokado

Özellikle yağ ve protein açısından zengin olan avokadoyu sporcular ve fitness ile ilgilenen kişiler yakından bilinir. Vücut dokularının ve cildin yenilenmesine yardımcıdır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar